sadece düsündügü icin idam edilmis kisi , benimle ayni sekilde düsünsün ya da farkli düsünsün önemlide degil hani.
bugun ,
adam öldüren,
alenen hirsizlik yapan ,
ona buna tecavüz eden ve bunlari videoya cekip yayinlayan ,
uyusturucu satip kazandigi paralarin 1 / 100 ü ile devlete okullar yaptiran ,
sinan Suner'in ölümü üzerine düzenlene bir protesto gösterisinde göstericiler ile askerler arasında çatışma çıktı. Bu çatışmada er zekeriya önge ölürken içinde erdal eren'in de bulunduğu 24 kişi gözaltına alındı.
Erdal eren'in eri kasten öldürdüğüne dair bir delil yoktu ama çok kısa bir sürede davası görüldü ve 19 mart 1980'de idama mahkum edildi. idam kararı iki kez bozulmasına rağmen infaz 13 aralık 1980'de gerçekleşti. Erdal eren ifadesinde 'inzibat erleri üstüme geldiğinde panik halde saklandığım evin bahçesinden gelişigüzel ateş ettim yedek şarjörüm tabancamda 5 tane daha mermi vardı eğer öldürmek isteseydim hepsini kullanırdım' diyor. Burada en önemi nokta ise bence ben saklandığım bahçeden ateş ettim diyen bir çocuk. bu durumda ölen erin göğsünden vurulması gerekmiyor mu yani akıllı mantıklı bir şekilde düşününce ama bu er sırtından vurulmuş dahası erdal'ın tabancasından çıkan mermiyle eri öldüren merminin aynı olup olmadığı bile araştırılmamış. Bugün onu idama gönderen adamın yaptığı darbenin olduğu gün .ellerim titremeden imzaladım asmayalım da besleyeli mi yine olsa yine yaparım diyen adamın tarihimize çaldığı kara gün. O hala 18 yaşında benim için benim yaşıtım gencecik bir fidan.
Kenan Evren'i aradan geçen yıllara rağmen savunmaya geçiren, gencecik yaşta yaşama veda etmek zorunda bırakılan insandır. Netekim diye başlamıştır savunmasına.
orta yaşın hafif üstünde düzgün bir kadın düzgün bir yolun ortasında düzgün bir binanın önünde bağırıyordu..
-ama yapmayın o daha bir çocuk! hala sırtına havlu koyasım var onun, vakitsiz terlemelerde üşütmesin diye. yapmayın o daha bir çocuk!
ama yapmayın diyordu kadın o daha bir çocuk. düzgün metallerle kaplanmış ve hiç penceresi olmayan bir cezaevi aracının içindeydi 16 yaşındaki çocuk. yüzü görünmüyordu çocukların, sadece bir tanesinin eli.
ama yapmayın diyordu kadın "o daha bir çocuk!" ama yapmayın diyordu tanrı o daha bir çocuk!!
boş gecelerini vermek değildir devrim;ona "ömrünü"vermektir. sözünü tüm türkiyeye yaşatarak öğretmistir. devrim içini ömrünü vermiştir. daha 17 yaşindayken inanmayanlarla yaşamaktan daha cazip gelmsitir indiklari için ölmek. eğer gerçekten bir askeri öldürdüyse ki bu kayitlarda pek net değildir, adil bir sekilde yargilanip cezalandirilmaliydi ama asla yangindan mal kacirir gibi degil hele önceden planlanmiş bir idama kilif uydurmak için hiç değil!!! yazik olmuştur erdal a yazik olmuştur düzene boyun eğmek zorunda kalan emir kulu zekeriya onge ye ve yazik olmustur böyle bir lekeyi tarihine geçiren TüRKIYE ye.
sadece genç olduğu için normal üstü bir öfke ve üzüntü yaratmış olmasına anlam veremediğimdir. 17 ya da 27 ya da 37, o dönemde pek çok devrimci insanın bedeni yok edilmiştir. diğerlerinin de pek çoğu başına gelecekleri bilseler de yollarından dönmemişlerdir. ve onlar da insandırlar; onlar da ağlamışlardır en az bir kere, onlar da gülümsemişlerdir mutlaka. bir sembol olarak anılmasını anlayabilsem de diğerlerinden daha fazla üzülünmesini anlayamam bu gence.
devrimci bedenler bir bir öldürülürken devrimci ruhun hiç öldürülemeyeceği düşünülüyordu ama bugünkü aktivistlerin sayısı göz önünde bulundurulduğunda yanıldıklarını anlayabiliyoruz erdalların, denizlerin, hüseyinlerin...
17 yaşındaydı henüz... evet yanlış duymadınız on yedi... o-n-y-e-d-i... on altı'dan sonra geliyor hani.. darağacının ucunda sallanan o cansız beden henüz o kadar toy, o kadar tazeydi ki.. nasıl akıllarına geldi acaba öldürülecek kadar kiri, lekeyi içinde barındırdığı.. hangi hastalıklı beyinler yakıştırdı ona bu sonu.. şu anda burda bulunanların bir çoğundan ufaktı o. kardeşimiz yaşındaydı belkide. sırf ilmeği boğazına geçirebilmek için bir sene büyütüldü yaşı... bu sorumuluğu, bu vicdani lekeyi nasıl taşıdılar yıllarca cuntanın neferleri..marmaris'de resim çizerek stresini atıyor herhalde paşamız.. nasıl uyuyor acaba geceleri.. on yedi yaşında bir çocuğa iftira atıp, soğuk bir ipin ucunda can çekişe çekişe öldürmek hangi vicdanın hazmedebileceği bir şey. rüyalarına girmiyor mu erdal? o saf, temiz suratı gözünün önüne gelmiyor mu hiç? aman bendeki de soru.. on yedi yaşında bir çocuğu öldürdükten sonra "asmasaydık da beslesemiydik" diyebilecek kadar geniş olduğuna göre... boşverin siz bunları, resim çizmeye devam paşam... içiniz rahat olsun...
bu coğrafyanın orta yerinde bir fosebtik çukuru deşilmişcesine pis kokular yayılmakta etrafa.tarihimizin mesut ve bahtiyar hikayelerinin baş döndürücü huzemelerini anlatta gelen resmi tarih söylemcileri acaba halının altındaki pisliklerini daha ne kadar bizden kaçıracaklar.erdal eren de o mutlu hikayelerin altında debdebe içerisinde ezilen onlarca kimliklerinden biri.odtu lü sinan sumerin cenazesinde protesto eylemcileri içeresinde erdal da vardır.cenazenin sonuna doğru inzibat askerleriyle göstericilerle çıkan çatışma sonucu bir inzibat askeri sırtından vurularak öldürülür.yakalanan erdal erenin üzerinde silah bulunmasından dolayı erdal bu olayın faili olarak gözaltına alınır.yapılan otopsilerde askerin erdal la aynı yöne koşarken sırtından vurulduğu belirlenir.ortadaki iddialar çok zayıf,deliler ise yetersizdir.yapılan yargılamalara karşılık yargıtay 3. dairesi idam kararını 'yeterli delil olmadığı' gerekçesiyle iki kere üst üste bozar. sonunda 20 kasım günü toplanan askeri yargıtay genel kurulu, 3. daire'nin ısrar kararını kaldırarak sıkıyönetim mahkemesi'nin erdal'ın idamına ilişkin kararını onar.oysa erdal daha 17 yaşındadır bu olay olduğu vakit.ortada suç teşkil edilecek bir durum olsa bile yaş sınırından dolayı idam cezası uygulanamazdı.ışte bu vakit resmi tarihimizin künyesine işlenecek o vecizelerden birini patlatır dönemin astığı astık kestiği kestik zatı tarafından asmayalıp ta besleyelim mi?
nitekim beslenmez erdal 13 aralık 1980 gunu idam edilir.ondan geriye savaş ay ın karelediği son bakış fotografı kalır,ondan geriye resmi tarihimizin mutlu hikayelerinin karanlık yanı kalır,ondan geriye bu ulkenin yeri gelince genclerini bir cırpıda harcayabileceği kalır,ondan geriye ölümcül ve kirli bir gecmişimizin olduğunu hatırlatan satırlar kalır...
12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasından tutuklanmış ve 13 Aralık 1980 tarihinde asılarak idam edilmiş olan, yasadışı TDKP üyesidir.
26 yıl önce kendi devleti tarafından 17 yaşında öldürülmüş gencecik beyin...
şimdi bu devlet bana 18 yaşından küçükler reşit değildir, yaptıkları eylemden tam olarak sorumlu değildir mi diyor,
bu devlet sırf sesini yükseltti diye araştırmadan ölüme yollayıp adalaetten mi bahsediyor.
dönemin cumhurbaşkanı * eski başbakanımızın * cenazesinde o dönemdeki bazı cezalardan pişman olduğunu söylerken neden ölüm yıldönümünde çıkıp erdal eren konusunda yaptıklarını, belki de pişmanlıklarını açıklamıyor. *
hani sormadan edemiyor insan 17 yaşında bir gencini öldüren ülkenin hukuk sistemine
ne denir? ***
askolsun sana cocuk askolsun demek geçerken içimden birilerine yazıklar olsun denmesi gerektiğini görüyorum.
basınımız tarafından 17 yaşındaki gençlere sizin akranınızdı şu sebeplerle sizin yaşınızda öldürüldü denmiyor. ne adı ne ölüm nedenini biliyor akranları...
ve hala aklımızda son bakis
hatırladıkça gözlerimin dolmasına sebep olan "çocuk". o'nun hikayesi askeri cuntanın ne kadar adam olduğunu gösteriyor aslında.
tek sucu iktidarla farklı görüşlere sahip olmakti. ne inzibat erini vurmustu ne de devlete ihanet suçu sayılabilecek bir protesto gösterisinde yer almisti. 7. cumhurbaşkanı-mız yaşını büyütmediğini iddia etse de onun zekeriya önge'yi vurduğu iddia edilse de bunlar da cunta ve destekçileridir işte. son bakışını görmek isteyenlere: http://www.sodev.org.tr/kisiler2/erdal_eren.jpg
12 eylül cuntasının karanlığında yaşı 17'den 18'e mahkeme kararıyla büyütülerek idam edilen liseli bir gençtir erdal eren. o kahraman değildir, olması da gerekmez. suçlu mu, suçsuz mu bu da o kadar önemli değil. (gerçi buz gibi ortadır bilirkişi raporunda erdal'ın suçsuzluğu) devletin dişlerini ne kadar sivriltebileceğini gösteriyor bize. idamın ne kadar olağanlaşabildiğini... ve diyor ki insanlar çocuklarına: sakın ha! aman oğlum/kızım bak biliyorum bu düzen kötüdür; ama sakın ha! sen dersine çalış, oku. ileride düşün bunları. bir erdal eren vardı, yaşını mahkeme kararıyla büyütüp idam ettiler, allah korusun...
tahtaya vurmayın ablalar abiler. taşlara kafalarınızı vurun. sustu herkes, tüm gençler sustu. hiçbir şey yok dillerde, sevinç yok dillerde veya umutla söylenen sözler... önümüzdeki maça bakacağız diyor insanlar. diğerlerini geçmek için daha çok çalışacağım, üç dil öğreneceğim, çift master yapacağım diyor. binlerce sınava hiç gocunmadan girip, standart sapmanın bana vereceği tüm avantajları da kullanarak tüm gençliğimi tahta sıraların üstünde geçireceğim diyor.
sakın ha demeyin artık, nolur demeyin. hala karanlık odalarda kola şişeleriyle gençleri iğfal ediyorlar. sevimli bir ressam dede oluvermedi mi kenan evren? yetmez mi bu belleksizlik, sinmişlik?
sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
ancak olanak yok. düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.
cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. o kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. işte bu durumda ölü korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
mesele benim açımdan kısaca böyle. ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.
anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.
sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
devrimci selamlar
oğlunuz erdal eren
tarih 13 aralık 1980... 12 EYLÜL FASiST CUNTASI onu 17 yasında idam sehpasına gönderdi... karar ve idamı aynı zamanda hukuk katliamı olarak tarihe gecti... Darbeciler ona idam gömlegi giydirerek yükselen genclik hareketlerinden intikam alıyorlardı... bütün dünya Erdal EREN'in 17 yasında idam kararına karsı ayaklanırken cunta sefi Kenan Evren'de su lafıyla tarihe gececekti: 'ASMAYALIM DA BESLEYELiM Mi? '. Cuntalar , cuntacı fasistler , onların uzantıları ,kurumları, kalemleri, köpekleri bir tarafta Erdal EREN bir tarafta ... BiZE DÜSENSE UNUTTURMAMAK...
17 yaşında olmasına rağmen çoğu yaşıtına göre bilinçli ve vatanperver olan,sadece türkiye cumhuriyeti halkının refahını,gençlerin bilinçlendirilmesini,ülkenin tam bağımsız olmasını isteyen erdal yaşı büyültülerek asılmıştır;öldürülmüştür.
Bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
Bir yaz güneşi gibi eritir bu terkedişler
Bir an duruşu gibi ömrün bitişi gibi
Veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler.
Aman aman yandım amman
Acı yüzler kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
kendisinin, ideolojik düşünceleri, yaşadığı olaylar ile karıştırılmamalıdır.
nice adamlar vardır, hukuğun h'sini göremeyen. erdal'ın savunduğu düşünceler ile sevişmeye gerek yoktur. olayın, erdal'ın düşünceleri ile uzaktan yakından alakası yoktur.
o yıllarda, içeri giripte, işkence görmeyen var mı?