17 yaşında kocaman bir çocuktu. büyümüşlüğüne inat bakan gözleri ile cesaret ve onurun timsali idi. hala yaşıyor demek abartı sayılmaz zira sadece yaşamıyor savaşıyor da.
rüzgarlara adını yazdım
yapraklar uğuldar şimdi
geceye yıldız çaldım
gözlerin parlar şimdi
acını yüreğime kazdım
ağıtlar susar şimdi Erdal Eren, yiğit kardeşim
susuşuna yağmur
düşlerine güller yağsın
dağlar son sözlerinle
uçurumlar gülüşünle yankılansın
güneşli bakışların
ülkemin şafaklarına kalsın Erdal Eren, güzel kardeşim
bir halkı astılar bir sabah
ölümü geçirirken senin boynuna
generaller küçüldü sen büyüdün
yarınların özgürlüğü adına
küçük yaşta büyük ölümle öldün
yaşasaydın ağabey diyecektim sana Erdal Eren, ölümsüz kardeşim...
Duymadı o kara ses
duymadı Eren'lerin sesini
Yok edilmeliydi Erdal,
Vatan hainiydi çünkü
Tan yeri ağarmadan
uyandırıldı Erdal,
pişmanlık yoktu gözlerde
suçlu değildi çünkü
Küçücük bir boyun
geçirilirken yağlı urgana
sallandı darağaçları,
titredi toprak,
ağladı gökyüzü,
dövündü Deniz,
titremedi, duymadı
kara beyinler
verilmiş ölüm emri,
yoktu çaresi ölümden gayrı,
Eren değildi darağacında sallanan
Bir ülkenin geleceği,
O günden sonra,
Üç maymunu oynadı,
Koskoca Türk Gençliği..
bu akşam yine aklıma düşen, yürek burkan bir hayat hikayesinin baş kahramanı.
yapmak istedikleri, düşündükleri, inandıkları ve o yüreğinde taşıdığı koskoca bir dava aşkı vardı erdal'ın..
bir şeyler yapmak istedi ama izin vermediler..
çocuktu daha..
kimbilir ne hayalleri vardı, hiç bir zaman gerçek olamadı..
işlemediği bir suç yüzünden gitti darağacına, en çok da bu koyuyor ya adama..
o idam hükmünün altına imza atanlar, şimdi rahat uyuyorlar mı acaba be erdal merak ediyor insan..
hep 17 yaşında kalan o koca yürekli çocuğa saygıyla..
çocuktur. 17 yaşında bir çocuktur, neye inanırsa inansın bu çocuğun düşünceleri değişebilir. bu çocuk inandığı şeyler değil cinayet zanlısı olarak görüldüğü için bir cinayete kurban gitmiştir. yoksa yemişim solculuğunu sağcılığını.. 17 diyorum olm 17..
inanmis bir solcu, davasi icin olume giden devrimci. erdal eren, yukarida gene bir takim kemalistlerin kendisini, kendini idam eden asagilik, eli kanli kemalist ideolojiye yamamaya calismasini hakedecek hicbir sey yapmadi. kemalizm denilen diktatorlugu yikarak insanca bir duzen kurma hayali pesinde olen erdal'a yapilabilecek en buyuk hakaret herhalde onu kemalist nutuklarla, soylemlerle mesrulastirmaya calismak olurdu. sozluk kemalist taifesi bunu da denedi en sonunda.
keşke erdal'ın, deniz'in, yusuf'un, hüseyin'in ve daha birçoklarının idamları satın alınan bir mal olsaydı. bunu bize satan mallara aynen iade ederdik...türkiye daha güzel bir ülke olurdu...
ilahi erdal. bak gördün mü en azından senin hakkında atıp tutan biri, senin sayende "che gavara" yazmıyor artık. gerçi o da bir garip. bu kadar yazıyı okuyup, tek yaptığı şey entrysini silip, gitmek olan bir yazarın, olay başlığına aksedilince entryi geri yazması, ama bu kadar yazıdan sonra değişen tek şeyin "che gavara" olması... yazık, çok yazık...
(bkz: cevab veremedi)
edit: o diil de a.q, ayar yiyen entrysini siliyo be birader. madem yazdığın yazının arkasında duramayacaksın, yazma ulan. hayret bi şey.
bizim oralarda bir laf vardır; "yiyemeyeceğin orağın altına yatmayacaksın" diye. ya da bunun gibi bir şeydi; tam emin değilim...
ömrü boyunca insanların okumasını, eğitim almasını ve bunlar karşılığında para ödememesini istemiş, bu uğurda savaşmış, savaşın sonunda idam edileceğini öğrendikten sonra bile yılmamış, düşüncelerinden taviz vermemiş, çocuk bedeninde dev bir "yürek" taşımış, yaşı küçük; "büyük insan".*
ölümsüzlüğe uğurlanışının 27. yılında birileri; "latin amerikali zibidi che gavara'yi taklide yeltenerek turk devleti'ni yikmaya kalkan, sonra da turkiye'de bir sovyet cumhuriyeti kurarak rusya'ya eklemeye calisan guruhtan bir kisidir." demiş... ömrü boyunca savunduğu, haykırdığı "tam bağımsız türkiye" ilkesinin ne olduğunu bilmeden, anlamadan. üstelik kendisini gerilla mücadelesi vermiş che gavara'yla*** kıyaslayarak. bilmeyenlere ek notlar; che guevara, mcadelesini bütün siyasi rejime karşı, gerilla taktiğiyle uygulamıştır. erdal eren ise yalnızca ama yalnızca anayasa'nın kendisine verdiği hakları kullanarak protesto eylemlerinde bulunmuştur. bu açıdan kıyaslanmaları son derece yanlış, ve en hafif tabirle "cahilliktir". bunun yanı sıra, hiçbir devrimci, türk devrim süreci boyunca türkiye'de bir sovyet devleti kurma amacı gütmemiş, yalnızca ama yalnızca ülkenin "kayıtsız şartsız" tam bağımsız olmasını, ülke genelindeki tüm "vatandaşların" eşit haklardan yararlanıp, sınıf, dil, din, ırk farkı gözetilmemesini istemiştir. bunlar da tüm t.c. anayasalarının başlangıç ilkelerinde olani fakat "iktidar sahiplerinin" tam anlamıyla uygulamadığı maddelerdir.
ölümsüzlüğe uğurlanışının 27. yılında birileri; "yasi kucuk falan da degildir. resmi kayitlarda 18 ise 18'dir. 18 yas da yasalarimiza gore resit sayilmak icin yeterlidir." demiş... erdal eren'in, işlediği "iddia edilen" cinayet suçu vuku bulduğunda 17 yaşında olduğu, ispatlanmış bir gerçek; yaşının mahkeme kararıyla 2 gün içerisinde büyütüldüğü de aşikârken. yani birilerinin bahsettiği "resmi kayıtlar", "memleket dahilinde iktidara sahip olanlar" tarafından değiştirilmiştir. bu birileri 18 yaşın, reşit sayılmak için yeterli olduğu bilgisine de vermiş bize. sağolsun var olsun. duacıyız...
ölümsüzlüğe uğurlanışının 27. yılında birileri; "idam edilmesi hic bir seyi halletmemismis" demiş... erdal eren'in adı geçen cinayeti işlemediği, otopsi, balistik raporları ve görgü tanıkları tarafından "açıkça" ispat edilmiş olduğu halde. merak ediyorum, bunu iddia eden bu arkadaşlar, sokak ortasında bir gazeteciyi, "abilerinden ve reislerinden" duyduğu saçma iddialar yüzünden sırtından vurarark öldüren o.s.'nin cinayet sonrası haber bültenlerinde "o.s.(17)" şeklinde geçtiğini görünce ne hissetmişlerdir. gerçi bu kadar vicdan yoksunu iddialarda bulunan insanlar bu iki "zanlı" arasındaki farkın nedenini göremeyecek kadar da kördürler. neyse...
ölümsüzlüğe uğurlanışının 27. yılında birileri; "bunun gibi canileri bagislamak neyi hallediyo peki ? bu tip suclarda idam adaleti yerine getirir ve devleti ortadan kaldirip, ulke topragini baska bir ulkenin topragina katmaya meyillenenlerin yildirir." demiş... hakikaten düşünüyorum yaa, eğer erdal eren idam edilmeseydi, şu an ne bu rehaf(!) seviyesinde olurduk, ne bugün sahip olduğumuz eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalitesine yükselirdik(!), ne borsamız bu kadar yükselirdi(!), hatta ve hatta futbolda bile bu kadar başarılı olamazdık. iyi ki idam edilmiş bu erdal yahu.. yine merakımdan soruyorum; acaba bu iddia sahipleri, 30000'den fazla kişinin ölümünden sorumlu olan "abdullah öcalan"ın hala "asılmayıp beslendiği" ülkelerinde neden protestoeylemlerinde bulunmuyor. acaba erdal eren bu o.ç.* dan daha mı çok suç işlemiş bu iddia sahiplerine göre. neyse...
ölümsüzlüğe uğurlanışının 27. yılında birileri; "daha ne olsun." demiş... hakikaten daha ne olsun. erdal gitti, ortaklık bitti. ne güzel hepimiz satılmış bir medyanın kuklası olarak bize ne veriliyorsa onu alıyoruz. evlerimizde konuşulan tek şey dizilerdeki olaylar, maçlar. gençlerin ülke siyaseti hakkında hiçbir fikri yok, ya da varsa bile "abilerinden, reislerinden" duydukları ile sınırlı. medya gaz verince sokaklara dökülüp "her türk asker doğar" diye bağırıyoruz. birkaç gün sonra bir maç ortaya çıkınca tüm o kızdığımız şeyleri unutup "ulan norveçe ne koyduk beee" diyoruz. hakikaten ya, daha ne olsun...
entrymi sonuna ulu önder atatürk'ün "bursa nutku"nu da ekleyeyim ki, "abilerinden, reislerinden" başka bilgi kaynağı olmayanlar, belki merak eedip bir şeyler öğrenir.
"türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük kıpırtı ve davranış duydumu, 'bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır' demeyecektir. hemen araya girecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, 'polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, 'demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek!' onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, ismet paşa'ya ve meclis'e telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, 'ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek benim görevimdir!' işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği!"
idamından sonra yıllarca üzerinden ucuz propagandalar yapılmış, olayın cereyan bulduğu yerde protesto için değil, rica için gittiği söylenen, devrimde uzaktan yakından alakası olmadığı halde yıllarca devrimci geçinenler tarafından söylemek istemesem de kullanılan, temiz yüzlü, güzel huylu bir anadolu çoçuğudur kendisi. çocukluğunun geçtiği ortamda herkes tarafından sevilen biriymiş rahmetli. hakkında çok şey duydum ama hiç birisi de kötü değildi, zira eniştemin kuzeniydi kendisi. Allah rahmet eylesin...
idami ile bize fasizmin ne kadar futursuzlasabilecegini gosterek, fasizme karsi omuza omuza vererek ona gecit vermemizi bize her an hatirlatan insan,cocuk,devrimci...
(bkz: no pasaran)
suçsuzluğu birden fazla bilirkişi raporuyla sabit olan insan. bırakın örgüt kurup adam vurmayı, tek bir mermi ateşlemişliği bile yoktur, en azından kriminal incelemeler bunu söylemektedir. yani "adam vurmuş lan o zaman haketmiş" diye idamını savunmak geçersiz ve gereksiz bir eylemdir.
şimdi düşünüyorum da aynı suçtan bugün yargılansaydı haber bültenlerinde bile "e.e. (17)" şeklinde geçecekti. çünkü artık çok demokratik olduk biz. ne diyor medya kanunumuz bizim;
"on sekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının, kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapanlar bir milyar liradan yirmi milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. bu ceza bölgesel süreli yayınlarda iki milyar liradan, yaygın süreli yayınlarda on milyar liradan az olamaz" diyor. öyle "demoktarik"iz yani hesap et. peki kim yararlanıyor bu yasadan?
bakalım hemen...
ülke aynı ülke;
27 yıl önce cinayet suçuyla yargılanan 17 yaşındaki bir genç 45 günde 4 celsede, cinayeti işlemediği balistik raporları, görgü tanıkları, otopsi vs gibi bir çok şekilde ispatlanmış olmasına rağmen, o.ç. "zorti"nin açıklamalarına göre sırf "bir sağdan adam astık bir de soldan, eşitlememiz gerekiyordu" !!!adaletine!!! binaen asılıyor.
ülke aynı ülke;
şimdilerde, sokak ortasında gazeteci öldüren, kendini bir bok sanan, fakat sıçtığım bok bile olamayacak, 17 yaşındaki delikanlı (!) vatanperverler ise cinayetle yargılanırken adları tv'lerde o.s.(17) olarak geçiyor. yakalandığında askerler kendisiyle hatıra fotoğrafları çektiriyor. posterleştiriliyor. "beyaz bere"li götverenler sarıyor ortalığı. bu o.ç. pardon o.s. için methiyeler dizen i.t.*ler türüyor. olayın üzerinden aylar geçiyor. olay medya gündeminden uzaklaştırılıyor. ve bu o.ç pardon o.s hapishanede abileri tarafından özel ilgi ile "asılmayıp, besleniyor".
hangimiz 17 yaşında olmadı. ... o da oldu. ama son yaşıydı 17. cuntacılara göre 18 olmasını saymazsak...
hangimiz 18 i göremeyeceğini düşündü hayatı boyunca. ... o hayatının son aylarını bu düşünceyle geçirdi...
hangimiz aşık olmadı 17 sinde. ... o da oldu. ama bir kıza değil. ülkesine, halkına, davasına aşık oldu...
hangimiz 17 sinde mektup atmadı sevgilisine. ... o da çok mektup yazdı. ama hepsi ailesine. aşık olacak, aşkı tadacak zaman bulamadı...
hangimiz 17 sinde sevgilisinin elleriyle ısıtmadı ellerini. ... onun elleri yalnızca "kelepçe" soğukluğu gördü 17 sinde...
hangimiz kızmadı bağırmadı bir şeylere 17 sinde. ... o da kızdı, bağırdı. ama bizim gibi ota boka değil, bu düzene, "düzenlere" kızdı...
hangimiz reşit olmadığının farkında değildiki 17 sinde. ... o da farkındaydı. ama onu asan şerefsizler farkında değildi reşit olmadığının...
hangimiz çok büyüdüğü hissetmedi 17 yaşında. ... o da hissetti büyüdüğünü. ama gerçekten büyümüştü 17 sinde. büyük hayaller peşindeydi o...
hangimiz haksızlıklara isyan etmedi ki 17 sinde. ... o da isyan etti. arkadaşının öldürülmesine isyan etti çocuk yüreğiyle...
hangimiz ufak yaramazlıklar yapıp azar işitmediki babasından. ... o da işitti azarı. ama babasından değildi işittikleri. azar da değildi zaten...
hangimiz dayak yemedi 17 sinde. ... o da yedi. dayak da yedi. işkence de gördü...
hangimiz suçlanmadı bir şeyler için. hangimiz haksızlığa uğrayıp acı çekmedi ki ... o da suçlandı haksız yere. o da acı çekti. bir de tabure tekmeledi altından...
ve ayrıldı aramızdan.
insan haklarına, anayasaya, vicdana, etiğe, ulan arasan tff'nin yasalarına bile aykırıydı idam edilmesi. 45 günde, 4 celsede soldu hayatı bir gencin. cuntacılar "çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek" dedi diye kurban seçildi. cuntacıların "asmayalım da besleyelim mi?" şeklinde açıkladıkları örümcek kafalılıklarına kurban gitti.
yaşı küçüktü henüz. ama;
dev gibi bir yüreği vardı. bütün dünya halklarını sevdi o "küçük" vücudundaki "büyük" kalbiyle.
halkına inanıyordu henüz 17 sinde. ailesine yazdığı son mektupta "şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar." diyordu.
ölüme başı dik, korkmadan gidebilecek kadar cesurdu. kendi taburesini tekmeleyecek kadar onurluydu daha 17 yaşında. tıpkı kendisinden önce gidenler gibi.
kimse ağlasın üzülsün istemiyordu. ailesine yazdığı mektupta "sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz." diyordu.
şu an ağlıyorsam erdal, bil ki ne acizliğinden, ne zavallılığındandır senin. sana 17 yaşında idam sehpasını uygun gören orospu çocuklarını durduramadığımıza ağlıyorum. onların hala oksijen tükettiği bir dünyada senin gibi bir "babayiğidin" yaşamıyor olmasına ağlıyorum. "mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur." demişsin. sen mücadeleni sonuna kadar en iyi, en onurlu şekilde sürdürmüşsün de karşındakiler nasıl bu kadar onursuzlaşmış, ona ağlıyorum. yemin ederim erdal, yemin ederim "ölümüne" değil bu göz yaşları. seni görememişim, ona ağlıyorum.
apo ve benzerleri yaşarken yok yere asılan kişi.
90'lar sonrası hemen hemen tüm siyasi olayları çocuk gözüyle de olsa takip eden biri olarak; idamı neden bu kadar gerekli görüldü ki. ve neden ömür boyu hapis vs ile cezalandırılmadı büyük bir suçlu ya! bir afa denk gelirdi ve özgür biri olurdu bir gün.
bu ülke kaç tane af gördü. ve bu af ile tekrar tekrar suç işleyip hapse dönenleri. terörist başı ve onun gibiler bile yağlı ipten uzak. idam ab için a.y'dan kaldırıldı. ama ne oldu ab'ye girebildik mi?
erdal eren'in yaptıkları kötüdür, yanlıştır belki bugün bunu konuşmak için çok geç. ölüm müydü çözüm? başka cezalandırma yolu yok muydu?
zamanında henüz 20'lerini sürenleri gözü kırpmadan asanlar , öldürenler belki vicdan içinde memnundurlar. bu onların sorunu!
ama bu zor günlerde esas sorun idamın hak ettiği kapılara değil hak etmeyen kapılara uğramasıdır. ve idam artık yoktur.
erdal eren 12 eylül denen insanlık suçunun en keskin tarafıdır. yaşının büyütülmesini geçtim, idam cezasının barbarlığını geçtim, hapishanedeki son günlerinde gördüğü işkenceleri de geçtim, her şeyi geçtim ama işlemediği suçtan dolayı idam edilmesini ve kenan evren isimli hala bir kısım aklıevvel tarafından ülkeyi kurtaran adam zannedilen şahsın "dedikodu olmasın diye bir onlardan astık bir öbürkülerden" mealli laflarını geçemedim. askeri cuntayla yönetimi ve iktidarı devralmış bir insan hukuk kurallarını hiçe sayıp, ileride kendisine adaletsizce davrandı denilmesi ihtimaline karşı insanları haksız yere asıyor. ve kimilerinin vicdanı rahatlıyor. allah kimseye böyle bir vicdan vermesin.
erdal eren'in er zekeriya önge'yi öldürdüğü sabitleşmemiştir. yargılama çok fazla aceleye getirilmiş ve belki de cumhuriyet tarihinin en hızlı infazlarından biri gerçekleştirilerek, erdal 10 gibi bir süre sonunda idam edilmiştir. suçun kanıtlanamaması kısmı çok önemlidir. zira masumiyet karinesi denen hukuk kuralı der ki kişi suçluluğu ispatlanana kadar masumdur. bu kadar basit, aması fakatı yok. yetki sahipleri bir kişiyi zanlı olarak görüyor ve mahkemeye çıkarıyorsa, ceza vermek için suçunu ispatlamak zorundadır. şüphe sanıktan yanadır. modern hukuk, budur. şimdi emekli hakim ahmet turhan'dan dinleyelim bakalım neler olmuş.
"Erdal Eren davası 12 Eylül'den önce başlamıştı ama sıkıyönetim ilan edildiği için sıkıyönetim mahkemeleri vardı. Erdal Eren, sıkıyönetim mahkemesinde yargılanıyordu. Mahkeme, Erdal Eren'in inzibat eri Zekeriya Önge'yi bilerek, kasten, taammüden öldürdü diye idama mahkum etti. Avukatlar kararı temyiz etti ve dosya bize geldi. Ben raportör olarak atandım. Dosyayı inceledim ve diğer üyelere anlattım.
Erdal Eren'in eri kasten, bilerek öldürdüğü noktasında bir delil yoktu ve 15 Temmuz 1980'de kararı 2 muhalif oya karşı 3 oyla bozduk. Bozma kararımız üzerine dosya tekrar sıkı yönetim mahkemesine gitti. Yeniden yargıladılar Erdal Eren'i... Tekrar idama mahkum edildi. Temyiz edildiği için tekrar bize geldi. Yaptığımız inceleme sonunda 28 Ekim 1980'de kararı tekrar bozduk. Askeri Yargıtay Başsavcılığı kararı "onayın" diye bize göndermişti ama biz kararı yine yetersiz bulduk.
Kararı 2'nci kez bozunca yasaya göre Başsavcılık kendi tebliğnağmesine aykırı karar çıkınca itiraz hakkı olduğu için itiraz etti ve dosya Daireler Kurulu'na gitti. 15 kişilik heyette 2 muhalif üyenin oyuna karşı 13 üyeyle kararı onadılar. Hakkı Erkan ve Erdoğan Başhekim adlı üyeler bu karara muhalifti. Çünkü Erdal Eren asılmasın, en azından Ceza Kanunu'ndaki 59'uncu takdiri tahrir sebebi yani kendi takdirini kullanarak idam cezasına müebbete çevrilmesini istediler. Ama olmadı.
Ben idam kararına karşı çıktım. Çünkü Erdal Eren ifadesinde diyor ki; "inzibat askerleri üzerime doğru gelirken panikledim ve ateş ettim. Askerlerin hepsi benim hedef menzilim içindeydi. Yedek şarjörüm, tabancamda daha 5 tane mermi vardı. Eğer öldürme kastıyla hareket etmiş olsaydım bunların hepsini kullanırdım. Askerler üzerime gelince ben gelişi güzel ateş ettim" diyor. Burada çok hassas bir nokta var; Vurulan erin cesedinden çıkarılan mermi çekirdeği ile sanığın tabancasından çıkan mermi çekirdeklerinin doğru dürüst mukayesesi yapılmadı. Olay yerinde iki tabancaya ait boş kovanlar bulunuyor ama onların Adli Tıp'a gönderilip mukayesesi yapılmadı. Eri vuran kurşun yüzde 100 Erdal'ın tabancasından çıktı diye bir şey yok dosyada. Çünkü incelenmemiş.
En önemlisi; Erdal Eren girdiği bir evin bahçesinde sinmiş bir yere. Askerler geliyor. Elinde de kendi tabancası var, gelişi güzel ateş etmiş. Diyelim ki gelen askerleri hedef gözeterek ateş etti. Üzerine gelen askerlerden biri öldüğüne göre göğsünden yara alması lazım. Halbuki vurulan asker sırtından vurulmuş. Bu durumu Avukat Niyazi Ağırnas duruşmada söyledi ve 'bir provokasyon olabilir' dedi. Benim vicdani kanaatim provokasyon vardır ya da yoktur diyemem ama yüzde 100 Erdal'ın tabancasıyla vurulduğuna dair kesin delil yoktu. O nedenle ben iki defa kanaatı bozdurdum. Benim görüşüm doğrultusunda Yargıtay 3. Dairesi ama Daireler Kurulu da 2 muhalif üyeye karşı onadı."
şimdi tabii yukarıdaki uzun yazıyı okumak işine gelmeyecek birilerinin ben kısa bir özet geçeyim. diyor ki, erdal karşıdan gelen askerlere ateş ettiğini söylemiş ama ölen asker sırtından vurulmuştu ve askerin bedeninden çıkan kurşunlarla erdal'ın tabancası karşılaştırılmadı. erdal'ın bu suçu işlediği hiçbir zaman kesinlik kazanmadı. yukarda yazmıştım hani, masumiyet karinesi ve şüphenin zanlıdan yana olacağı gibi lafları, hah işte onları da zaten sizi kandırmak için yazdım, aslında hukuk tarihinde böyle kavramlar yok. böylece kendi yazdıklarıma atıfta bulunarak şanlı 12 eylül dönemine ve o dönemin şanlı komutanlarına kara çalmaya çalıştım.
erdal eren ne yazık ki, türkiye'de ordu ve sağ'ın amerika'ya göbekten bağlı olduğu gerçeğini görmek istemeyen insanların dilinde meze ediliyor. our boys have done it'ler, her yediği boku amerika'ya rapor eden sağ siyasetçiler havada uçuşurken insanlar yalandan milliyetçilik yapıyor. tamam kardeşim, sen yap gene milliyetçiliğini. gene kendini dünya'nın lideri olarak kur kafanda, islamcısından milliyetçisine tüm partilerin amerika ilişkilerini görmezden gel, stratejik önem gibi balon bir kavramla mastürbasyonunu yap rahatla, ama gözünü seveyim erdal eren'in adını ağzına alma. kenan evren çıkıyor arada bir tv'ye, abbas güçlü'nün porgramına filan, git orda "paşam paşam" diyen abbas'ı dinle, kenan evren'e gülücüklerle-alkışlarla karşılık veren gençlerle hemavaz ol. ama içinde bulunduğun ikiyüzlülüğü öteye beriye sıçratma. başka ihsan istemez zaten.
futbolculuğunuz kadar yazarlığınız da iyi olsaydı keşke.
tahsilat değil taksirattır o, bir. edilmeye bilirdi değil edilmeyebilirdi olmalıdır, iki. er özel isim değildir kendisine gelen çekim eki bitişik yazılır, yani er'in değil erin olacak, üç. "bu ve bunlar gibileri gibi" kelime öbeğinde bir adet gibi fazladır, dört. bu kadar kısacık bir paragrafta dahi bu kadar çok imla hatası yapılır mı diyeceğim ama daha mühimi 12 eylül'ün vicdanlarını söküp aldığı, dezenformasyon sularında yıkayıp apolitize ettiği insanların ahvalidir. erdal eren'e ucuz kahraman demek ucuzluktur, acıdır.
* erdal eren'in ölüm yıldönümlerinden birinde çocuğun biri bir yurda gider va görevliye adı 'erdal eren ölmez' adlı arkadaşıyla görüşmek istediğini söyler. görevli anons yapmaya başlar ve sesi tüm yurtta yankılanır 'erdal eren ölmez' 'erdal eren ölmez' diye.
"darbe çığırtkanlığı" yapan, "şeriatı getürecez ulen" diye böğüren her kesimden her telden insana örnek olması gereken, baskı rejimlerinin ne denli yıkıcı olabileceğine dair bize en iyi ipucu olan, ne yazık ki yitip gitmiş bir değer; gerçek bir sosyalist.
cennette devrime giden yolda bir basamak olarak öldüğü için kendisini takdir eden aydınlık gencimiz.o yüzlerce kişinin katili olan kenan evrenin bu kadar amerikan karşıtlığından korktuğunun, okuyan,araştıran gençlerimizi öldürecek kadar büyük bir şerefsiz olduğunun göstergesi gencimiz.