henüz doğru düzgün konuşamayan, boyu sanırım 1.55 falan olan belime gelen, şarkıları kendisinden daha iğrenç olan, dinlenmeyen ve dinlenmeyecek olan popçu.
ekleme : bu yazı anlaşılmamış öyle yazıyor bakınca. nesini anlaşılmaz ki..
albümünün büyük bölümü güzel olsa da çok dandik parçalarına da rastlanabilen her şarkısında birşeyler eksik gibi gelse de yine de ayıla bayıla dinlenecek cinsten olan genç rockçı.
ağzında bir problem olduğunu düşündüğüm şarkıcı. şarkıları çok güzel ona diyecek lafım yok da, farkettiyseniz bu arkadaş sövmüyor "ş"övüyor, sevmiyor "ş"eviyor.
şarkıları hakikaten çok güzel hem besteleri hem de sözleri. ancak burdan kendisine yalvarıyorum, "s" leri "ş" diye söylemesin. çünkü şarkının tüm havası yok oluyor. insan tam duygulanacakken bir anda sinirleri bozuluyor ve tüm konsantre dağılıyor.
Bolu konserine gelmiş hepimize süper dakikalar yaşatmış va parçalarını canlı dinleme şansı yakaladığım ancak konserini kısa tuttuğu için üzüldüğüm gelecek vadeden ikinci albümünün bu albümünden daha fazla satış yapacağını düşündüğüm mükemmel söz yazarı ve sanatçı.
muhtemelen, dün geceki makina'ya katıldığına katılacağına bin pişman olmuş şarkıcıdır.
öncelikle, programa çıkarken mahçup bir çocuk edasıyla, tek kelime etmeden, sahneden geçip yerine oturdu. gelir gelmez, okan'ın "merhabalar emre aydın" deyişine, kendisinin bile duymakta zorlandığı ve biz seyircilerin ancak dudaklarının hareket etmesinden anladığımız bir "merhaba" ile cevap verdi. zaten programa çıkışı da, haluk levent'in şarkı söylediği ana denk geldi. öyle sessiz sedasız çıktı programa velhasıl.
emre aydın, sessiz sedasız yerinde otururken, yüzünden okunan ve her hareketinden ** kendisini belli eden heyecanı ve tedirginliği okan bayülgen'in de dikkatinden kaçmadı ve şovmen sürekli onu konuşturmaya çalıştı. ancak, çekingen şarkıcımız, takdir edersiniz ki pek konuşkan değildi. sustu, sustu ve sustu. ta ki, önündeki su bardağını yanlışlıkla eylem şenkal'ın üzerine boca edene kadar. o ana kadar çekingen ve tedirgin tavırlar takınan şarkıcımız, üzerine bir de mahçup duruma düşmüştü. bir anda ayaklandı, durumu kurtarmaya çalıştı ama nafile.
emre'nin bitmek bilmez çilesi bununla sınırlı kaldı mı peki? tabii ki hayır. son dönemin en popüler adamlarından birini programa konuk olarak alan ve ancak onun sesini sadece şarkı söylerken duyabilen okan bayülgen, ısrarla emre aydın'ı konuşturmaya çalışıyordu. işte tam da bu noktada, okan, baktı ki kendisi konuşturamıyor, topu slovakyalı güzelimiz sylvia'ya attı ve emre'nin sylvia ile konuşmasını, diyalog kurmasını istedi. malumunuz, sylvia kızımızın yaptığı tek iş olarak, cüretkar pozlar verdiği bir adet takvim vardı elimizde. okan da bunu kullandı ve emre'den takvimdeki fotoğrafları yorumlamasını, sylvia'ya yorumlarını aktarmasını rica etti. gel gör ki, merhaba derken dahi sesi duyulmayan, heyecandan, tedirginlikten elini ayağını kontrol edemeyen bir adam için, slovak bir afet karşısında konuşmak, hem de bunu kameraların karşısında yapmak, yetmezmiş gibi bir de model kızımızın üstsüz fotoğraflarına bakıp bunlar hakkında konuşmak bir çeşit işkenceden farksızdı. nitekim öyle de oldu. sevgili şarkıcımız emre, konuşamadı, konuşsa da sesi duyulmadı, eylem şenkal kendisine "utandı çocuk" diye hitap ederek sanki bayramda el öpmeye gelen çocuk misali davrandı, sylvia üstsüz fotoğraflarına bakmaması için kendisini uyardı, takvimi masaya kapalı bir şekilde koyduğu için kızdı, kameralar sürekli emre'yi çekti vs. nitekim, bahtsız şarkıcımızın çilesi bir türlü bitmek bilmedi.
en nihayetinde, saatler 4 buçuğa doğru gelirken, okan bütün stüdyoyu boşalttı, konukları, orkestra elemanlarını gönderdi ve salonda sadece okan bayülgen, emre aydın ve kameramanlar kaldı. bayülgen'in bütün gece süren emre aydın'ı konuşturma çabaları bu noktada da devam ettiyse de, şarkıcı yine "az ve az * konuşma" düsturundan ödün vermedi. yine de, program boyunca kurduğu 5-6 cümlenin 3-4 tanesini bu safhada kurmuş olması da yadsınamaz elbet.
uzun lafın kısası, okan bayülgen'in deyimiyle "afili yalnızlığı olan, romantik prens" emre aydın'ımız, canımız, ciğerimiz; bir şov programına, hele ki makina gibi her an ne olacağı belli olmayan bir programa bir daha zor katılacaktır muhtemelen. kimbilir belki de, zaman bizi yanıltacak, emre bir gün cevval bir şov programı konuğu olarak karşımıza çıkabilecektir. tabi bu, bütün salon seyircisiz, kendisinden başka konuk olmadan ve saat 4 buçuk civarında olursa mümkün olur ancak. aksi halde, sonuç ortada. *
not: bu entry, tamamen makara ve geyik amaçlıdır. yoksa, bir şarkıcının kameralar önünde çekingen davranması, tedirgin olması yaptığı işe herhangi bir darbe vurmaz. kaldı ki, bir şarkıcıdan beklenen de, iyi konuşabilmesi, cevval olması değil iyi şarkı söylemesidir. ben peşinen söyleyeyim de.
kendisine büyük ihtimalle eski sevgilisi senden adam olmaz demiş git ve kim dokunduysa sana ona git şarkılarında buna ısrarla değinmiş.
aylar sonra gelen edit:iş bu entry penguen'de patates baskı adlı köşede kullanılmış lakin kaynak belirtilmemiş ya da aynı şey düşünülmüştür nokta.
pek bi depresiftir bu çocuk medyadan da gördüğümüz kadarıyla pek bi utangaç ve pek bi asosyaldir. kameralar önünde konuşamadığı çok açık ama bu kadar ağır şarkılara böyle sözler yazıyorsa içinde kesin fırtınılar kopuyordur. çökmüş durumdayken şarkıları extacy etkisi yaratmaktadır tamamen dibe çekmektedir. bence türkiye adına çok değişik bir ses ve kesinlikle çok da yetenekli bir sanatçıdır.