"Altı yaşında bir yaprağa dokundum ve dedim ki sevgili yaprak seni hiç unutmayacağım. Yedi yaşında gasp ettim hain bakkalı ve siyah beyaz televizyonda seyrettim ilk Pembe Panteri. ikinci çinkoda kaldım 1989 yılbaşında. Malmö maçından sonra oturup ağladım. Körfez Savaşında Amerikayı tuttum. Petrole bulanmış o hüzünlü karabatak kuşu yüzünden. Çok sonra öğrendim Alaskadaki bir tanker kazasında kirlenen kuşların görüntüsünü kullandıklarını. Arapçayı gofret ambalajlarından sökmeye çalıştım ertesi yaz. Gonga vurdum ses çıkmadı o kış, bir rüyada. Kulağıma sinek kaçmasından ve bu sebeple delirmekten korktum birkaç yıl. On altı yaşında, tam söze girecekken tentenin üstünde gezinen kedi bütün çay bahçesini tedirgin etti. Okuldan kaçıp 1 Mayısa gittim on yedi yaşında. Ertesi yıl her taraf yıkıldı bir yaz gecesi. Evrenin temel yasası: Bağlı olan her şey bir gün çözülür, atom altı parçacıklar bile. On dokuz yaşında gündüzleri uçarıydım geceleri stoacı. Bulduğum yerde yitirdiğim bir şey vardı o sonbahar, Ankaraya ilk gelişim. Ama neydi, kim bilir. Çekilen acıların beş saniye içinde kendi kendilerini imha etmelerini istiyordum galiba. Bin kez dinledim şu hüzünlü anonsu: Son istasyonBatıkent. Metronun girişinde yatmıştım bir gece. Altüst, sarhoş, yalınayak. Onca yıl sonra başladığım yerdeydim. Yemiştim Pembe Panterden beşpençeyi, etkisiz hale getirilmiştim. Orada öyle iki seksen uzanmış, hiç verilmemiş bir sözün gerçekleşmesini beklemiştim. Şimdi ateşe bakıyorum ateşe benzemek için."
insan kendi felaketini seçemez. kendi felaketine aktif katılım içinde olabilir ama yine de onu seçemez. yıkılmak için dizilen domino taşları gibiyiz. biri gelir sana çarpar, seni yıkar ama onu da başka biri yıkmıştır. biraz tepeden, soğukkanlı bir zaviyeden bakınca göze hoş gelen bir görüntü aslında. kendi felaketinden bile zevk alabilirsin böylece. o felakette seni diğer insanlara bağlayan şeyi görürsün çünkü. bu durumda herkes suçlu olduğuna göre hiç kimsenin suçlu olamayacağını anlarsın. herkes birbirini yıkar. insana kim vurduya gitmek yakışır.” (emrah serbes)
adamı zaten severdim, yeşilay başkanının diziyi algılama şekli dolayısıyla verdiği cevaba bayıldım. http://www.bianet.org/bia...en-konusalim#.Tuk8Y9Gdqug ~cümleyi okurken sesli gülüyorum her seferinde yahu.
~ adamım.
erken kaybedenler ile tanıdığım mini mini hikayeleriyle erkek çocukların hayatlarını bir kız olsanız dahi size yaşatan yazar. behsat ç.nin senaristiymiş hiç izlemedim ama izleyen kitle leyla ile mecnun kitlesiyle çok benziyor bu yüzden kalitesinden pek de şüphem yok. malum bi de afili filintalar var. değmeyin keyfime.
--spoiler--
Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkûm olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder.
Her Temas iz Bırakır, Son Hafriyat ve Erken Kaybedenler isimli 3 romanın yazarı mükemmel insan. Erken kaybedenler'de geçen aşağıdaki kısım beni benden almıştır.
--spoiler--
cevap vermediğine göre onun gözünde benim gibi biri yoktu. eğer onun gözünde yoksam ne kadar yokum diye düşünmeye başladım. bunun derecesini tayin etmeye çalıştım. bütünüyle mi yoktum acaba yoksa kısmi bir yokluk muydu benimki? dünyada iki kişi kalsak mesela arar mıydı? aramazsa herhalde kati surette yok sayılırdım onun gözünde.
--spoiler--
bugün hacettepe üniversitesi edebiyat fakültesinde söyleşi yapmış yazar. yanında da sürekli hacettepe üniversitesi antropoloji öğretim üyesi suavi aydın bulunmaktaydı. "ne ayaksın suavi" demek istedim, diyemedim.
"insan en az üç kişidir. kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. en sahicisi de bu üçüncüdür. olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın."
umarım ç. 'nin sırrını yılbaşında, üstüne üstlük twitter'dan açıklamaz. behzat ç.'nin soyadı bir sır olarak kalmalı bence, herkes tahmin yürütmeli ama kimse bilmemeli. öğrendiğimizde behzat ç.'nin artık bir anlamı kalmayacak çünkü. bayramda saklanan çikolataları bulup yediğiniz zaman daha sonra nasıl çikolatanın bir anlamı kalmıyorsa onun gibi işte...
birgün gazetesinin pazar ekinde okuduğum söyleşisinde 2012 yılına yeni bir romanla girecekmiş.Ç.'nin sırrını kendinden başka yalnızca samet karagöz biliyormuş.zaten Ç.'nin sırrını yılbaşında twitter'den açıklamayı düşünüyormuş.
--spoiler--
ayşenurun ablası ilgisizlikten öldü. 36 yaşında. bir sefer mutfakta tencere tava arasında ağlarken görmüştüm onu. alakasız yerlerde ıstırap çekmek ıstırabı ikiye katlar.
--spoiler--
''şu hayatta başın sıkıştığında ilk kimi ararsın? seni karşılıksız seven insan kimdir, ne bok yersen ye seni bağrına basacak insan kimdir? eğer böyle biri varsa bu akşam onu ara, halini hatrını sor bu vesileyle. yoksa sen de bir gün benim gibi yapayalnız kaldığında ufacık birşey danışmak için bile arayacak kimseyi bulamazsın. bu sözlerimi harcanmış yıllarımın manifestosu olarak kabul edebilirsin. çünkü büyük bir tecrübeyle konuşuyorum, tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. istersen sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü.''