ekimde ölmek başka bir güzel olur. soğuk beden bir o kadar soğuk toprağa bırakır kendini ve bir o kadar soğuk toprak örter üstünü. yağmur gün sektirmeden yağar ince uzun. bıraktığın karanfiller geri döndüğünde can almışlardır, cana bürünmüşlerdir. ulaşır kökü dipte yatan bedene. ekimde ölmek hiç durmayan gözyaşıdır. hangi kapı açılsa seni arar gözler, yerde terlik, duvarda resim. yaslanacak omuz arar, omuz devrilir...
ekimde ölmek en güzel ölümdür, bir de tarih onsekizi, gün cumartesiyi, vuruyorsa acımasız akrep yelkovana sebepsiz onbir civarı. alkış tutmak gerekli. bir fen öğretmeni, ince uzun, yıkılmazdı ya kalbi olmasa sokağın ortasında. insan kalbinden ölmeli ölecekse ve de ekimde.
doğduğuna gömülmektir.
bir sonrakine tohumluktur,
daha sonrakine budanma zamanı,
yağmur mu olayım kar mı denilendir.
son yaprakları gidenlerdir.
ekimde ölmek, ekimde doğanı öldürmektir.
mutlu doğum, yaslı ölümün harmanıdır.
her yeniden geldiğinde;
pastalı yas,
içkili mezardır.
ekimde ölmek; gidene her ayı ekimleştirir,
kalana ekimi lanetlettirir.
ayrılıkların mevsimidir sonbahar, eğer bekleyebilirsen o kadar. toprak artık nemlenmiştir, kolay kazılır. bırakıverirler o koca bededinini daracık çukura. hiç kimse düşünmez orada rahat edecekmisin yoksa etmeyecekmisin. düşünselerde ellerinden bişey gelmez zaten. sonra toprakla kapatırlar üzerini. ilk zamanlar ziyaretçin çok olur ama sonraları azalır yavaş yavaş. o ekim ayında savrulup, üzerine konan sarı yapraklarla kalırsın başbaşa, sessizce...