7 tane tepesi , çok büyük alışveriş merkezleri , sonu gözükmeyen insanların birbirlerinin üzerine çıktığı caddeleri , geniş yolları , sabahların olmadığı sayısız barı yoktur edirne'nin. en büyük avantajı aslında kimsenin fark edemediği bir şeydir. konuşabilmek.
insanlarla çok rahat bit şekilde konuşursunuz. işte o zaman ne üstünüzdeki çatının ne de altınızdaki caddenin önemi kalır. sadece masanızdaki çay , bira yada rakının miktarı ilgilendirir sizi.
sınırlı sayıda yeri olmasına rağmen edirnelilerin zaten kafalarında belirlediği 3-4 yer vardır. dışarı çıkıldığında ayakların seni oraya götürür direk. sıra sıra kafelerin olduğu bir alanda bile gittiğin yer hep aynıdır. bilen bilir bedesten etrafında onlarca dönerci vardır. fakat edirneli genelde hep aynı dönercisine gider. yani her dönercinin kendi müşterisi vardır. orayla dost olursun ahpab olursun gelen giden insanlar sana selam bile vermeye başlar.
selam meselesine girmişken. edirne belli bir saatten sonra sessizliğe bürünür. 01-02 suları hemen hemen her yer gibi. o zaman bom boş olur caddeler. dışarıdaki insanlar ya meyhaneden geliyorlardır yada büfeye bira almaya gidiyorlardır. sokakta gördüğün bir sarhoş aniden iyi akşamlar diyebilir sana. tanısada tanımasada.
bu yaşıma kadar gitmediğim fakat geçen hafta itibariyle ziyaret ettiğim türkiye nin sınılı sayıdaki en modern şehirlerinden biri. hiç tutucu değildir. bu ramazan öğrendim. ramazan günü camii nin önünden geçerken içkisinden yudumlayan veya sigarasını içen kişiler gördüm, çok gördüm. ben bu şehri beğendim. sizinde gitmenizi tavsiye ederim.
not: balkanların en büyük hastanesini barındırmaktadır. (trakya üniversitesi tıp bölümü hastanesi)
--spoiler--
Hastane cenneti, kişi başına düşen hastane yatağı açısından dördüncü sırada. Ama doktor sayısını artırması gerekiyor. Doktor başına düşen kişi sayısında 45'inci. Genel sıralamada geçen seneye göre altı basamak gerileyen ve ilk 10'un dışında kalan Edirne, kişi başına düşen banka mevduatı açısından ise 10'uncu sırada. Türkiye'nin en iyi dokuzuncu eğitim altyapısına sahip.
--spoiler--
geride bıraktığım 3 yılın nasıl geçtiğini anlamadığım avrupaî şehir. insanları yardımseverdir, alkolü çok sever ve çok tüketirler ama alkol sonucu çıkan taşkınlıklar yok denecek kadar azdır. esnafın geçim kaynağı %95 öğrencilerdendir. yıllardır aşılamayan ulaşım sorunu vardır ama bir yerden başka bir yere gitmek için pek fazla minibüs ihtiyacı duyulmamaktadır. soğuğu dondurucu sıcağı kavurucudur. yaşanılası, cennet gibi bir yerdir.
kızları çok güzel,
yaşlı nufus oranı çok fazla,
esnafı düzgün,
insanı güler yüzlü ve yardımsever,
en iyi arkadaşları rakı,
kızları çok güzel,
çok fazla bulgar var,
köftesi ve ciğeri mutlaka denenmeli,
şehir içi ulaşım berbat,
"edirne'den güzel anılarla dönüyorum * " -20 ağustos 2011
bu güzide şehri ilk ziyaret edişim ve ardından hakkındaki hissiyatımı özetleyen basit bir cümle, en azından görünürde.
edirne, eğer istanbul'da ikamet ediyorsanız, toplamda yaklaşık olarak beş saatlik bir gidiş-geliş süresine mal olan, günü birlik olsa dahi sessizliğin, dinginliğin tadını çıkarmanız için biçilmiş bir kaftan. daha varmadan bile sağı solu çevirmiş uçsuz yeşiller, ovalar insanın içini ısıtmaya başlıyor. güzel bir yaz gününün de yakıştığı, o sıcağın içinde çekilebilir saatler yaşamanızı sağlayan bir yerdir aynı zamanda. gelin ben size ilk ziyaretimde neler yapıp da bir günü güzel anılarla tamamladığımı anlatayım.
şirin, temiz görünümlü, amacına uygun bir otogarı var edirne'nin. buradan şehir içine sizi götürecek minibüsler de hiç eksik olmamakta. o yüzden gittiğinizde böyle bir sıkıntıya düşmeyeceksiniz emin olun ki.
edirne'ye gidip de selimiye camii'ni görmeden dönmek olmaz tabii. her ne kadar dininde, imanında bir insan olmadığımı bilsem de bu selimiye camii'ni görmem için beni tutan bir neden olamazdı asla. çünkü ihtişamıyla, üzerindeki mimari zekayla, bir bakışta insanı büyülemeyi başaran tarihi bir yapı her şeyden önce. giriş kapılarında, avlusunda size bir şeyler satmak isteyen "annecikler"den de bolca gözlemleyebilirsiniz burada. başka bir şehirde, bu kadar üstelemeyi agresif bir tepkiyle karşılamak mümkünken, burada yüzünü güldürüyor insanın bu teyzeler. sonradan sorun etmeyecekseniz kendinize, galoş niyetine satılan bir poşet dahi olsa alın derim.
sonrası karaağaç. şehir içinde bineceğiniz bir minibüs ile yaklaşık 15 dakikada ulaşabileceğiniz bir yer burası. edirne'de görmeden dönmek istemeyeceğiniz diğer yerlerden birisi ayrıca. tunca ve meriç nehirlerinin üzerinden geçerek ilerlediğiniz, etrafı uzun uzun ağaçlarla kaplı bir yol sizi ulaştırıyor bu yere. yolun sonunda, eski edirne istasyonu şimdiki trakya üniversitesi güzel sanatlar fakültesi bulunmakta ve eğer içeri girer de eski lokomotifi yakından görme şansı yakalarsanız, insanı gülümseten hisler bulabilirsiniz burada. çevredeki yerlerden birine oturup, bir içeceğinizle beraber ağaçların altında dingin dakikalar geçirmek çok kolay karaağaç'ta.
gelirken sadece üzerinden geçmekle kaldığınız meriç'in de, yanında yönünde oturup nehri seyre dalmanıza yer sağlayan mekanlar da var elbette. tabii tercihen yine karaağaç yolu üzerindeki mesire alanlarına da giriş yaparak farklı bir rota çizebilirsiniz kendinize. -örneğin bunlardan edirne kent ormanı sonradan tecrübe ettiğim bir güzelliğe sahip buna sonra döneceğim- ancak ben meriç kenarında bir belediye tesisinde birkaç çay içerek değerlendirdim bu zamanımı ve oldukça da keyifli anlardı.
artık yemeğin vakti geldi. edirne'de ne yenir? tabii ki tava ciğer. bunun için birçok alternatifiniz olmakla beraber aydın tava ciğer diğer alternatiflerin biraz ötesinde yere sahip. merkezde birkaç soruşturma ile çok rahat bulunabilecek bir konumda ayrıca.
eh yavaştan gün bitiyor. her şeyiyle bir şehri görmek, gezmek, sindirmek bir günde neredeyse imkansızdır ancak burada belli başlı göreceğeniz yerlerin siz de bıraktığı haz fazlasıyla yüksek olacaktır. gün içinde yaşanmış anıların üzerine bir keyif biranızı, kahvenizi hoş tınılarla taçlandırmak isterseniz size önerebileceğim yer de cafe pena'dır. girdiğiniz andan itibaren sizde retro bir izlenim bırakacak olan bu mekan, günü birlik bir edirne gezisini huzurlu bir şekilde sonlandırmak için oldukça uygun bir seçim diyebilirim.
sınırın dibidir efendim ancak bana sorarsanız milletin birbiriyle yatmak için girmeyeceği kılığın, modun olmadığı ilişkilerin jöle gibi olduğu; insanların sabun gibi olduğu şehirdir. *
kışın kar yağınca nasıl da güzel olur her yer. yazın dışarı çıkıldı mı yorulmadan yürüyerek gezilebilir, zira çok büyük bir şehir değildir, yerli yerindedir herşey. ülkemin her insanını severim, ama burasınınkini daha bi severim. nasıl ferahlarım edirne'ye gelince, çok keyiflenirim. memleketim diye demiyorum; çocukluğumun yazları, tatilleri burada geçti diye galiba. garip olan belediye başkanından memnun olmasalar bile yine aynı belediye başkanına oy atarlar. çağdaşlık dubai'ye gidip bilmem kaç yıldızlı otellerde konaklamak mıdır? e amdi sedefçi?
bir başkadır edirne. insanları açık görüşlüdür. örneğin; babalar kızlarının erkek arkadaşlarını eve davet eder, oturup çay içerler muhabbet ederler arkadaş olurlar. memur emeklisi çoktur. gece hayatı üniversitenin ayşe kadın kampüsünün çevresinden ve saraçların sonlarına doğru vardır. onun dışında sessiz sakin olaysız bir şehirdir. sürekli japonya olsun hatırlayamadığım ülkeler olsun gezen ama edirneye havuz dışında hiç bir şey yaptırmayan hamdi sedefçi adında bir belediye başkanı vardır. genelde eski yunan ve bulgar göçmenleri yaşamaktadır. hala gidip gelen aileler binevler pazarında göçmen pazarı adı altında sergi açarlar. harika çikolatalar olsun, baharatlar, pasta kremaları vs. türkiyede olmayan bir sürü şeyi bulabilirsiniz. hafta sonları çarşıda pazarda tek turist çeşidi bulgardır. gördüğüm kadarıylada bulgar sevmeyen satıcılar özellikle ürünlerini 3 katı fiyata satsalar bile onlara ucuz gelmektedir.