edip cansever

entry920 galeri57 video7
    865.
  1. ben ruhi bey nasılım adlı kitabında harika şiirleri vardır.

    patron masaya gelir ve kürk tamircisi yorgo ve küçük bir olay şiirleri favorimdir.

    --spoiler--
    Ama baksak ki birbirimize arada
    - Yorulunca işten bakarız da -
    Sanki herkes yeni bir haber getirmiş gibidir
    Öyledir öyledir
    Yüzlerimiz ona göre kesilmiş
    Ona göre biçilmiştir
    Çünkü insan yalnızken katettiği yollardan
    Ne zaman geri dönse yeni bir haber getirir
    --spoiler--
    7 ...
  2. 864.
  3. 863.
  4. Bu adamın şiirleri beni benden alıyor. Türk edebiyatının böyle bi adama daha ihtiyacı var neyse ben kitaplarını toplmaya devam ediyim.

    “Her yalnızlık bir ihtilaldir.”
    7 ...
  5. 863.
  6. Sanılanın aksine, şiir yazmayan şiiri bulup çıkartan onu yaratandır. Nasıl ki Sait Faik öykülerinde en insani, en yalın halleriyle insanı karşımızda görüyorsak Edip Cansever şiirlerinde de insanlaşması adına gayret edilen bir arayış vardır. "Çok şiiri var" demek Edip Cansever'i anlamamanın ilk adımıdır. Doğru cümle şu şekildedir; çok fazla sorusu var!
    1 ...
  7. 862.
  8. fazla şiirden ölmüş diyorlar.

    belki de alıp başımı gideceğim
    biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
    nereye, ama nereye olursa gitmenin
    hüzünle karışık bir ağrısı.
    2 ...
  9. 861.
  10. en akıllı tarafımdır balıkla deniz tutmak.
    6 ...
  11. 860.
  12. biz kadınız, bilmeden seviyoruz bu kedileri
    seviyoruz, bir sevilme içgüdüsüyle
    bu bizim yüzümüzde ufacık çizgiler oluyor - acaba?
    evet, çok değil konuşurken düzeltiyoruz
    orayı burayı topluyoruz, yeriyse çocuklarımızı öpüyoruz
    ama biliyorsunuz ki gene de
    hepimiz, işte hepimiz
    bitmenin, tükenmenin yorgunluğu içinde.

    Gecenin bu saati alıp götürür.
    2 ...
  13. 859.
  14. Çok karanlık bir cümlede durmuş gibiyiz.

    Edip Cansever/ tragedyalar
    4 ...
  15. 858.
  16. 857.
  17. turgut uyar'ın yapabildiğini yapamayan adam. kaybedenlerden. ekürisi cemal süreya'dır.
    0 ...
  18. 856.
  19. Lise 1. Sınıfta öğretmenimin şiir yazdığım için bana bir kitabını hediye etmesiyle tanıştığım şair.

    ikinci yeniyle de kendisiyle tanışmıştım. Sonra konu buralara geldi.

    Yeri benim için her daim özel olacak.
    2 ...
  20. 855.
  21. Işıklar gözünü oldukça rahatsız ettiğinden olsa gerek trt stüdyosunda gözlüklerini çıkarmamış. Şiirini anlatıyor kısaca:

    https://youtu.be/MPx1poIWIJQ?t=517
    1 ...
  22. 854.
  23. Sürekli kendimi şu dizelerini söylerken buluyorum:

    Varsın her şey sonraya kalsın
    Sonraya, en sonraya
    Sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil
    4 ...
  24. 853.
  25. işte, şimdi, şu anda
    yaşamın aynasında –ah şu küçük yaz uzaklıkları–
    bir terzinin yeni bitirdiği bir giysiyi
    seyretmesi gibi uzun uzun
    bakıyorsundur –bakışlarına sığan ne varsa–
    öyleyse
    iliştirir misin göğsüne
    bir çiçek uzatsam –uzatmak denirse buna–
    gülersin alırken –sahiden güler misin–
    biliyor musun seni ben
    görmedim hiç gülerken
    gülsen de pembesi bol bir resim yapıyorsun gibi gelir bana
    gittikçe koyulaşan –kendini dışa vuran irice bir vişne?
    neden olmasın–
    ya ağlarken gördüm mü, hayır, görmedim
    gördüğüm yalnız
    nasıl yansırsa buğulu bir cama bir elma
    öylece bir şey
    şunu da söyleyeyim, sen benim
    bilmemin başlangıcısın olsa olsa.

    iki düş arasında beklenti
    2 ...
  26. 852.
  27. "başım dönüyor ikimizden."

    Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
    Ön dişleriyle belli belirsiz
    Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
    Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
    Evet mi hayır mı pek anlamadan

    ...

    Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
    Süresiiiz baş dönmesiyiz çoook garip adamların..

    çok hoşuma giden şiiridir.
    edip cansever deyince tomris hanım gelir aklıma. ne güzel sevmiştir.
    4 ...
  28. 851.
  29. Bir şairden fazlasıdır. Aslında kökensel anlamında bir şairin özsel anlamını taşır. Düşüncenin, varoluşun ve biraz farklı açıdan varlığın poetik açılımının en iyi örneklerindendir.

    Bunun dışında -en sevdiğim gibi basit bir ifade kullanmak istemiyorum ama- en sevdiğim şairdir. Her gün alışkanlık haline getirmeden hususi olarak okur ve istemsizce gün içerisinde mırıldanırım.
    2 ...
  30. 850.
  31. yüreğimi genişlettiğim zaman
    cemile bana sığsın
    ben onun göklerinden biraz fazlayım
    o bana sığsın
    yalnızlık ondan gitsin, kötü mü dedim
    gitmezse ne yapsın, kötü mü dedim
    ben neyin nesiyim ki ve herkes neyin nesi
    alışamıyorsak birbirimize
    sevemiyorsak birbirimizi
    demem ki bir ben mi kaldım

    göz suyumda

    şiirin hissettirdikleri ile ilgili pek çok kelime var aklımda ama sevginin böyle enfes ifade edilişi benimkileri yalnızca bir laf kalabalığından ibaret kılıyor.
    8 ...
  32. 849.
  33. "Ben ruhi bey nasılım" şiirini her okuyuşumda şu kısımdaki benzetmenin ihtişamıyla, zekice işlenişiyle ve tuhaf bir biçimde trajik oluşuyla her zaman kendisine yeniden hayran olduğum şair:

    ... Çakılların üstünden yürüdüm
    Yürüdüm ki
    bir sese benziyordum sanki
    Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi
    iyice duydum...
    5 ...
  34. 848.
  35. "..ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
    tanımadığın bir ülke gibi
    içinde yaşamadığın bir zaman gibi
    tam kendisi gibi mutluluğun
    beni bekliyorsun.."
    2 ...
  36. 847.
  37. anlattım mı bilmiyorum. edip cansever kapalı çarşıda halı satarken, dedemden halis el emeği göz nuru halı almış. dedemin atölyesi varmış. elle dokunmuş hepsi. kapora vermiş dedeme. neyse gel zaman git zaman paranın kalanını alamamış dedem. kapalı çarşıya gitmiş parasını almaya. esnafla birlikte üstüne yürümüşler dedemin.

    edip yahu paramı ver. edip yahu diye haykıra haykıra bir kalmış dedem. edep yahu lafı da ordan gelir.
    3 ...
  38. 846.
  39. Bugün Yerçekimli Karanfil adlı şiir kitabını bitirdiğim şair.
    1 ...
  40. 845.
  41. "içerikler" isimli 7 bölümden oluşan şöyle bir şiir yazmış:

    i

    ilk dizesi olmayan bu şiir
    öncesiz bir dala benzeyecektir
    nasıl ki başlangıcı yoksa yolculukların
    sonu da yoksa
    ağaçsız bir dal gibiyse her yolculuk.

    sevda, acı, mutluluk
    onlar da
    zamanla bir başlarına kalacak hepsi
    öncesiz ve sonrasız
    içi boş odalar gibi.

    anımsa istersen yıllar sonra
    yaşamdan onca yorulup
    ne çıkar, söz gelimi bir öğle vakti.

    ii

    konuşuyoruz desem konuşmuyoruz da
    ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
    birbirimize bakarak
    ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
    ne varız ne de yokuz gerçekte
    iki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
    aydınlatan odayı

    değilsek de yakın birbirimize
    uzak da sayılmayız büsbütün
    gökyüzünde iki uçurtma başıboş
    yan yanayızdır sadece

    her çiçek bir çoğulluktur gününe göre
    yalnızlık bir çoğulluktur
    sanırım bir giz de yok bu beraberlikte.

    iii

    kötü bu, susmuştuk, şimşirler hışırdadı
    yapıştı suskunluklarımız birbirine
    bir o konuştu yalnız – yine o –
    en gencimiz belki de
    dalarak uzaklara, çok uzaklara
    insan: mavinin içindeki düşünce!

    topladık meyveyi biz – topladıktı kendi kendimizi ağacımızdan –
    soyduktu kabuğunu, kırdıktı çekirdeğini çok
    bilinmez olan ne?

    anımsanmasıydı sanki herhangi bir olayın
    hızlandıkça adımlarımız
    yağmurda, yolun üstünde.

    iv

    şurada şurada
    ıslak palmiyelerin altında
    yağmurdan ıslanmış palmiyelerin altında
    yağmurdan yağmurdan yağmurdan
    ıslanmış ıslanmış ıslanmış
    palmiyelerin
    altında.

    güneş kurutuyor onları
    yağmurdan ıslanmış palmiyeleri kurutuyor güneş
    palmiyelerin altında
    ne vardı palmiyelerin altında
    ne vardı, ne yoktu, ne olmalı
    altında palmiyelerin.

    taş kesilmiş taş
    duruyor kıpırtısız
    bir çakıl kadar sade
    o işte, o avuntusuz vakit.

    v

    venüs ve turunç! doğuyordu bizden, içimizden,
    kara güneşi akşamın
    böyle bağırdı biri. eski hüzünler kazılardan çıkarılmış heykellerdir
    tanrılardır, mezar yazıtlarıdır – yaşamazlar, andırırlar sadece –
    diye ekledi sonra. hüzün özüne sinmiştir evrenin
    bu eğim, bu bükülüş, bu yükselti, bu derinlik?
    belliydi, sürdürsün istiyordu konuşmayı.

    batınca güneş herkes birbirine baktı -nedense-
    özgün bir şeyler söyledi çoğu
    o sustu yalnız, şiire inanmadığı için değil
    mozaikten bir tasvir gibi birleşti, parçalandı
    yaratılmak istiyordu yaratırken.

    kim? ne zaman? hangi ülkede yaşamış?
    bilen yok, hepsi o kadar
    toparlanıyorduk, susmuştu ağustos böcekleri de.

    vi

    yüzüne bir haç çizdi, külden ve kireçten bir haç
    acıdan, menekşeden
    oturdu çeşmenin taşına, su içti
    susmamı söyledi yakınarak -ilk o görmüştü anlaşılan-
    bak dedi - usulca - deniz dalgaların üstünde
    göğün eğrisindeyse bir alev çanı
    görüyor musun?
    gördüm, bir gidip bir geliyordu yüzünde
    acıdan menekşeye
    kireçten küle.

    dokunsam, duysam, yaratsam, diyordum ben de
    ve sunsam ona, denizin sunuşu gibi kendini dalgalara.

    ona, yalnızca ona
    beni bir deniz kabuğundan daha ayrıntılı yapana.

    vii

    ne olmuş kıyıda gördüğü yengeç - ilk bunu sordu -
    dumanlar içindeymiş o gün kasaba
    kimmiş vurulan ormanda, kayın ağacının altında?
    halatı kopan gemi - neredeymiş şimdi -
    yıkılan otel - hadi neyse - ya boşluğuna alışamayan karanlık
    - az kalsın unutacakmış - neredeydi sahi?
    odasındaki yuvarlak masa
    konsol, konsolun üstündeki lamba?
    - bir değil, iki lamba, eskimiş süt rengindeki -
    ve sırayla musluk, lastik hortum, bahçe?
    mezarlık, taş köprü.

    yüzüme baktı uzun uzuan
    “hiç değişmemişsin” dedi yavaşça
    “bazı eşyalar anıdır” - bunu bilmezdim -
    “bazı anılar eşya”
    yaşlanmış bir düş gibiydi, yürüdü gitti.

    geçti mezarlığı, oteli, taş köprüyü
    yitecekti gözden tam
    bir silah patladı ormanda - kimmiş vurulan ormanda -
    öldü düş.
    1 ...
  42. 844.
  43. kapalı çarşıda halı,kilim satarken dedemle bi alışverişi olmuş. dedemin küçük bi halı dokuma atolyesi var. neyse edip bey de dedemden biraz kapora verip, kalanını sonra vermek kaydıyla baya bir halı,kilim almış ama gel zaman git zaman parasını ödememiş. dedem kaç defa parasını istemey gitmiş ama kapalı çarşı esnafıyla üstüne yürümüşler dedemin.

    öyle anlatırdı dedem.
    2 ...
  44. 843.
  45. gölge dolaşır geceyle esmerliğin arasında
    -bir an- bakışların mavi denizle gök arasında
    bir uyumsundur sen -yazlar gezinir kış günlerinin içinde-
    sabahları bir şeyler noksandır, akşamları
    noksanlardan oluşan bir üzünçlük sende.

    ortalarda bir yerdesin -öylesin-
    bir kavşaksın nedense - bir şeyle her şey arasında-
    günün her saatinde -duyuyor musun-
    imgeler birbirinden korkuyor.

    belirsizlikler 2
    6 ...
  46. 842.
  47. kapalı çarşıda halıcılık yaparken carpet, rug diyerek turist kazıklamaya çalıştığı gelen rivayetler arasında olan şair.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük