edip cansever

entry920 galeri57 video7
    176.
  1. bu adam yaşamalıydı! kitabını tamamlamalıydı...
    0 ...
  2. 177.
  3. "Sonra ne? Sabah! iyi bir gün başlar ne de olsa"
    0 ...
  4. 178.
  5. "Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki
    Dalıp gidiyorum, düşünüyorum da, saat on iki
    Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum
    Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
    Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da
    Yani tam böyle birşeye benziyor zaman
    Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan
    Çıkageliyor sonra, saat on iki."
    0 ...
  6. 179.
  7. bol yıldızlı gecelerde sevdalanan bir adam;
    "bak! adım atışım bile değişti" diyecek kadar sevdalı.

    gidip durur öylece; adını bir bileceksiniz : çok ülkeli adam...
    0 ...
  8. 180.
  9. Ben gidince hüzünler bırakırım
    Bu senin yaşadığındır
    Bir ev sıkılır kadınlardaki
    Bir adam sıkılır kadınlardaki
    Seni sevmek bu kadar mı
    O benim yaşadığımdır.

    Bazan da bir yerde kuşlar vardır
    Ne uçmak, ne görünmek için
    Bir karanfil pencereyi deler
    Bir kapı kendiliğinden kapanır
    istesek sevişirdik, ama olmadı
    Biz değil yaşayan acılardır.

    Gitsem de her yerde biraz vardır
    Hatırda zamansı...

    .....................çoğu zaman duygularımıza en içlerinden sızan adam...
    2 ...
  10. 181.
  11. "işte bir denizdeyim, dalgalar ortasında
    kim olsa denizci der, denizden anlayan der bana
    adımı bilmeden der, adımı bilmeden"
    0 ...
  12. 182.
  13. tam 83 yıl olmuş, dünyaya geleli.

    dünyanın yoksulluğu ise bir şairin ölmesi, zıttıdır doğması da!

    yine dilimde bir kaç mısra, bir de dudaklarımda eni boyu belirsiz bir ıslıkla kutluyorum usta.

    "çok bildim sana yaraşır olmayı günlerce"
    2 ...
  14. 183.
  15. değişik bir ağustos yaşanıyor. Nereden estiği belli olmayan rüzgârlar günlerce zihinlerde gürleyebiliyor. yaz eylemlerine şaşırmamak gerektiğini aşklardan ve şairlerden ve yalnızlıklardan bellemiştik halbuki ama kainatı hala merakla algılamaya çalışan beyinlere gel de söz geçir. neden bu kadar meraklıyız, merak etmiyoruz. yalnızca merak ediyoruz. alabildiğine leş alabildiğine gündelik ve alabildiğine paçavra şeyleri çoğunlukla... meraklar arasında bir erdem sıralamasına girmeye gerek de görmüyorum esasında. insanlar hiçbir şekilde sıralanmamalı da. insanlar için yapılabilecek en iyi şey belki de onları sınıflandırmak ve kendi hallerine bırakmak. insanlar en çok ikiye ayrılıyor 2011'de ve milattan önce 986'da: Ölüler ve yaşayanlar. işin güzel tarafı demokratik de bir sınıflandırma. her insan, iki sınıfın da tadına bakabiliyor. Yaşamın değilse de Ölümün tadının aynı olduğunu düşünüyorum. Başarısız bir tanrı, orada bir başarıya ulaşır, diye umuyorum en azından. Cennet cehennem falan filan söylentileri var ama ben hala ona bir şans verilebilir diyorum. Vazgeçtim vermeyelim. Benden onay alamadı evet. Dağın umursamadığını bile bile ona küsen tüm tavşanlar; seviyorum sizi. Konu dağıldı. Ne diyordum? Ölüler ve yaşayanlar. bu kadar. temelde bu. fazlası değil. öldün. bitti her şey. pespaye hırsların, geri zekalıkların, mutlulukların, çileğin, hüzünlerin, spermlerin, tütün kokusunun ve egzoz dumanının falan filan hiçbir anlamı kalmıyor artık.

    Bazı canlılar da var ki onlar ölmeye çalışsa da ölemiyor. edip cansever bu eşsiz ruhlardan biri işte. iyi ki doğmuş iyi ki ölememiş. Ona olan Sevgim ve saygım; tıpkı kendisi gibi sonsuz. hürmetler.
    4 ...
  16. 184.
  17. lys sınavı için eserlerine çok çalışmıştım. hiç soru çıkmadı bundan amına koyayım. hiç sevmem o yüzden.
    2 ...
  18. 185.
  19. "sana her zaman söylüyorum, senin yüzünde gülmek var"
    1 ...
  20. 186.
  21. ikinci yeni akımının cemal süreya' dan sonra en baba şairidir.

    yerçekimli karanfil

    Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
    Oysaki seninle güzel olmak var
    Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
    Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
    Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

    Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
    Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
    O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
    Derken karanfil elden ele.

    Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
    Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
    Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
    Birleşiyoruz sessizce.

    sevdiğim şiirlerinden bi tanesi.
    0 ...
  22. 187.
  23. "sesini söyle sesini
    görünen ağzında yarı çıplak
    seni sevdiğimin görünüşü gibi"
    0 ...
  24. 188.
  25. "yalnızlık, sevmeyi bilmeyenlerin icadı.."

    edip cansever
    4 ...
  26. 189.
  27. "Ya peki mısra nedir? Bir tanımı yok mu onun? Bence yok! Olsa olsa sezilmesi var, şiiri tekilleştirmesi var, şiiri tekilleştirmesi, kolay ustalıklara araç olması, çağdaş anlayışın gerisinde kalması var. Mısra da sağduyu gibi bir şey... Sağduyu ise, Einstein' in anlayışına göre, "insanın on sekiz yaşına gelmeden önce zihnine yerleşen önyargıların tortusu"ndan başka bir şey değil. işte mısra da sağduyu gibi, beğeni eğitimi, töre anlayışı gibi, bize önceden aşılanmış bir öngüzellik duygusu."
    0 ...
  28. 190.
  29. "şöyle ki:
    martılardan bir tanesi yalnız yaşıyormuşcasına
    boşlukta
    dünyanın en heyecanlı çizgilerini çizdi
    ve bulutlar doldurdu bu kıvrımları yavaştan
    ve benim yarattığım tanrılar ki, geldiler
    bir inip bir çıktılar çocuklar gibi
    çığlık çığlığa"
    0 ...
  30. 191.
  31. bir saat iki saat üç saat gibi şeyler oluyor
    ama
    hiçbir şeye benzemiyor
    tutturduğum türkü

    nedendir bilmem
    Edip'le söylediğimiz zaman
    oluyordu halbuki

    Turgut uyar
    2 ...
  32. 192.
  33. bu aralar ellerim hep üşür benim. doktor 'kansızlık' der ben 'sensizlik' derim..
    3 ...
  34. 193.
  35. Gördün mü hiç suyun yansımasını tuzda
    Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi
    Büyük bahçelerin küçük içinde
    Saksılardan birinde
    Gördüm de
    Uyurken uyandırılmış gibi
    Beni bir sardunya büyüttü belki.

    O ben ki
    Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
    Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
    Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

    Ne peki
    Yere dökülen bir un sessizliği mi
    Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
    işini bitirmiş bir org tamircisinin
    Tuşlardan birine dokunacakkenki
    Dikkati ve tedirginliği mi.
    ...

    Kuşkusuz edip cansever'in başyapıtlarından biridir "ben ruhi bey nasılım"
    3 ...
  36. 194.
  37. yok düş kuracak vakit bile,her şeyi bir yana bırakıyoruz söylene söylene.sözünün sahibidir.
    0 ...
  38. 195.
  39. "iki insan gibi kaldım
    birbiriyle konuşan iki insan"
    6 ...
  40. 196.
  41. mendilimde kan sesleri

    her yere yetişilir
    hiçbir şeye geç kalınmaz ama
    çocuğum beni bağışla
    ahmet abi sen de bağışla
    boynu bükük duruyorsam eğer
    içimden öyle geldiği için değil
    ama hiç değil
    ah güzel ahmet abim benim
    insan yaşadığı yere benzer
    o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
    suyunda yüzen balığa
    toprağını iten çiçeğe
    dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
    konyanın beyaz
    antebin kırmızı düzlüğüne benzer
    göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    denize benzer ki dalgalıdır bakışları
    evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    öylesine benzer ki
    ve avlularına
    (bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
    ve sözlerine
    (yani bir cep aynası alım-satımına belki)
    ve bir gün birinin adres sormasına benzer
    sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
    camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
    öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
    minibüslerine, gecekondularına
    hasretine, yalanına benzer
    anısı işsizliktir
    acısı bilincidir
    bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
    gülemiyorsun ya, gülmek
    bir halk gülüyorsa gülmektir
    ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi.
    bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    dirseğin iskemleye dayalı
    -- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
    cıgara paketinde yazılar resimler
    resimler: cezaevleri
    resimler: özlem
    resimler: eskidenberi
    ve bir kaşın yukarı kalkık
    sevmen acele
    dostluğun çabuk
    bakıyorum da simdi
    o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
    ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
    biz eskiden seninle
    istasyonları dolaşırdık bir bir
    o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
    nazilli kokardı
    ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
    kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
    esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
    kadının ütülü patiskalardan bir teni
    upuzun boynu
    kirpikleri
    ve sana ahmet abi
    uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
    sofranı kurardı
    elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
    cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
    çocuklar doğururdu
    ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
    o çocuklar büyüyecek
    o çocuklar büyüyecek
    o çocuklar...
    bilmezlikten gelme ahmet abi
    umudu dürt
    umutsuzluğu yatıştır
    diyeceğim şu ki
    yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
    oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
    hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
    çocuklar, kadınlar, erkekler
    trenler tıklım tıklım
    trenler cepheye giden trenler gibi
    işçiler
    almanya yolcusu işçiler
    kadınlar
    kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
    ellerinde bavullar, fileler
    kolonyalar, su şişeleri, paketler
    onlar ki, hepsi
    bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
    ah güzel ahmet abim benim
    gördün mü bak
    dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
    ve dağılmış pazar yerlerine memleket
    gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
    gelse de
    öyle sürekli değil
    bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
    o kadar çabuk
    o kadar kısa
    işte o kadar.

    ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
    diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
    mendilimde kan sesleri.
    1 ...
  42. 197.
  43. öyle bi çık ki karşıma her baktığımda ilk defa görüyormuşum gibi, az kalsın ölüyormuşum gibi'' hissedeyim seni . demiş güzel insandır.
    1 ...
  44. 198.
  45. boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
    sulardan ürpermek gibi dokununca,
    ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
    kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
    denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
    iş edinmişim öyle kimsesizliği
    kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -
    çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
    konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
    süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.
    5 ...
  46. 199.
  47. evlere sığamıyoruz, öylesine büyüdü ki vücutlarımız
    ve konuşmalarımız, öyle büyüdüler ki peşi sıra
    hani hep bir olup da eve taşıdıklarımız
    kahveden, meydandan, sokak içlerinden
    bulup da çıkardığımız
    konuşmalar:
    - biri geliyor sözü değiştirelim
    - yürüsek açılırdık
    - bu ne uzun bakmak kendinize
    - ağzım mı kokuyor ne, yaa!... çok kötü bir günümdeyim
    - akşama bezik, evet, siz ne içerdiniz?
    - annem mi, çok sevinecek..
    - belki de sinemaya gideriz..
    - bilirsin erken kalkmalı, yarın.. (gülüşler) yok canım!
    - siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor, katıla katıla ölmek
    - bana kalırsa..
    - evet size kalırsa
    - bana kalırsa şimdiden eğlenelim
    - sus!
    - biri geliyor
    - biri geliyormuş sözü değiştirelim..
    2 ...
  48. 200.
  49. konuşuyorum kendimle
    cemal! herhangi bir mevsim anımsar mısın
    yaz aylarının dışına kaymış
    biraz
    içinde sevgilerin soluk aldığı
    anımsar mısın
    ve yazlar yuvarlak mıdır cemal
    oval mıdır
    çizgi çizgi midir yoksa
    herkes bir yerlere gider
    bir yerlerden gelir de ondan mı
    gelinciklerle tuzlu suyun sevişmesi miydi
    ne dedin
    sen öyle bir yere gittin de ondan
    geçen yaz
    sürdün dudaklarına gelincikleri, sürdün sürdün
    iri bir ruj lekesine benzetinceye kadar
    sonra da öptün kendini, öptün öptün
    orası neresiydi, unuttun şimdi
    adsızlığa çok yakışan bir yerdi.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük