bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
acele etme yoksun belki
ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
"...kim demiş tabiatta düzen var diye
aç bir kedi duvara sürtünüyor onu da görün."
dizelerinin sahibi şair.
"bir gelin böceği gibi sessizsem
ve eğilimliysem üstümdeki gökle oranlı
yemin ederim bir aşk kırgını değilim
yeni diller, yeni anlamlar öğrenmeye çıktım ben."
"yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
eni boyu belirsiz bir ıslaklıktan
upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
eylül ki, sorabilir mi
hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul
bir asfaltın kuru sıcak soğuğundayız
oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar."
" Bateri çalıyor havuzun dibindeki kadın
Belirsiz bir güne yaslanmış
Mağaralarından geçiyor balık sürüleri
Yetmiyor mu ki
Düşlerine ödünç veriyor kendini üstelik."
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
soruyordun
ilkyaz işte...
uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz,
tenhalık böyle.
dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
beklesem hemen gelecek olduğun,
tam öyle olduğun...
oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda,
kırıp dökük de olsa, yanımda,
mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda.
o deniz ki, aramızda hiç kımıldamadan
erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.
yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik.
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine,
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin.
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum.
sanki bir bakıma ayrılık böyle...
karşılıklı otursak da ne zaman,
masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi.
bir tırnak yeşilinden gerisin geriye
ayak bileklerimizden gerisin geriye
bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
gereksiz ama yalnızlık böyle...
"Gün günden odamın şeklini alıyorum.
işliyorum bu iniltili varlığı yeniden.
Kimbilir, duyuyorum yazgısını belki de.
Kuru bir dal parçasını içinden yiye yiye,
Dal olan bir böceğin
O garip yazgısını.
"Gelsem gelsem bir solgunluktan gelirim
Kızgın bir sardunyanın üstelik üvey çocuğu
Pembe pembe azarlanırım
O ölür ben azarlanırım
Kocaman bir konakta uzarım kısalırım
Ellerim tırnaklarım
Yeni kırpılmış bir koyun derisi gibi pespembe
Ve sıcak
Gözlerim, gözlerim benim
Denizi ilk defa gören bir çocuğun
Birdenbire yaşlanması neyse."
Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey
Nasılım
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim
Kapıyı iyice kapadım
- Kapadım mı, evet, kapadım -
Çitlenbik ağacının altından geçtim
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
Dişlerimle sıyırdım
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
Azıcık gülümsedim
Ve dünya bana gülümsedi
Çakılların üstünden yürüdüm
Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki
Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi
iyice duydum