edip cansever şiirleri

entry22 galeri0
    1.
  1. 2.
  2. Aaaa

    Bir Suleyman gordum hicbir yani kimildamiyor
    Oturmus bir iskemleye
    Pek de oturmuslugu yok iskemle ayaksiz
    ..........
    ..........
    3 ...
  3. 3.
  4. Acaba

    Dönelim
    Döndürsün bizi
    Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
    Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
    Ve akılda kalan bir yokuştan
    Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
    Ve çocukluktan
    Dönelim
    Dönelim mi biz
    Gençlikten, oralardan
    Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
    Dönelim mi acıya
    Acıya, büyük acıya
    Ve soralım mı acaba
    Ey büyük yalnızlık insansan eğer
    Bir kaya
    Dalgalar yalarken onu
    ..........
    ..........
    2 ...
  5. 4.
  6. Adını Funda Oteli Koy

    Adini funda oteli koy
    Aklindan gelip gecen bir yazin
    Ve aksam guneslerinde orda burda
    ..........
    ..........
    2 ...
  7. 5.
  8. adsız bir çiçek

    rengini dünyaya ilk defa sunan
    adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
    sevgilim
    bana "sen bir şairsin" dediği zaman

    yalnız sana yazıyorum bu şiiri
    istersen bir şiir gibi okuma
    çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
    soğuklar başlayınca havalanıp
    millerce yol kat ettikten sonra
    güneyi tadan bir kuşun sevinciyle
    ve yazmış olacağım bir de
    her dönemde her çağda
    sevdanın kendine özgü diliyle
    ..........
    ..........
    2 ...
  9. 6.
  10. Aluminyum Dükkan

    Bir goz atiyorum denize
    Cin cin otuyor baliklar
    Bu bir giyilmis ayakkabidir diyorum
    Bu bir sulanmis peynirdir diyorum
    Bu bir haslanmis patates elinizdeki
    Bu insandaki ezgi
    Bu insandaki akil
    Bu kanundur kanun
    ..........
    ..........
    2 ...
  11. 7.
  12. Amerikan Bilardosuyla Penguen !

    I.

    Elleri el gibi kocaman
    Beyazda bir nokta gibi kocaman
    Kocaman boşluğun küçülttüğü her şey gibi
    Biriyle kendini artırıyor durmadan
    Biriyle koyunlar gibi güdüyor ötekini
    Ayaklarını gizliyor bir köpekle
    Evine dönerken sonsuza geçen
    Göğü kullanıyorken maviye
    Günümüzden sesler alıyor, sesleri
    Sürekli, dingin, acısız
    Acımaktan kurtulmuş yerlerine
    Sonra duvardan duvara çizilerek
    Ölü bir korkunçluğu taşıyor
    Sen, hey, duvarlar gibi öldürülmek!
    En yeni tam-tamları dünyamızın
    Ya da kendisiyle bırakılması insanın
    Sizi
    Sizleri selamlıyor işte.

    Doğrusu elinizden ne gelir ki
    Siz dolgun yaşamaya bakın günleri.

    II.

    Çıkacaksanız çıkın, daha karar vermediniz mi?
    Baktıkça bakıyorsunuz kendinize
    Yetişir! bu da hiç konuşmayan adam yapıyor sizi
    Körükler, dev kapılar, balık solungaçları gibi
    Emiyor sizi yalnızlık
    Kurtarıp rahata geçirin ellerinizi
    işte bir kadın kadına geçiyor yürürken
    Sizi alıyor, sizi ölçüyor, sizi yapıyor kendinize
    Açığa koyuyor sizi
    Bilip de söyleyemediklerinizi
    ..........
    ..........
    2 ...
  13. 8.
  14. anısındayım

    Hafifçe ısırılmış bir elmanın dilimindeyim
    Elmanın kokusundayım
    Anısındayım -kimbilir kimin-

    Anılarda görünür, düşlerde görünmez insan
    Düşlerde görünen anlamlardır
    Özelliklerdir bir de belli belirsiz.

    Ve
    insansız anı yoktur. Var mıdır?
    ..........
    ..........
    2 ...
  15. 9.
  16. ARMALAR

    -I-

    O sabah, orada, bir başıma
    Var mıydım, yok muydum, anlamıyordum ki
    Kalakalmış gibiydim aklımda.

    -II-

    Yalnızken ve senden bu kadar uzakta
    Öyle soğuk, öyle anlamsız ki her şey
    Sevilen bir insan yüzünde ne yoksa.

    -III-

    Duyuyorum çıtırtısını gözlerimde
    Önümde uzayıp giden kumsalın
    Bir deniz minaresinin diliyle
    Farkındayım sessizliğe ve
    Sonsuzluğa çağrıldığımın.

    -IV-

    Onlar mı, dedim, kendi kendime
    Ne olacak deniz kelebekleri işte
    Doldurmuşlar erkenden kumsalı
    Oyaladı saatlerce beni bu
    Görünen bir şeyle görünmeyen bir şeyin pazarlığı.

    -V-

    Yağmur yağmur yağmur
    Uçsuz bucaksız bir deniz
    Anısız, sonrasız, bizbizeyiz
    Devinimsiz bir yüz gibi terlemekte zaman
    ..........
    ..........
    1 ...
  17. 10.
  18. 11.
  19. YERÇEKiMLi KARANFiL

    Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
    Oysaki seninle güzel olmak var
    Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
    Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
    Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

    Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
    Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
    O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
    Derken karanfil elden ele.

    Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
    Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
    Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
    Birleşiyoruz sessizce.
    1 ...
  20. 12.
  21. ilk olarak yky yayınlarının "sonrası da kalır" olarak iki cilt halinde topladığı , daha sonra gün yüzüne çıkan bilgiler dahilinde yky'nin "öncesi de kalır" olarak sunduğu şiirlerdir.
    2 ...
  22. 13.
  23. UYANINCA ÇOCUK OLMAK
    siz ne iyisiniz, ben sizi bir şeylere benzetiyorum
    bilmem bir testi, bir bakır sahan kolay mı sizinle
    çok rahat bir gökyüzü mü var sizinle
    güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda
    yoksa bükülmüş bir nehir gibi mi küpelerinizde
    siz küçük adıyla mı çağırırsınız sessizliği
    öyle mi, ya kim uyandırır sizde
    bu sevişme dalgalarını, aşk seslerini
    bak'ları, duy'ları, okşa'ları, evet'leri
    hele bu elleri, ayakları bu
    gözleri gözleri.
    gidip bir bardak su içiyorum. ağzım benim!
    su böyle neye benziyor, çok çocuklu bir bahçeye değil mi
    bakmayla içersek gözlerimiz de bir şeye benziyor
    senin gözlerin, bizim gözlere, onun gözleri
    her zaman söylüyorum kuyumcular için imzalı yazı gerekmez
    ama hiç gerekmez öyle değil mi
    armut ağacı! iyi sabahlar! sana bakınca yüzüm değişti
    bütün gün çalışıyorum en kötü iş yerlerinde
    yorulup bunalınca hep o sana bakmayı deniyorum
    birden çarşıyı gösteriyor dallarının inceliği
    hem niye saklamalı, çarşıyı gösteriyor işte
    bak! şakur şukur şapka satın alan birisi
    yusyuvarlak bir kişilik deniyor
    pis adam -ne kötü dünya- öyle mi değil mi.

    siz yok mu, sizin her yeriniz şaşırıp kalmaya istekli
    bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim
    şu da var: bir sokak en açılmış pencereler dalıyor
    dalıyor da söz mü, yatağa uzatıyor otomobillerini
    aşk duyan bir kadını
    onun kişiliği olan memelerini
    gözlerim! hey sokak! geri getiriyor gözlerimi
    kimi zaman da bir cam kırılıyor şangur şungur
    diyorum böylesi gürültüler şiir için gerekli
    öyle mi değil mi.

    bizim o duvarlık tabaklar durmadan uzağa götürüyor evimizi daha aldığım gün bildim maydanoz olacak üstündekileri
    maydonoz olacak, maydanoz olacak, maydanoz olacak
    ''iyi ama, niye sevmeli her önüne geleni
    herkesin, herkese, herkesi
    daha dün yepyeni bir son koydumdu şiire
    aldı, yepyeni bir kalabalığı getirdi
    ama iyi yaptım öyle mi değil mi''
    2 ...
  24. 14.
  25. iv

    iyi bir gün başlar.
    dünyadayız artık.
    dünya!
    şu tatlı pencereniz.
    sizin.
    bunu anlamayacak ne var?
    pencere
    tanıklık ediyor işte.
    gün mavisi bir şey.
    tanıklık ediyor
    pek açık değil.
    değil de...
    size.
    tanıklık ediyor bir de
    bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz
    yok canım!
    kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler yaşıyor, o kadar
    işte
    yaşamış bir kadın yaşıyor orada
    yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa
    var ya
    orada
    tek imge kayalardır, işte orada
    yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada
    dışa vurmadıklarınız, şimdi orada
    her şey hep kayalardır; otlar da böcekler de, sular da
    günler de, zamanlar da
    -görünen bir zamandır çünkü orada-
    bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada
    değilse bir hareket bu, yalnız orada
    orada
    bir ayak boyu yerde, bir kadın
    bırakılmış gibi yıllarca
    tanrım ona bir salıncak!
    taş kesilmesin diye taş
    donakalmasın diye boşlukta.

    hani o balıkçılla yarışan çaylağa
    kırpışan gözleriyle bakan gemici
    gibi
    baksın o da görmeden
    ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri.

    tanrım size bir salıncak!
    1 ...
  26. 15.
  27. dört bölümlük çağrılmayan yakup'un ilk bölümü şöyle:
    I

    Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup
    Bunu kendine üç kere söyledi
    Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
    O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
    Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli
    Daha hiç çağrılmadım
    Biri olsun “Yakup!” diye seslenmedi hiç
    Yakup!
    Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
    Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
    Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
    Sonra bir güzel yıkanayım da.
    Ben size demedim mi.

    Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
    Sanki böyle niye ben oradan geliyorum
    Telaslı, aç gözlü kurbağalara
    Bakmaktan
    Bilmiyorum
    Bilmiyorum, bilmiyorum
    Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
    Bazen karıştırıyorum.

    Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü
    Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü
    Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu
    Onlar işte hep boyuna koşuyordu
    Birileri çıkıyordu ordan burdan

    Hiç çıkmamak halinde ve olgun
    Birileri çıkıyordu
    Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık
    Bir pencerenin sokağa doğru içinde
    Bu uyum korkunçtur Yakup!
    Yakubun olması korkunçluğudur bu
    Dünyanın insana doğru içinde
    Yakup, Yakup!
    Burdayım, yani ben.. evet, geliyorum
    Lambayı söndürmesinler, geliyorum
    Siz bütün lambaları yakın, evet
    Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup
    Bazen karıştırıyorum.

    Ve kendine bilinmeyenler yaratan Yakubum ben, iyi ya
    Durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun
    Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık
    Hep böyle istiyorum, ayıp degil ya
    Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum
    Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde
    Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum
    Bir ölünün günü boyayan renginde
    Çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar
    Kayalardan dondurmalar sorduğum
    Ben, yani Yakup, Yakubun hiç çağrılmamış şekli
    Kim bilir ne diyordum
    (Kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına
    Bir baykuş tarafından
    Ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu
    Ben ne oluyordum.)

    Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı
    Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak
    Bunu Yakup söyledi
    Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense
    Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum
    Kızgın kağıtların üstüne
    Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu
    Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen
    Ölüyordu ve bir de
    Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben
    Kendimi koruyordum
    Bunu bana Yakup söyledi
    Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği
    Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup
    Ben
    Bunu hep biliyorum
    Bunu hep biliyorum ve işte
    Özgürüm, cezasız duruyorum.
    1 ...
  28. 16.
  29. Ah güzel Ahmet Abim benim. Gördün mü bak dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar. Ve dağılmış pazar yerlerine memleket .
    4 ...
  30. 17.
  31. phoenix

    ben orda, akşamına orospular dadanan
    camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
    eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
    kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
    başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
    ya tanrıya inanır ya da isyana.

    kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
    kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
    bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
    ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
    öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
    kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.

    orası bir ölümdür şarabımı doyuran
    ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
    vaftizi gün ışığında bir garip protestan
    tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
    kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
    yeniden doğmak için çıkardığım yangından.
    0 ...
  32. 18.
  33. 19.
  34. Her şiiri güzel olan adamın şiirlerinin bir kısmıdır. Ve ben diyorum ki; dün akşam turuncu bir bulut geçti, sonra bütün bulutlar hep birden geçti. Diyorum ki böylesi gürültüler şiir için gerekli öyle mi değil mi, Edip abi?
    1 ...
  35. 20.
  36. hatırlanınca aklımızda kötü bir itibar uyandıran "bezik oynayan kadınlar" şiiri.

    (bkz: entellikte kulak yakan sınır)
    http://www.youtube.com/watch?v=zfzOX_hDIKc

    ve
    anılardan anılara sallanan bahçe
    hangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyor
    iyi.
    yeniköy'de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabah
    bu sabah bu sabah
    oralı olmadı kimse -pazartesi miydi-
    oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içinde
    nasıl?
    güllerse güller içinde yani
    ve balkon demirinde bir martı. dedim ki
    deniz şuralarda bir yerde olmalı
    çıt yok evin içinde
    deniz şuralarda bir yerde olmalı
    çıt yok
    sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı
    ve göklerden tepelere inen bir sokak
    ya da bir akarsuyum ben
    denizse
    şuralarda..
    yok önemi bir iki gün kaldı -martı-
    balkonda
    deniz de öldü sonra, martı da
    iyi iyi.
    suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi
    günler -seni anımsadığım zaman-
    birden kurtuluş'tan taksim'e giden bir tramvay görüntüsü
    mavi bir elektirik çakımı tellerde
    sanki kar yağıyor da sürekli, tepebaşı'ndayız
    karlar gıcırdıyor ayaklarının altında
    besbelli gümüşsuyu'ndayız, rus lokantasındayız
    -ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz-
    şarap içmişiz, üşüyoruz
    dışarda dünya silinmiş
    ikimiz ikimiz ikimiz
    böyle birkaç defa ikimiz
    sonra ki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey
    nasılsa
    sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa
    sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben
    üşümüyorum da
    bende herkes var, diyen bir kızın titrek
    sesleri dökülüyor kucağıma
    dudaklarım kan mavisi bugün.
    biz burda iyiyiz, biz burda çok iyiyiz
    biz burda kırk yaşındayız hepimiz
    dördümüz bir kişiyiz de ondan
    içimizden biri uyuyor olsa, falan filan
    onu bekliyoruz bir kişi olmak için
    evet evet, yanılmıyorum ben
    bir iki kişi kaldığımız zaman yanılabilirim
    doğrusu ya
    yanılmak her şeyi yeniden görmek gibi bir şey oluyor
    duvardaki vitray, begonya
    begonya, vitray
    kurtuluşla asmalımescit birbirine geçiyor
    0 ...
  37. 21.
  38. Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
    Ön dişleriyle belli belirsiz
    Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
    Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
    Evet mi hayır mı pek anlamadan.

    Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız
    Bir tayın dişinde ince taflan
    Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
    Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
    Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.

    Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
    Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.
    1 ...
  39. 22.
  40. MASA DA MASAYMIŞ HA

    Adam yaşama sevinci içinde
    Masaya anahtarlarını koydu
    Bakır kaseye çiçekleri koydu
    Sütünü yumurtasını koydu
    Pencereden gelen ışığı koydu
    Bisiklet sesini çıkrık sesini
    Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
    Adam masaya
    Aklında olup bitenleri koydu
    Ne yapmak istiyordu hayatta
    işte onu koydu
    Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
    Adam masaya onları da koydu
    Üç kere üç dokuz ederdi
    Adam koydu masaya dokuzu
    Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
    Uzandı masaya sonsuzu koydu
    Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
    Masaya biranın dökülüşünü koydu
    Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
    Tokluğunu açlığını koydu.
    Masa da masaymış ha
    Bana mısın demedi bu kadar yüke
    Bir iki sallandı durdu
    Adam ha babam koyuyordu.

    Edip CANSEVER
    4 ...
© 2025 uludağ sözlük