Yerde oturan ogrencilere biber gazi sikan bir ABD polisini, Taksim'deki polisler gibi gostermeye calisacak kadar cirkef, seviyesiz, haysiyetsiz bir hanimefendidir kendisi.
sırf atatürkçülüğe düşmanlığından iktidara çanak tutuyordu. şimdi ise iktidara veryansın ediyor. kendisi zaten hiçbir zaman akp'nin has adamı pardon kadını olamamıştı. herhalde bunu kendisi de biliyordu.
akit, yeni şafak, türkiye, star gibi tarikatçı, cemaatçi gazetelerde yazan onlarca iktidar yalamacısı islamcı yazar dururken kendisini sınırsız liberal ve ateist kimliğiyle lanse eden birine herhalde yer verileceğini düşünmemişti iktidar pastasında. tıpkı bütün diğer liboşlar, tatlı su solcuları ve sorosçu sosyal demokratlar gibi akp tarafından çöpe atıldı. işte bütün hıncı da bundan.
peki düştüğü duruma üzüldük mü?
- tabi ki hayır. çünkü kendi düşen ağlamaz.
not: hâlâ yetmez ama evet diyormudur işte sadece o kısmını merak ediyorum.
bugünki yazısı gerçekten büyük tespitler içeren yazardır.
--spoiler--
Reyhanlı'da kaç kişinin öldüğünü sayıyor haber kanalları. Daha ölümlerin sayısı belli olmadan -Roboski'nin faillerini hala bilemeyen siyasal iktidar- bombayı kimin patlattığını açıklıyor. Dengeler bakımından kim gerekiyorsa onun ismi zikrediliyor doğal olarak. Doğal olarak taraftarlar hemen ne söylemeleri gerektiğini anlayıp tekrar etmeye başlıyorlar söyleneni. Haber kanalları başlarına bir şey gelmesin diye önce muktedirin ne söyleyeceğini bekliyorlar. Böylece hiçbir zaman gerçekleri öğrenemeyeceğimiz, gerçekleri öğrenmeyelim diye kurulmuş bir "gürültü tiyatrosunun" içine düşüyoruz. işte bu sahne o kadar Lübnan ki. işte bu kurulum öyle Ortadoğu ki... Çöl oyunlarına hoşgeldiniz. Bundan böyle daha çok kan coğrafyasındasınız!
Reyhanlı'daki "yabancılar"
Bundan aylar önce, Eylül ayında Antakya'daki sivil toplum örgütleri açıklamalar yaptılar, mitingler düzenlediler. Şehirlerinin ve çevresinin El-Kaide başta olmak üzere bir çok cihadçının lojistik üssü haline getirilmeye çalışıldığını, bunu istediklerini, işlerin kötüye gideceğini söylediler. Bu gösterilerden kimilerinde biber gazı kullanıldı. Sesler boğuldu. Hatta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu gösterilerin Alevilerin işi olduğunu, Alevilerin Esad'ı desteklediğini söyleyerek olayın üzerini kapattı. Başbakan da aynı yoldan yürüyerek bölge halkının haklı tepkisini, merakını "Esad destekçisi" olmak diye damgalayarak gayrı meşru ilan etti. Ve bugün Reyhanlı patladı. Bu hükümet halkı tarafından bir yıldır Reyhanlı gibi bir olayın olacağı tehlikesi için uyarılıyordu. Dinlemediler.
Bir dönüm noktası
Bundan iki yıl kadar önce "Bu hükümet Sünni dünyanın lideri olmak istiyor. Fakat bölgenin kuralı şudur: Güçlüyüm diyenin gücünü denerler" demiştim. Nitekim Reyhanlı Türkiye'nin Ortadoğu liderliği iddiasının karşılığıdır. Türkiye'de artık sık sık kanlı Ortadoğu politika yapma biçimini yaşayacağımızın göstergesidir.
Ortadoğu politikasında hukuk yoktur, verilen sözler ve değişen dengeler vardır. Ortadoğu'da şeffaflık yoktur, sonsuz ve kesintisiz bulanıklık ve belirsizlik vardır. Ortadoğu'da asgari müşterekler değil, aşırı politize olmuş bir hayatın sonucu olarak sadece birbirini öldürmeye hazır, uzlaşmaz taraflar vardır. Ortadoğu'da bulgular yoktur, inançlar ve kanaatler vardır. Herkes karnından konuşur ve herkes ne anlaması gerektiğini bilir. Kurşunlar sıkılmadığında bile savaş vardır.
Rüzgar dönerken
Ortadoğu'da rüzgar her dönüşünde kanlı kıyımlar olur. Şimdi Suriye bakımından rüzgar dönüyor. Tunus bile Suriye ile resmi ilişkileri yeniden başlatma kararı aldı dün.
Bu sırada biz bölgedeki gücünü (korkarım) kendi gücü zanneden bir hükümetin ihtiraslarının bedelini öle öle ödüyoruz. işte en Ortadoğulu şey de bu. En berbatı da bu. Avrupa işlerine bakan bakanın bu kadar "eğlenceli" olmasının, zamanının çoğunu Twitter'da "gavurlarla" dalga geçerek geçirebilmesinin nedeni de bu: Artık biz Ortadoğuluyuz ve Avrupa ile işimiz yok. Ve elbette... Tam bu yazıyı yazarken Reyhanlı için haber yasağı geliyor. O zaman bir kere daha söyleyeyim: Ortadoğu'ya hoşgeldiniz! Mesele Türk dizilerinin sevilmesi kadar sevimli olsa keşke...
--spoiler--
nerede bir mazlum nerede bir ezilmiş varsa oraya gitmeye çalışan hep mazlumların yanında olan köşe yazarı, yersen tabi! gerçekten yemiyor artık insanlar yemedikleri için artık farklı söylemler geliştirdi ece temelkuran ve ece temelkuran gibi olanlar. marjinal olmaya karar verdiler biz farklıyız siz kimsiniz diyorlar artık başka dünyada yaşıyorlar, siz ne zaman bu kadar marjinal oldunuz ece hanım!
düğümlere üfleyen kadınlar kitabını bir kaç gün önce bitirdiğim kadın kişi. yazar kişi demedim farkındaysanız zira buram buram kasıntı kokuyor. yazmış olmak için yazınca insan ortaya böyle şeyler çıkıyor demek ki.
kitabın iyisi kötüsü olmaz, her kitapta vardır altı çizilecek birkaç cümle dedim yanılmadım... kitapları haritaya çeviren ben zoraki yazılmışlığı gibi, altını zoraki çizeceğim birkaç cümle buldum.
peki yine de değdi mi vakit ayırdığıma?
hayır!
velhasıl kelam; köşe yazısı yazan herkes kitap çıkaracak diye bir şey yok bunu bir kez daha anlamış oldum.
bütün sosyalistler bu kadına tapıyor, kadın da ''temizlikçimin bir aylık maaşını ayakkabıya veriyorum'' diyor. baştan sona çelişki dolu ideolojileri var arkadaş.