Her ne kadar Akıl ürünü sözcükler olsa da,
Adı hayat olan bir şehirde,
Akılcı olmasının yanı sıra ,buram buram maneviyat kokan hayallerle örülü bir değirmendir..
Düşünce genel anlamda aklın her alanda etkinliğini gösterir. Bu nedenle düşünce bir iş için düşünülen çare veya hüküm anlamına geldiği gibi ; tasa , kuruntu şeklindeki anlamları da çağrıştırabilir. Esasen düşünmek aklın kendi kendisini bilgi konusu yaparak zihin çalışmalarını ve olayları incelemesi olgusudur.
Modern filozofinin öncü temsilcilerinden olan descartes bir sözünde ‘’düşünüyorum o halde varım’’ derken varlığın esasının düşünme olduğunu dolaylı bir şekilde belirtmiştir. Düşünme alışkanlığından yoksun olan bir insan içtepilerinin ve tutkularının kölesi olmaya mahkumdur. Kaba deyimle hayvandan farksızdır. Neden –sonuçlar arasındaki ilintiyi kuramadığından doğa olayları karşısında şaşkın ve böndür. Kararsızlık ve şüphe düşüncenin başlangıcı sayılır. Düşünce kendiliğinden oluşan genel kurallara göre meydana gelmez. Her düşüncenin bir nedeni vardır. Binbir anlamı olan yaşam birbir görünümü olan doğa bir nedenler dünyası da değil midir? Gerçekten duyumları dış dünyaya açık ve normal yaratılışta olan her insan istekli ya da isteksiz bir düşünme hali içindedir. Türlü çelişkilerle iç içe olan çevremiz, hareketli hayat, birbiri ardına akıp giden olaylar, gördüğümüz ve ilgilendiğimiz insanlar , nesneler, her türlü renkli görünümüyle doğa bizi daima düşünceye iter. iradeli veya iradesiz olarak dalıp gitmelerimizin , kuruntularımızın, ferahlamalarımızın, karamsarlıklarımızın esas nedeni de düşünmek değil midir?
insanlar her şeyi düşünebilir; bütün iğrençlikleri, bütün pislikleri düşünebilir. insanlar her şeyi hesap edebilir ve her şeyden şüphe duyabilecek argümanı üretebilirler. Bilinçaltındaki tüm ayrıntıları en yalın çıplaklığıyla kelimelere dökebilirler.
şu unutulmamalıdır ki fikirler ne kadar zararlı ne kadar toksik olursa olsun uygulamaya dökülmedikçe suç olarak addedilemez. Düşüncenin çıkış noktası/orijini olan beynin dinamiği, bütünüyle, fikrin içeriği ile yargılanamaz. insan kendi fıtratının tam zıttı olan, kendisinin aksi kutbunda cereyan eden düşünceleri de açığa çıkarabilir. Bunlardan rahatlıkla bahsedebilir. Tıpkı ekspresyonizmde olduğu gibi. Eğer karakter analizi hakkında gerçek bir kıstas arıyorsak bu, düşüncelerden ziyade davranışlar olmalıdır; fiiliyat. Vuku bulmayan hiçbir düşünce sorumluluktan sonuna kadar münezzehtir.
Şimdi ben bu husustan bahsettim ki, hani gündelik hayatına dair zerre bi' bok bilmediğiniz ama şu mecradaki iki üç baytlık metinlerine bakarak alelade orospu çocuğu peşin hükmünde bulunduğunuz insanların deşarj olabilmek, günün stresini atabilmek ya da eğlenebilmek adına (size göre) kirli düşüncelerini kusma gereksiniminin nedenini o kalın kafanıza sokup idrak edebilesiniz.
Düşünceler kıstasken hiçbiriniz masum değilsiniz. O nedenle bir noktada size uymayan fikirleri beyan eden insanları sırf samimiyetsiz bir rahatsız oluş neticesiyle yaftalamaktan ya da aşağılamaktan vazgeçin.
Adam olun, akıllı olun. Herkesi de kendiniz gibi göt oğlanı sanmayın.
Aynı anda aynı yerde durmaları mümkün olmayan insanların, dünyayı da aynı şekilde algılamayacak olması çok normal değil midir? Algı yaşanmışlıkların, beklentilerin, ailenin ve çevrenin oluşturduğu bir bütün ise nasıl olurda bu konu da standart bir insan ve dolayısıyla standart bir bakış açısı geliştirilebilir ki.
Yeterince düşünen herkes farklı olduğunu bilir. Ve bu farklılıklar dünyada yeni pencerelerle var olma nedenimizdir. Kendi farklılığımızı keşfetmek ise diğerlerinin farkına saygı duymamızı ve hatta memnun olmazı sağlar. Böylece her baktığımız yüzde sadece kendimizi görmeye çalışmaktan vazgeçer her insanın bir kar tanesi bir parmak izi olduğunu hatırlarız.
bellekte kayıtlı olan bilgi veya deneyimin, farklı versiyonlara dönüşmesidir. Varolan bilgi veya deneyim geçmişe ait olduğundan, düşünmek boşa dönen çarktır. Gelecekte yapılacak eylemi belirlemek ise fikirdir.