düşünde dünyayı ve içinde ormanları ve ormanların içinde kaplanları düşleyen ihtiyar bir adamdı, düşüyle gurur duymasa da ilgi çekici buluyordu en azından. ta ki bir başkası tarafından düşlendiğinin farkına varıncaya dek ...
Her düşün bir gerçekliği, her gerçeğin düşsel bir yanı var... yoksa yaşadıklarımız düşsellik olmadan yavan olurdu ve düşlerimizde yaşadıklarımızdan, bildiklerimizden hareketle oluşurlar... öyle olduğu için düşlerle gerçekler birbirini bütünler.
düş...
düş görmek dendiğinde rüyayı çağrıştırıyor sanki.
ve düşlemek dendiğinde de hayali.
düş hangisi, rüya görmek uyurken, istemsiz, seçemediğimiz birşeyse ki bunun kabus formatı da varsa düş rüya olabilir mi.
hayal kurmak, hayal etmekse genelde boş boş baktığımız, dalıp gittiğimiz, uyumak üzere yatağımıza yattığımız anlarda, yüzümüzde anlamsız bir gülümseme ile aklımızdan geçenler, isteklerimiz, keşkelerimiz, gelecek planlarımız, bir film kahramanının yerinde olma arzumuz, uçmak istemek gibi, ışınlanmak istemek gibi, görünmez olmak istemek gibi, uçan halıya binmek istemek gibi uçuk kaçık, uçucu şeyler gelmesi akla, getirilmesi, düşünülmesi değil mi?
hayatin; yasadiginiz gerçeklerin sonradan onaylamadıklarınızı ve iç karışıklıgınıza mahal verenlerini kendisine saklayıp, sizi kendi silahınızla vurmaya çalıştıgı hesaplaşmada; bütün bu hengameden ruhunuzun bitkin düşüp, bedeni inkar ettigi açmazda yeni ait olunan gerçekler yazma tutkusu oluşturmasıdır düş.