yavuz çetin ve erkan oğur'un birlikte icra ettikleri ahir ömrümde duyduğum en iyi enstrümantal parça. yavuz çetin akustik gitar kullanmıştır parçada erkan oğur ise sanki yavuz çetin'in gideceğini görmüş gibi delicesine içten çalıyor.
üzerinde yaşayan insan denen hayvanın mahvettiği küre. ömrü uzun değil.
çünkü üzerinde bulunan bir çok kara parçasında adaletsizlik hüküm sürüyor, insanlar birbirini öldürüyor.
büyük paralar uğruna din savaşları tetikleniyor, petrol bölgeleri için savaşlar tetikleniyor ve insanlıktan çıkılıyor. her gün onlarca insan bir hiç uğruna ölüyor, öldürülüyor ve ötekileştiriliyor. bu kürede huzur yok ve bu kürenin sonu yakın. kimsenin bu sondan da kurtuluşu yok, şu an sefa içerisinde olan zümre de buna dahil.
evrendeki bilinen tek yaşam yeridir. içerisinde insanlar olmasa çok mutlu olacak olan gezegendir. dünyada kimler gitsin diye referandum yapılsa ve hayvanlar bitkiler de oy kullanabilse ilk bizi postalarlardı lan.
üzerindeki 'bilinçli' varlıkların 'şuursuz' bir şekilde çoğalması, gezegenin bir tarafında aç insanlar varken diğer tarafında obezler olması, çevre konusundaki bilinçsizlikleri.. ideolojiyi, aidiyetleri ve kişisel çıkarlarını doğanın üstünde tutmaları..
bunların haricinde, hala çok güzel.. iskoçyanın dağları, anadolunun kıyıları, okyanusları..
arapça kökeni "en aşağı yer" anlamına gelen ama üzerinde yaşayanların kalbinde "dünyalar" kadar yer edinen, sırası gelenin hevesine kapılacağı hayat sahnesidir.
galaksileri incelerken iğne ucu kadar değeri yok kainatta. belki ne alemler vardır başka. bizde kendi alemimizde kendi dünyamızda yaşıyoruz işte. kendimizi bi bok sanıyoruz.
Hükümetler ve yöneticiler ne yaparlarsa, nasıl önlemler alırlarsa ansınlar, toplumun en küçük cehaleti kaderi belirleyici olur
Birkaç yazıdır biraz daha geniş ve kapsamlı ele aldım Tek Dünya imparatorluğu gerçeğini. Çünkü ısrarla ve inatla ülkemizde yaşanan birçok oyunun çıkış noktalarını yanlış yerlerde aramaktayız. Birbirimizi bilinçsizce tokatlayıp, başkalarının işini kolaylaştıran zararlar vermekteyiz yine birbirimize !..
Ve eğer bilinç anlamında kendimize gelmez isek, hükümetler ve liderler ne yaparsa yapsın, önüne geçilemez bir son yaşanır.
Mısırdan sonraki ülkenin biz olmasını kimse engelleyemez
Geçmişe dönük kendi içimizde oynanan oyunları iyi analiz etmeliyiz, paralelinde dünyada dikta edilmeye çalışılan düzeni doğru algılayıp, doğru analiz edip, en gerçeği görmeliyiz
Yıllar önce yazmıştım Ebul Feyz Elçibey ile ilgili Avrusya kitabını. Kelaki köyünde sürgündeyken kendisiyle iki gün beraber olup yakından tanıma fırsatı bulmuştum.
Ve ben Avrusya kitabını çıkarıp finalini de şöyle bitirmiştim.
Eğer bir gün aniden rahatsızlanıp aniden, bindirilip bir uçağa Türkiyeye getirilse şaşırmayacağım, ve oradanda daddiri dat nidalarıyla mezara götürülürse hiç şaşırmayacağım
Neden böyle düşünmüştüm?
Çünkü o Ebul Feyz Elçibey ile kaldığımda hala yazamadığım ve anlattığı tüyler ürperten dünya gerçekleri ve üzerinde oynanan oyunların bazılarına kendi ağzından şahit olduğum için
Sonra sürgün hayatı bitti ve Baküye inip birkaç ay sonraki seçimlere hazırlandı, ölmeseydi tarihi bir farkla seçimleri kazanacağı neredeyse garantiydi.
Azerbaycanın Sovyet boyunduruğundan kurtulduğu 1991 yılından sonra seçimle iş başına gelen Ebulfeyz Elçibey, Azeri petrolleri Konsorsiyumunca tespit edilen Türkiyenin %12.5 olan hissesini % 25e çıkarınca çok geçmeden darbe ile Cumhurbaşkanlığından uzaklaştırılarak sürgüne gönderilmiştir. Sürgün sonrası kimsenin beklemediği şekilde tekrar başa geleceği kesinleşince birileri şansa bırakmamıştı yaşanacakları !...
Gelelim bir başka örneğe;
Rahmetli Erbakanın şu sözlerini unutanlara inat tekrar hatırlatmak istiyorum. (Bu yazının sonunda da girip arşivlere bakın Erbakan bu sözleri sarf ettikten ne kadar sonra ölmüştür!! Bu sözleri 2010un sonlarında söylemiştir, ölümü ise Şubat 2011 !!)
Üç yoldan dünyayı yönetiyorlar, birincisi dolar, dolar yani para vasıtasıyla dünyayı kontrol altına aldılar. ikincisi dünya kuruluşları: Birleşmiş Milletler, Unesco, Unisef, Dünya Ticaret Merkezi Bu kuruluşlar ufak bir zümrenin dünyayı sömürmesine hizmet ederler. Üçüncüsü işbirlikçilerdir, doların üzerine bakarsanız orada bir mühür görürsünüz, o mühür bir doların üzerindedir.
Bugün Amerika Merkez bankası yoktur, yedi israil bankası bir araya gelmiş ve onların (ABDnin) Merkez bankası feth olmuştur. Bu para siyonizmin parasıdır. ABD 1 doların üzerine piramit mührünü koymuştur. Mührün üzerine Latince Anniit Coepis yazıyor. Yani Dünya hâkimiyetine erişin diyor. 13 katlı praimitin ne anlama geldiğini Rockefellere 30 sene basın müşavirliği yapmış olan Gary Allen kitabında anlatıyor Her şeye 300ler meclisi karar verir.
Gelelim Libyaya
Az diktatördür, çok diktatördür bu bizi çok ilgilendirmez, ama beni ilgilendiren en önemli şey Tek Dünya imparatorluğuna karşı olması, Avrupa ve bu güçlere ulu orta meydan okumasıydı
Bunun üzerine Libyada isyan kaçınılmaz oldu.
Ne yapıldı?
Dışarıdan örgütlemeyle Libyada komiteler oluşturuldu, oluşturulan bu komiteler organize edilmeye başladı. Komitelere ciddi silah desteği verildi. Komitelerde bu silahlarla halkı silahlandırdı. Böylelikle isyanın silahlı ayaklanmaya dönüştürülmesi organize edildi.
Ve sonuç ortada.
En can alıcı bölümü de bu tür örgütlenmelerin, öncelikle gençler üzerinden yaptırılmasıydı
Aynı şekilde Suriye, Irak ve Mısırda da benzer stratejiler uygulandı.
Burada hem bu kaosu yaratıp, sonrada demokrasi ve özgürlük adlarını kullanarak yardım etmeyi alet edenleri, Timsah gözyaşları dökenleri itina ile ayırıp görmekten başka şansımız yok.
Ve Mısır, Filistin, Suriye, için ağlarken asıl bizi yanlarında bekleyenler içinde bir şeyler yapıp, daha fazla unutmamalıyız Doğu Türkistan, Kerkük ve Azerbaycanı
Ve Türkiyede de hükümetin son yıllardaki iç ve dış politikalarından ve içerideki yapılanmalara müdahalelerinden bir hayli rahatsız olan dışarısı tıpkı yukarıdaki isimlerini yazdığım devletlere uygulanan plan devreye sokularak Gezi Parkı eylemleri üzerinden kaos ortamı yaratılmaya çalışıldı.
Dedim ya hükümetler ve yöneticiler ne yaparlarsa, nasıl önlemler alırlarsa ansınlar, toplumun en küçük cehaleti kaderi belirleyici olur
Ve her ne olursa olsun toplum asla oyuna gelecek hatalar yapmamalı!
Dış oyunlara koz vermemeli
Ve son bir örnek;
Hani diyoruz ya Tek Dünya imparatorluğu, Rockefeller ve bazı isimler sıralıyorum ya birkaç yazıdır!
Yahudi yönetmen Aaron Russonun illuminati hanedanlığının tepesinde oturan Rockefeller ailesinin bir üyesi olan Nicholas Rockefeller hakkında yaptığı çarpıcı açıklamalar kör olanın bile görebileceği cinsten!!
Rocfkefeller ile ortak tanışıklığımız bir avukat aracılığı ile karşılaştım. Avukatım beni aradı ve Rockefellerın benimle görüşmeyi arzu ettiğini söyledi. Bir Video yapmıştım. Videoyu izledi ve benimle görüşmek istediğini söyledi. Böylece onunla görüştüm ve kendisini çok iyi buldum. Çok zeki biriydi
Konuştuk ve fikirlerimizi karşılıklı olarak paylaştık. Bu 11 Eylül saldırısından 11 ay kadar önceydi. Büyük bir olay olacağını söylüyor ama buna neyin sebep olacağını söylemiyordu. Bu olaydan sonra Hazar Denizinin ortasına boru hatları inşa etmek için Afganistanı istila edeceğimizi, Irakı istila edeceğimizi, petrolün kontrolünün ele geçirmek ve Ortadoğuda bir petrol üssü yerleştirmek için bunu yapacağımızı ve bunu Yeni Dünya Düzeni, imparatorluğuna entegre edeceğimizi söylüyordu.
Ve o büyük olay 11 Eylül saldırısıydı
Sonrasında bu konuşmadan da fark ettikleriyle yaptığı yeni bir çalışmayı çekmek için kamera karşısına geçti ve doğru bildiklerini anlatarak bu derin planı ortaya çıkarmak istiyordu. Belgeselde anlattıklarının üzeri basın yoluyla örtüldü ve çok az bir kesime ulaştırıldı.
Sonrasında ne oldu?
Doktorlarının söylediğine göre onun asla böyle bir hastalığının olmamasına rağmen Aa Russo Cedars Mesane Kanseri teşhisi ile hayatını kaybetti!!...
Çetin AGAŞE / Rotahaber
Dün birbirinden farklı iki mekâna, bir hastaneye ve bir alışveriş merkezine uğradım.
Daha 2-3 yaşında kanser bir çocuğun neredeyse kendi boyu kadar bir ilaç torbasıyla gezdirildiğini gördüm bu hastanede. Adını bile tam okuyamadığım polikliniklerin önlerinde kendilerine sıra gelmesini bekleyen endişeli, korkmuş, bezgin ve gözlerindeki hayat ışığı neredeyse yok olmuş hastalara baktım. Her kliniğin önünde kim bilir hangi dertten muzdarip, çektikleri yüzlerinden, sözlerinden hâsılı bütün hareketlerinden belli ve muhtemelen acıları dışında başka bir şey düşünemeyen her yaştan her cinsiyetten insanla karşılaştım. Acilin içerisinden inlemeler ve çığlık sesleri hastanenin soğuk duvarlarında yankılana yankılana kulaklarıma çarpıp beynimin içerisine yuva kuracakmış gibi gelip yerleşti bedenime.
Her hastaneye uğradığımda veya yıllardır yatalak vaziyetteki gencecik teyzemi her gördüğümde Allahın dünyaya ve insana bakış açısını tefekkür ederim hep. Ve istisnasız her zaman Şayet dünyanın Allah katında, sinek kanadı kadar bir değeri olsaydı, kâfire ondan bir yudum su içirmezdi. (Tirmizî, Zühd 13) hadisi aklıma gelir. Şu hayatın ne kadar da kısa ve ne kadar da önemsiz olduğunu, en fazla yüz senelik ömrümüzün aslında hiçbir değerinin olmadığını çok daha net anlarım o zaman. Dünya hayatı ile ahiret hayatının karşılaştırmasını daha bir netlikle yapmak için hastaneler ve hastalardan daha iyisi ve etkilisi yoktur kanaatimce.
Eğer Allah bu dünyaya birazcık önem verseydi el kadar bebeler, henüz dünyanın d sini anlamamış çocuklar, gencecik insanlar acı çekmezdi. Aynı yaşlarda birisi alışveriş merkezinde çılgınca eğlenip, bilinçsizce tüketirken, bir diğeri litrelerce ilaç damarlarına zerk edilirken ilacın yan etkisiyle baş dönmesi, kusma, baygınlıktan tutun da onlarca derdi çekmek zorunda kalıyorsa demek ki hakikaten bu dünya çok kısa bir zaman için var edilmiş. Demek ki Allah gerçek manaları ile lezzeti de derdi de diğer dünyaya saklamış.
Keyifle arkadaşları ile gülüp eğlenen, yiyip içen etrafında olan bitenin farkında bile olmayan insanlara rastladım alış veriş merkezinde. Kimi kendisine ayakkabı beğeniyor kimisi elbiseleri bir bir deneyip aynaları çatlatıyor. Kafamı nereye dönersem döneyim tüketimin uyuşturucu ve bir o kadar sanal, yalancı hazzı içinde kendini kaybetmiş gençlere, orta yaşlılara, yaşlılara ve hatta çocuklara rastladım. Ve hastaneden yeni dönmüşken bu manzara bana yine ve sadece bu dünyanın değersizliğini ve basitliğini hatırlattı.
Lezzetlerin etkisi o kadar geçici ki, küçücük bir dert insana bir yıllık lezzeti çabucak unutturuveriyor. Bir yıl boyunca keyif içinde yaşayan, sıkıntı bulaşmamış birisi birkaç gün baş ağrısı veya diş ağrısı çekse sanki bir yıl çekiyormuş gibi dert yanar. Dünya ile ahiretin karşılaştırması ise bundan daha derin. Bütün ömrü sıkıntı ile geçen birisi için cennette bir anlık bile bulunma ona yaşadığı her şeyi unutturacaktır. Aynı şey tam tersi için de geçerli.
işte hastalar bize hayatın en hakiki yönünü yani geçiciliğini ve faniliğini anlatan en somut göstergeler. Bizim başımıza da gelse başkasından da görsek her hâlükârda hastalıklar bize hep şunu anlatır: