"insan böyle bir duyguyu yaşarken
gerçek yaşamla bütün bağlantıları kopmuşcasına
ayakları yerden kesiliveriyor
hoş bi zaman bu bağlantısızlık da
yaşam kadar gerçek ve doğal"
bu kadarı bile çok şey anlatır. gariptir* çok inceden dokunur bu şarkı yüreğime, acıtır.
4 gün sadece 4 gün. bir insan bu kadar yoğun bu kadar derin nasıl yaşayabilir bir aşkı. 4 gün de bir kadın bir adamda neler görebilir neler hissedebilir. Özlemek nasıl da böyle ağır bir yük olabilir. Bu şarkıları yazdıran, söyleten adamlara da daha çok kızıyorum.
insan böyle bir duyguyu yaşarken
gerçekle yaşamla bütün bağlantıları kopmuşcasına
ayakları yerden kesiliveriyor
hoş bi zaman bu bağlantısızlık da
yaşam kadar gerçek ve doğal
biliyor musun belki iyi oldu ama
biz yere erken indik
şimdi yarım yaşanmış o şey boynumda düğüm
dört kısa günden bana bir garip sızı kaldı
bir de deli özlemin...
ben genis zamanların guzelligine inanırım.
bence bir iliski ne kadar uzunsa o kadar anlamlıdır.
ama bazen istisnai olarak kısa sureli iliskiler de anlamlı oluyor.
-yas 28 idi yanılmıyorsam. 3 senelik iliskim birkac hafta once bitmisti. bi cocukla 2 hafta takıldık.
-yas 35. yarı platonik yarı gercek bir askım vardı. ona saygımdan bir senedir kimseyi hayatıma sokmuyordum. sonra beni terk etti. birkac hafta sonra gene 2 hafta bi cocukla takıldık.
bu iki hikayem bana her zaman askın zamana endeksli olmadıgını ogretti. bazen kısa surede de cok ozel seyler paylasılabiliyor.
Uzun ilişkiden çıkınca bazen insan kısa süteli bir yerlerde soluklanmak ister. Bu kişinin hayata “daha ölmedim ben” mesajıdır. Dört günlük bir seyin bu kadar kalbimde yer edeceğini nerden bilebilirdim? Gecen zamanla değil, kimi zaman yaşananın yoğunluğunda saklı olduğunu askın ondan öğrendim.
ben yedı yasında bır kız cocuguyum ve o sekız yasında bır erkek cocugu.
kıkır kıkır cocuk cocuk gulucukler atıyor. cocuk gozlerı var. dehset tatlı cocuk gulucuklerı.
sarıl bana dıyor. sev benı dıyor. gogsume yatırıp saclarını oksuyorum. gulucuklerden atıyor. nasıl gulucukler oldugunu bılıyorsunuz.
acıktım dıyor. omlet yapıyorum. ben omlet yaparken arkamdan sarılıyor.
yerken gulucuklerden atıyor. nasıl gulucukler oldugunu bılıyorsunuz. elıne saglık dıyor. sevınıyorum.
tetrıs oyununda uzun cubugun neden bır turlu gelmedıgınden dertlesıyoruz. super marıo da prensesı kurtarmaya calısıyor ve de o habıre, yanıyor, elımden bu kadarı geldı dıyor, canın sagolsun dıyorum, mahcup mahcup gulucuklerden atıyor. nasıl gulucukler oldugunu bılıyorsunuz.
koklaya koklaya opucukler konduruyor yanagıma. sıra bende dıyor. gogsune yatırıp saclarımı sevıyor. boynunun kuytusunu ıcıme cekıyorum. opucuk konduruyorum. koklayarak opmeyı cabuk ogrendın dıyor. gulucuklerden atıyor. nasıl gulucukler oldugunu bılıyorsunuz.
o kadar sevımlı kı. dunyanın en tatlı sekız yasındakı erkek cocugu.
ve ben dunyanın en mutlu yedı yasındakı kız cocuguyum yanında.
sefkat ve ıletısım. ve cocuksu nese.
ıkı sevişme sahnesiyle herkes sevısebılır.
ama herkes duygu gecıremez.
duygu olmadan sevismek kalbı yumusak olmayan romantık kalpler ıcın etkısız elemandır da, dılımı sadece benzerlerım anlar.
sevısmek o kadar enteresan degıl fıkrımce, ama bır evın ıcınde evcılık oynamak dehset guzel. sevgı ve sefkat. ve capcanlı cocukca nese.
durma, goge bakalım.
cok uzun zamandır kendımı yedı yasında bır kız cocugu gıbı hıssetmemıstım.
hadı prensesı kurtarmayı tekrar deneyelım.