Şu 2-3 gündür böyle sözlük. O kadar yoğun ki ne yapacağımı çözümleyemiyorum, en ufak şey bile zihnimde zelzeleler yaratıyor.
Delicesine konuşmak istiyorum ancak bir yandan konuşmak da gelmiyor içimden ve bu kısım daha ağır basıyor. Bir an önce geçmesi gerekiyor bu şeyin. Tahammülüm kalmadı.
Anlam veremediğim bir şekilde son bir iki senedir hayata buğulu bir pencereden bakmama sebep olan. Daha kaderci bir bakış açısına büründüğüm, her olayda , her insanda duygusal bir anlam aramam sebebiyle gönlümün sürekli bir yerlere kaymasına sebep olan, fazla yıprandığım halet- i ruhiyem. Nedendir, niçindir ve benim hakikatim bu mudur sorularına gark etmiştir zihnimi. Gerçi ölümlü bir dünyada aksi bir yaşam sürmeyi de aslında yüreğim ve aklım kabul etmiyor.
Üzer, geride bırakır, maddi manevi sıkıntılara sokar. Abartmadan tüketiniz. Tüketmesini bilmiyorsanız, bir çukur kazın ve kalbinizi gömerek üzerine beton dökün. Arkadaşlar, duygusallık iyi bir şey değildir. Bakın bakalım dünya toplumlarına: duygusal toplumlar geri kalmaya mahkumdur.
geriye dönüp baktığınızda kendinizi suçlamaya doğru ittiğini hissettiğiniz anda, yer vermeyi bırakmanızda fayda olacak durumdur. daha çok nostaljiye, geçmiş yaşanmışlıklara yönelik bir durum ise tabii. merhamet boyutu ise daha farklı. merhametli olmak gerçekten merhamet duygusunu hak eden kişilere veriliyor. yani merhametin sahteliği pek olmuyor. ya merhametlisindir ya değilsindir gibi. ama duygusallık öyle değil. daha bir sizin tekelinizde olan bir şey. ne bileyim pek anlatamadım ama kendiliğinden gelen duygu yoğunluklarına eyvallah fakat içselleştirince daha çok üzülen siz oluyorsunuz. bununla besleniyor gibi bir algı verirsiniz karşı tarafa. esasında böyle bir şey olmasa bile.
erkeklerde kadınlardan daha çok bulunan özellik, ama belli etme konusunda kadınlar bunu silah olarak kullanır. erkek adam ise bunu asla belli etmemeli; özelliklede kadınlara karşı...
aslında bir tutam olmasının gayet doğal olduğu duygu durumu. biz duygusallığa hep zayıflık olarak bakıyoruz. birazda hep ilişkiler yönünden bakıyoruz. ondan oluyor öyle. ama pek öyle bakmaz isek, duygusal olmak o kadar da zayıflık değil. yani mesela; okuduğunuz okuldan mezun olurken, çalıştığınız bir iş yerinden ayrılırken, gittiğiniz bir tatil biterken, oturduğunuz mahalleden ayrılırken, askere giderken
arkanızdan ağlanır iken vs, hep yaşanmışlıklar akla geliyor, sevildiğinizi biliyor, bunlar hayatın içinde var diyorsunuz, ama yine de duygusal olabiliyorsunuz. ve bu gayet normal. nesi kötü anlamıyorum.
duygusallığın derecesi standartına göre düşeyde ve dikeyde hayatınızı yüzde yüz etkileyen bir düşünce biçimidir.
Eğer, aşırı duygusallık var ise ve bir ticaret ile uğraşıyorsanız, işiniz de para üstü yerine anne eli kurabiye verebilirsiniz. e ana yüreği tabi dayanılmaz..
eğer duygusallık minimum seviyede ise bu seferde, köpek kulağı kesen tiplerden farkınız kalmaz. Vicdan kaybolur.
arası ideal.
tanımı budur. uç ve dip arasında kalan bir bağdır, "duygusallık "
insani bir duygudur ve olmalıdır. duygusal olmak bizi biz yapan önemli bir yapı taşıdır ve insanı diğer varlıklardan ayırır ve farklı kılar. duygusal olmak ota boka dertlenip ağlayıp zırlamak değildir. insan ruhunu dengede tutmaya yarayan önemli bir donanımdır.. duygusallık olmasaydı, bu gün hayranlıkla izlediğimiz her türlü sanat eseri bu gün asla var olmazdı. o sanat eserlerini ortaya koyan insanlar bunu "duygusallıkları" sayesinde başararabilmişlerdir. duygusuz insanlar, savaş ve gözyaşından başka hiç bir şey üretemezler...