duygusal koturumluk

entry1 galeri0
    ?.
  1. dünya üzerinde olan olgu, kişi ve olaylara karşı hiçbirşey hissetmemekle başlayan nihayetinde kişinin bir saksı gibi yaşamasina sebebiyet verecek olan durumdur.

    bunun olayın cereyan etmesinin sebebi kişinin şu hayat macerasında sık sık şapa oturması, binbir emekle binbir cefayla bokluklara katlanması ve bokluklardan süzdüğü tomurcukların elde patlaması ile oluşmaktadir.

    önceleri hayal kırıklığının vermiş olduğu öfkenin ve nefretle dolu bir halde yaşarken hayatının mazotu olan ve kendisine faydasından çok zararı dokunan öfkeyi yok etmek için aldırmazlık zırhına bürünür. bu aldırmazlık zırhı önce değer vermemezlik sonra da adam sende mertebesine tahvil olur.

    kişinin ne gideceği liman vardir ne de içinde bulundugu liman onu tatmin eder. hiç birşeyi merak etmez. sadece günü yaşamaktansa ömür takvimine bir centik atmak için öylesine doldur bosalt yapar.

    dünyaya alaycılık adam sendecilik cercevesinden bakar. bir mucadeleye girmez. cünkü varolan mucadelerin çoğunun tatavalardan ibaret oldugunu bilir.

    bütün bunlarin üstüne faniliğin hüküm sürdüğü bir deryada baki olmanin bir anlam muhteva etmediğini ve boşa kürek cekmenin sadece anlamsız olduğuna inanmıştır.

    kıs kıs güler herşeye ama sadece güler. dünya yıkılsa değer vermediği için ha otobus geç kalmış ha bilmem nerede felaket olmuş onun için aynı şeydir.

    hep bir söz duyulur ağzından 'beni enterese etmez'

    belki de bu esas yasanmak istenen ama istenenlerin olmayan yasanilan sartlar memnun olmayan ve yenilgilerin kişide kendine kestiği faturadir.

    bu kişiler zaten manevi ölümü tattiklari için çok geçmeden mechul bir aleme bedeni hicretlerine çok geçmeden baslarlar.

    zaten yaşamak yavas yavas tükenmek değil midir? işte bazilari birden tükenir...

    entryi victor hugo'dan bir şiirle bitirelim bakalım:

    değilmi ki o derin acılarımla şimdi
    buna destek olacak tek bir kolda yoksunum
    ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum
    ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle
    anlamalıyım artık: yaşadın yeterince!

    değilmi ki ilkbahar kuşatınca her yanı
    doğayı şenlik yerine çevirdiğinde tanrı
    bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum
    değilmi ki gün-gece ışıktan kaçıyorum
    duyarak o en gizli kederi herşeydeki

    değilmi ki ruhumda umudum yenik düştü
    değilmi ki bu güller, kokular mevsiminde
    sevgili kızım benim, içimde, ta derinde
    yalnız senin yattığın karanlığa özlem var
    mademki öldü kalbim, yaşadım yeterince!

    yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim
    arığım işte orda, burda başak demektim
    yumuşadım gitgide, yaşama gülümsedim
    ve yaşamın o büyük, dipsiz gizi dışında
    dimdik durdum ayakta, kimseye eğilmedim

    en iyisiyle yaptım yapabildiklerimi
    ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet götürdüm!
    sonra acılarıma güldüklerini gördüm
    nefretlerine hedef seçildikçe üzüldüm
    anarak çalışıp çektiklerimi

    tek kuşun uçmadığı şu dünya sürgününde
    öyle bezgin, ışıksız, ellerimin üstünde
    diğer tüm kölelerin alayları içinde
    taşıdım ağlamadan al kanlara bulanıp
    koparılmaz zincirden payıma ne düştüyse

    şimdi bakışlarımın ancak yarısı bende
    ötesi darmadağın acılı gömütlerde
    dönüpde baktığım yok çağıran olsa bile
    sersemlik ve sıkıntı yüklü bir uykusuzum
    hiç gözünü kırpmadan kalkmış şafaktan önce

    miskin karanlığımın orta yerinde şimdi
    yanıt vermeye bile gönül indirmiyorum
    canımı sıkıp duran o en günücü ağza
    ulu tanrım gecenin kapısını aç bana
    ki çekilip gideyim, dönmeyeyim bir daha!
    2 ...
© 2025 uludağ sözlük