genelde sahte bir gülücük eşliğinde düşünürken, içinize içinize soğuk bir havayı çekmişsinizcesine ve o hava -ki o hava biraz iç sıkıntısı biraz da burukluk verir ansızın- tüm bedeninizi soğukluğuyla titretmişcesine bir his veren şeylerdir.
Eski zamanlarının çocukluğunun geçtiği sokaklardan, mekânlardan yıllar sonra koca bir adam olarak geçip kendi hâyalini sanki hâla orada oynuyormuş ve herşey sanki bıraktığın gibiymiş gibi görmek, hissetmek ama etrafın insanların artık hiç tanıdık gelmemesi tanıdık bir şey aramak ve tanıdık binalardan başka birşey bulamamak sahi ne oldu her sabah köşede bekleyen ayakkabı boyacısına, yanında uyuyan kediye, arkadaşlarıma, oyun oynadıgım kaldırım taşlarına, koşa koşa eve döndüğüm sokağa, orada yıllardır hareketsiz bekleyen eski arabaya...
Babamın düşünceli olduğu zamanlardaki sessizliği. Annem öyle mi, bağırır çağırır, söylenir. Babam susar, içine kapanır. Onun o sessizliği içime dert olur. Keşke erkekler sevinçlerini, öfkelerini rahatlıkla gösterebildikleri gibi hüzünlerini, yaralarını da gösterebilseler.
Çocukluğunun bütün yazlarını geçirdiğin iki katlı babaanne evini adım adım gezmek. Bu gezi esnasında babaannenin henüz kimse tarafından keşfedilmemiş saklı hatıralarını bulmak. Gençken ne kadar güzel bir kadınmışsın pamuğum. Mekanın cennet olsun.
Eski ve artık içinde kimsenin oturmadığı evlerdir benim için.
Böyle evler gördüğümde aklımda hep zamanında orada yaşamış insanlar canlanır. Mesela o kırık bahçe kapısından kim bilir ne yorgunlukla girerdi evin babası. Ya da o örümcek ağı tutmuş pencereden dışarıyı izleyen birileri vardı. Eskiden cıvıl cıvıl, çiçeklerle dolu bir evdi belki orası. Ama artık yok. Bir zamanlar birileri için yuva, umut olmuş bir ev artık yalnızca bir anı kutusu. Hüzünlü.
girip de yavru olduğu için çıkamadığı apartman boşluğundan tutup elimizle çıkardığımız çelimsiz bir yavru kediye sokakta rastlamam ve beni tanıyıp peşimden peşimden gelmesi.