bir arkadaşın evine arkadaşı sormaya gidiyoruz. kardeşi kapıya çıkıyor.
- abin evde mi ?
+ evde
bu konuşmadan sonra çocuk içeri girer.bekliyoruz arkadaş çıkacak diye 20 dakika geçer. tekrar bağırdık yine kardeşi çıktı.
+ çağırmadın mı oğlum abini ?
- çağır demedinizki..
seda sayan:
- aaloooğğğ kiminle görüşüyoruz ?
- ben mustafa
- naber lan mustafa ? nerden arıyosun bizi mustafa ?
- şişli'den.
- ne iş yapıyon lan mustafa?
- belediye başkanıyım...
(mustafa sarigül)
bugün başıma gelmiş olaydır. öğleden sonra saat 1.30 gibi durakta kuzenle otobüs beklerken, kuzenin hocamız bize adam gibi ders anlatmıyor demesi üzerine;
- ya kuzen sizin hocanız sarışın mı?
+ evet!
- belliydi zaten sarışınlar aptal olur olum.
bu diyalog dumur edici değildi. dumur eden nokta ise bu sözü söylerken arkamdan sarışın sevgilisiyle geçen bir adamın bana dönüp ters ters bakması beni bitirmiştir. yeminlen yerin dibine giresim geldi.
ev telofonundan baba aranır.telefon çalarken ev telefonunda beat box yapılmaya çalışır.baba telefonu açar alo der kişi o anda dumur olur.
(bkz: napıyon olum)
(bkz: bu hikayede ki mal benim)
10 kasım günü saat 9 u 5 geçe, dedemle anneannem televizyonun başında otururken, dayım bir hızla içeri girer.
dayım: "anne, baba, kalksanıza ya, atatürk öldü, saygı duruşunda bulunun, duymuyor musunuz siren sesini?"
dedem: "neee? tren sesi mi?" (dayımın ilk dumuru)
anneannem: "ay bu koca da iyice yaşlandı, duymuyor kulakları. ne treni kocaaa, fren sesi fren."
dayım için artık 10 kasımın başka anlamları da vardır.
arkadaşlarla burger yemeye gidilir.o ülkede gramer bi hayli karışık olduğundan su isterken bile dilin alışana kadar rahatlıkla hata yapabilirsin.gerçi bu arkadaşın ne gramerden ne kelimeden sıkıntısı olmasada yinede kola isterken bi gramer hatası yapar.burgerci kız kıkır kıkır gülmeye başlar...
+ne var ne gülüyosun?
-(ciddileşir) şey yanlış söyledinde ona güldüm
+olabilir yabancıyım sonuçta!
-...
+sen benim gramerimle uğraşıcağına önce kendi bıyıklarınla uğraş.badem yağı getireyim mi?
- :S :S
ya- ya işte öyle kızım. gözlerimi hep o işte kaybettim ben.
p - yazık amca ya. ee emekli misin peki. emeklin var dimi?
ya- yok kızım nerde... on iki sene sigortasız çalıştım orda. zaten son işimdi. daha da çalışamadım.
p - ne şerefsizler var ya.
ya- öyle. işçinin emeğini sömürür parayı cebe indirir daha da tanımaz.
p - insan mı onlar ya. ne adi insanlar var ya.işçi çalıştırıyorsan sigorta yapacaksın.
b - ^+%%+%'^!'
3 yıldır burada çalışmaktayım ve sigortam yapılmadı!! okul bitince nah bulurlar burada beni.
bilkent'te iisbf * binasındaki güvenliğin hemen ilerisinde olan yiyecek ve kahve otomatlarına doğru gidilir. can tatlı birşeyler çekmektedir, metroda da aynılarından olan, bilimum çikolata, gofret, kraker vs. bulunduran kırmızı otomatın karşısına geçilir. kararsızca çikolatalara bakılırken düşmek üzere olan bir albeni göze çarpar. uyanıklık tabi, 1 lira atılır, hem zaten düşmek üzere olan çikolata düşer hem de normalde olması gerektiği gibi, arkasındaki. 25 kuruş para üzeri de alınır, keyifle kahve makinasının karşısına geçilir. yine 75 kuruş olan kahveden almak üzere 1 lira atılır. ve sürpriz: makina parayı yutmuştur. dumur olarak, ibret alarak, sübhanekelerle uzaklaşılır, hatta kaçılır olay yerinden.
bir apartman sakininin fanatik fenerli olması, maç sırasında 2000 yılından beri koleksiyon yaptığı tüm formaları giyip maçı öyle izlemesi. akabinde fener o maçta yenilince kriz geçirmesi, apartmanın bahçesine inip kendini yerden yere atması."dur yapma" diyen insanlara saldırıp, ağlaması..ardından ertesi gün okula giderken bahçe nin çardağında yine o fanatik fenerliyi, hala üstünde 10 tane fenerbahçe formasıyla sigara içerken görmek.5 gün kendi kendine durmadan adamı hatırlayıp ibret almak.
teyzenizle kitapçıya gitmeniz ve sizin pasajlar'ı gösterdiğinizi gören teyzenizin "oturup salak gibi bunları mı okuyorsun eraserhead?" deyip elindeki marquis de sade ve georges bataille kitaplarını göstermesi. 23 yaşındaysanız ve bütün akrabalarınızı müthiş naif insanlar sanıyorsanız hayat gerçekten çok zor.
sel bastı diye isyan edenlerin oylarını verdikleri insanlar ''yağmur berekettir'' diyor.
onların kanalları haberlerde seli göstermiyor, şemsiye altında romantik yürüyüşler yapan çiftleri gösteriyor..
bakış açısı tabi, Allah'tan gelene dur mu diycekler.
Cumhuriyet Üniversitesi kampüsüne lunapark kurulması ve millet dersteyken rangere (kamikaze) binen kızların çığlıklarının duyulması. Üniversitenin içinde lunapark ne arıyor birader.
diyarbakırlı arkadaş tarafından yaşanmış bir olay:
çocukken okul sonrası okul bahçesinde top oynanmaya devam eder. bizim ayı topa nasıl abandıysa bahçedeki atatürk büstüne gelir ve büstün kafası kırılıp düşer. çocuklar korkudan oradan sıvışır.
ertesi gün gazetelerde bir terör eylemi olarak yazılmaya başlar, arkadaş hafif korkmayla yakında geçeceğini umar ama dönemin yazarlarından birinin bu olaya takılıp sürekli yazması 1 ay uykusuzluğa neden olur.
bakkaldan falım sakız alınmıştır ve manisi okunarak yürünmektedir;
çıktığı yer anayol / aynen öyle hacı
elinde bütün kontrol / ?!
hızla geliyor sana / bi an için ileri baktım ve harbiden bi itoğlu üstüme üstüme geliyo. *
çarpılmaya hazır ol / eşhedu...
iş bu sözlükteki yazarların yaşadığı dumur hadiselerdir. mesela, bundan bir süre önce parkta arkadaşlarla aceleyle yurda dönerken fenerbahçeli taraftarların şampiyonluk turuna çıkıp sevinirken görmek ve akabinde birden birinin küfretmesi ve birden bursasporluların sokağa dökülmesi.
sexton ankara nın sıcağında kızılayda gezmektedir. liseden bir arkadaşının karşıdan geldiğini görür. boynu bükük bi tutam sakalıyla karşıdan gelen arkadaşın sakalından tutar ve boynunu bükmelan der **.çocuk kafayı kaldırır ve sexton un arkadaşı değildir. sonrasında kardeş vallaha bir arkadaşa benzettim gibi yavşamalarla gergin ortamı yumuşatır. öyle işte.
o zamanlar daha lisedeyim. rehberlik dersinde yapacak bir şey olmadığından, hoca herkesin test çözmesini ya da kitap okumasını söyledi. ben de o zamanlar stephen king'in "o" adlı romanını okuyorum. hoca sıraların arasında dolanırken bir ara yanımda durdu. "ne okuyorsun?" diye sordu, ben de hiç bir şey söylemeden kitabın kapağını gösterdim. ve hocanın dumur edici sözcükleri ağzından dökülüverdi:
"hmmm, zitefın küng 'zıfır', güzel kitaptır."
saçları uzun olan arkadaşın gittiği cuma namazında secdeye yattığında saçlarının önüne düşmesi ve cemaatten birinin saçlarına basması sonucu secdeden kalkamaması.
üst katlarda oturan komşularımızın her türlü çöpünü mutfak balkonundan aşağı atmaları.kendi balkonumuzda sıksık rastladığım çekirdek çöpleri,izmaritleri,ıvırzıvır ambalajlarını geçtim de bugün gördüğüm 2.5 litrelik kola kutusu çöpü harbi dumur etti.onu balkondan atarken ne gibi duygular içersindeydi merak etmekteyim:
-lütfiye kola bitti yenisini versene dolaptan
-çöptede çok yer kaplıyo bu boş kutu dur bi balkondan atayım şunu!
yer: manisa muradiye kampüsü - şehir merkezi arası yol
mekan: öğrencileri taşıyan midibüs
sene: 2003
yolda giderken midibüsün ön kapısı kendiğinden açılır. şöfor sağa-sola bakar, kimse kapıyı kapatmak için yerinden kalkmaz. ve 80 km ile daracık yolda ilerleyen midibüsün şöforü gülerek direksiyon başından kalkar, ön kapıyı kapatır, sonra da pişkinlikle sırıtarak tekrar yerine oturup yola devam eder.
bütün öğrenciler ise şoktan bir süre sesini bile çıkaramaz.