bana pek inanılmaz şirin bir insan gibi geliyor kendisi hep nedense. böyle 150 kilo. 3 metre boyuyla. ama acaip şirin. neden öyle düşünüyorum bilmiyorum. yazdıklarını her okuduğumda kendi yazacaklarıma dair bir şeyler muhakkak her seferinde buluyorum. etraftaki karanlığı aydınlatan bir tarzı var.
kendisine 1000. entry'mi armagan etmek ugruna bir kac entry'de ayar yaptigim, ve mutlu sona ula$tigim yazar.
aydinlik bir gunun karanlik dakikalariydi. karanlik derken, fazlasiyla degil, belki biraz puslu. arkaplanda, 'no one knew me, no one knew me... hello teacher tell me what s my lesson, look right through me, look right through me...' sozcukleri geci$iyordu. antipatinin doruklarinda, egolarimizi terlikle vurarak yati$tiriyorduk.
o zamanlar ne bir sakali, ne bir kupesi, ne de bir yarasi vardi. ya da ben goremiyordum. aslinda, ilk gordugumuzde ona ucan kafa atmak istememi$tim, sadece ayni yolun farkli yolculariydik.* ayni $eyleri farkli zamanlarda ya$iyorduk belki de, olgunla$iyorduk, o daha cabuk kizariyordu. benim icim pembeydi, kanli bir biftek gibi.
degerini ilk ba$ta kavrayamami$tim, cocuksu, tatmin edemedigim isteklerin arkasina koydum onu, umursamadim, dedim ya, ye$il bir limon gibiydim, ek$i degil aciydim. o da atlatmami$ti $uphesiz, dizginliyordu, ben yapamiyordum. unuttum, unutuldu. hatirladigimda ise, bir hayli gecti aslinda. yine de u$udugumu gordu, battaniyesini payla$iyordu benimle.
ictik, sarho$ olduk, ayni yatakta sizdik, saklandik, sakladik kimi tabula$mi$, kimisi ise ayan beyan ortada, apacik gozumuze sokulan nesneleri. benim ba$ka bir aptalligima daha fazla tolerans gosteremedi, hakliydi. hakli oldugunu yine kanitladi, daha sonrasinda.
bilir, ama belki de bu kez bilemedi ki, en cok deneyim, en cok acidan gelir. benim de canim yanmi$ti, ancak onu anlayamadim. buz adamdi benim icin, birbirimizin satranc oynunda kendi kurallarimiza maglup oluyorduk tekrar ve tekrar. ama son kez affetti beni, son kez. bu gercekten, onunla oynayacagimiz belki de son oyundu. artik bitime yakla$iyorduk.
o gun, artik bellegimde silinemez bir leke. damlalar biraktiginda yataginda, anlayamadim, duygusuzdum, hissedemedim. gittiginde, terk edilmi$ hissettim. ikimizin de birbirimize ihtiyaci var sanarken, o... sen yoktun. ama olgundum artik, anliyordum. o haberi ilk aldigimda, sana acimadim. hem de hic. yuceltmedim de. biliyordun, biliyordum, ikimiz, belki de bir daha goru$meyecek olsak bile, belki de bir daha gozlerimizin en karanlik derinliklerinde cati$amayacak olsak bile, yolda$tik.
kendisine ne soyleyecegimi bilemedigim yazar. cok uzgun oldugumu belirtmek ne fayda getirir ki?
iki yil. koskoca iki yil. sirtsirta yatip uyurken geceleri, kar$i yatakhaneye kacmi$ken gelen nobetci ogretmenin sesiyle saklanmaya cali$irken yatagin altinda, dandik istanblue votkasiyla sarho$ olmu$ken bahar sicaginda, cem karaca dinlerken kucuk cocuk umutlarimizla, inandiklarimiz uzerine tarti$irken tutkuyla...
o gun. bana, annenin hasta oldugu gunu soylediginde, kendi annem hastaymi$ gibi uzuldum. ama yine de, salak ve anlamsiz bir umudum vardi, bu olamazdi, sen benim dostumdun, uzulemezdin ve ba$ina bir $ey gelemezdi.
hayatin ne kadar acimasiz oldugunu, en cok bugun ogrendim ben.
$u an zihnimde o gun yankilaniyor. omzumda agladigin gun. halbuki, ben seni ne kadar da guclu bilirdim, anlayamiyordum.
ama $imdi, gozlerim ya$li, anliyorum. anliyorum dostum.
yaninda olamasam da, sesini duyamasam da, gozya$larini silip, tazeleyemesem de umutlarini... dunyada en cok deger verdigim varliklardan biri...
thrash ini falan bilmem de, iyi cocuktur vesselam. tek anlamasi gereken $ey, $ahsimin onu bir izm secmeye suruklemeye cali$madigidir. sadece goze gelen gote gelmesin hesabi.