benim yaşadığım bir an bu. doktor bana en fazla bir hafta yaşarsın, son günlerini mutlu geçir dedi. ben de uludağ sözlüğe üye oldum
(bkz: at yalanı sikeyim inananını)
+ söyle doktor, kimse bir şey demiyor. neyim var benim? Ne olacak bana?
- üzgünüm ama en fazla bir hafta yaşarsın. Sonra...
+ olamaz, olamaz, olaaaamaz!
- şaka lan şaka, ben hasta bakıcıyım amk. Doktor birazdan gelir.
bunu diyen insanoğlu o bir haftayı üzülerek geçirirse gel tükür yüzüme. o güne kadar içine attığı ne varsa gün yüzüne çıkartır. cinayetse cinayet, hırsızlıksa hırsızlık... en kötü yanı ortaya çıkar. eğer sevdiği insanla beraber değilse yakar köprüleri gerçekte sevdiği insana koşar. ölmeye bir hafta kalmaya görsün!
vay amk. nereden biliyorsun diye suratının orta yerine bir tokat indirdiğim andır. kardeşim çıkmadık candan ümit kesilir mi ? az akıllı olun canım. zaten ekomik şartların ağırlığından ölüp ölüp diriliyoruz üstüne tuz biber sanki.
hastanin o an inanmadigi andir. sonucta kimse olecegine inanmak istemez, kimse bu gercekle yuzlesmek istemez. o hasta kabullense bile olecegi son saniye gelene kadar hep icinde bir umit tasir ve kalbinde o umidi ile birlikte sonunda mezara gomulur.
+en fazla bir hafta yaşarsın.
-deme yaw.
+dedim bile.
-niye dedin ki sen şimdi onu?
+bir haftanız kalmış rıfat bey, şartlar bu.
-yok mudur bunun bi orta yolu?
+ne gibi anlamadım?
-yap bişeler de ayağımız alışsın.
+...
önce bi "nassı yeanee" çekilir, akabinde ağlanır (hüngür hüngür değil, sadece göz yaşı akar). öküz gücüyle ibadete geçilir, her ne kadar normal koşullar altında yapılacak ibadetle eşdeğer olmayacak olsa da...