insanla birlikte din kavramının da evrildiğini görüyoruz. dinin tarihi insanlık kadar eskidir; ama asıl sıçramanın ötedünya kavramıyla birlikte yakalandığını söylemek yanlış olmayacak.
ilk insanlardaki din olgusunu tam olarak bilemiyoruz. yapılan az sayıdaki araştırmadan elde edilen verilere göre şimdilik elimizdeki en iyi teori korktukları şeylere tapar hale geldiler. yıldırım, ateş vb şeyler. bir ağaca yıldırım düşmesi sonucu ateşin bulunmasını tanrıların bir hediyesi olarak görmüş olabilirler.
dinin ilk büyük sıçramasından ilki insanın bu somut korku nesneleri yerine soyut bir ilahi gücü tanrı kabul etmesidir. bunun ne zaman ve nasıl yapıldığını bilmiyoruz; ama karanlık tarihimizin bir döneminde atalarımız yıldırım yerine görünmeyen ilahi bir varlığa tapar hale geldiler. ki tarihi incelediğimizde tanrıların gittikçe soyutlaştığını görürüz. yıldırımla başlayan bu süreç son din olan islamda görülmez, tutulmaz, doğmaz, doğurmaz bir varlıkla sonlanmıştır. ki ara kademelere bakarsak grek tanrıları insan görünümündedir, isa tanrının oğludur, musa tanrıyı görebilmiştir vs vs. elbette bütün tanrılarda bir soyutluk vardır; ama bunun her seferinde artmakta.
desmond morris, the naked ape'te dinlerin çıkışını insanın maymundan evrilişine bağlar. (bu kitap herkes tarafından okunmalıdır, görüşlerine katılmak ya da katılmamak için değil ama herkesin okuması gerekiyor.) insan bir avcıya dönüştüğü için maymunlardaki liderin vasfı gruba dağılmış ve insanlar içgüdüsel olarak güçlü bir lidere ihtiyaç duymuşlardır der morris. tanrı da bu liderin boşluğunu doldurmaktadır. ne zaman ki insanlar o boşluğa başka bir şeyler koyabilmeye başlarlar, o zaman da tanrı inançları zayıflar.
ilk dinlerin evrildiğini kendimiz de gözlemleyebiliriz. ilkçağ inanışlarının hepsinin binlerce yıllık bir kökeni vardır. kültler birbirinin devamıdır ve bu izi sürerek tarihin başlangıcına kadar gitmek mümkündür. şimdi bir diğer kırılma/sıçramanın da bu noktada olduğunu görüyoruz. musevilik, yahudilik ve hristiyanlık inanışları tam tabiriyle tepeden inmedir. insanların bilgi birikimleriyle oluşturdukları inanışlar değildir. bu üç inanış kaynak olarak birbirini gösterir, benzer hikayeler anlatırlar; ancak anlattıkları hikayeler tarihte izi sürülebilir hikayeler değildir. demeye çalıştığım şeyi açıklayayım. bugün bir araştırmacı artemis'e tapınmanın nereden geldiğinin izini sürebilir, bu inanışın tarih boyunca ne aşamalardan geçtiğini görebilir. ana tanrıça figürünün zayıflaya zayıflaya en sonunda isa'nın annesi meryem olarak kendine bir yan rol bulduğunu da idrak edebilir. ancak aynı şeyi hristiyanlık için yapamaz. içindeki hikayeler ve inanışlar elbetteki paganist kökenleri olan, ilkçağ hatta karanlıkçağ temelli inanışlar olsalar da hristiyanlığın isa'dan öncesi yoktur. bu sebeple hristiyanlık kendi eskisi olarak museviliği gösterir, islam da her ikisini. musevilik yahudi kralları aracılığıyla geçmişe bağlanır. ilk dinlerin gelişimini arkeolojik olarak izleyebilmemiz de mümkünken üç dinde böyle bir şey de söz konusu değildir çünkü üçünün de iddiası rijitliktir. evrime hınçla karşı çıkmak da bundan ileri gelir, evrim ibrahim dinin temel ilkesi olan rijiditeye apaçık aykırıdır.
son geldiği noktada din artık değişmediğini dayatmaktadır insanlara. bütün her şey gözümüzün önünde değişmekte iken dinin de aynı kalması beklenemez. elbette insanlık kabuğunu değiştirmek zorundadır, çünkü o büyür ve gelişirken din sabit kaldığı takdirde bir yerden sonra insan bu kaba sığmaz olacaktır.
Kuşaktan kuşağa aktarılan uzun sözlü ve yazılı geleneklerdir. Ancak din gibi geleneklerin artık günümüzde geçerli olmaması gerekirken hala artarak bu geleneğe inanan insanların olması düşündürücüdür. Yoksa insan bilinci tersine mi evrilmektedir!?
(bkz: Ters evrim)
dini ortaya çıkaran ve insan zihninde var eden dolayısıyla dayatan asıl iki temel sebep vardır. bunlardan birincisi ihtiyaçtır ki azımsanacak ve en az tercih edilen daha doğrusu inanca bağlılığın doruk noktası olan gerekçe, ikincisi ise korku. ilk insanların inanışını incelersek; atalar kültümüzün inancını doğa olayları, anlam verilemeyen birtakım; zihnin sara nöbeti geçirmesi sonucu oluşan algı yanılsamaları, gök cisimleri ve aczin, ilkelliğin, basiretsizliğin vermiş olduğu çaresizlik ekseninde gelişen korku ürünü olması.
dinin ilk çağdan günümüze kadar olan devinimde her nekadar dinler arası geçiş döneminin bir öncekinin bir sonrakinin tamamlayıcısı olduğu kanaati ağır bassada, bu durum aslında ilk öncekinin eksik kaldığı bir noktayı bir sonrakinin tamamlayıcı olması gerektiğini ve tebasının doyurulması için eksik kalan kısımları tamamlama işidir.
dinlerin ana kaynağının büyük oranda sümerler olması sümerlerin tarihteki en büyük medeniyetlerden biri olması ve medeniyete olan büyük katkılarının yüksek payından dolayıdır. sümerlerin yanı sıra maya, aztek ve inka medeniyetlerinin de payı büyüktür.özellikle efsane ve masallarla dolu olan ve semavi dinler denilen muhammedilik, isevilik ve musevilik.
kuran da anlatılan olayların büyük bir kısmı tevrat ta anlatılmasına rağmen hükmü geçersiz sayılmıştır tevratın ilginç bir paradokstur aslında bu islamiyet açısından daha doğrusu tanrının hükümlerini koruyamaması ve eskisinin üstüne sürekli birşeyler eklemesi sanki gerçekler yeni farkedilmiş okudukça ufku genişlemiş bir görüntü vermekte.biz meseleyi fazla dallandırıp budaklandırmadan bu kökenler ilginç benzerliklere gelelim.
adem ve havva meselesini hepimiz biliriz en azından öyle umuyorum bu mesele sümer metinlerinde olay aynı kalmak şartıyla değişik iki isim kullanılarak bilinmekte bu arada metinden kasıt sümerlere ait olan ve günümüze kadar kalan eserler.bunun dışında habil ve kabil olayı, ibrahim in ismail i kurban etmesi, denizi bir şahsın yarması, yasak elma gibi islamiyetteki bir çok olay sümer efsanelerine konu olmuştur bin yıllar önce.
maya, aztek ve inka medeniyetleri.?
islamiyetin detaylarını oluşturan medeniyetler silsilesi. örneğin namazın, abdestin, orucun, haccın ,,,, mevlevilerdeki başa takılan uzun şapka, sarık, sema gibi birçok islamiyete mahsus sanılan ibadet ve zikirler aslında bu medeniyetlerin ürünüdür. bu durumların detaylarını; muazzez ilmiye çığ ın kitaplarında ve tahsin mayatepek in raporlarında bulabilirisniz.
dinlerin kökenleri bir o kadar da tanrının olması gereken mükemmeliyetini gölgelemektedir. çünkü tanrı dediğimiz şeyi insandan ayıran tek fark kusursuz olmasıdır yani kuşkuya ve tartışmaya açık durum bırakmamasıdır. bedenini zihnine kimi zaman yakıştıramadığım insannın tasarrufuna bırakılan dinin ve onun fani tanrısının istikrarı ne zaman yakalayacağı aslında tam bir muamma ve bu muamma tanrının ömrünü kısaltmakta. her yeni din ve kitap tanrının bir öncekinde acemi ve yetersiz olduğunu göstermekte ve sadece zihnin türeyişi olan tanrının yine zihnin bir sonraki deviniminde artık ürün olacağının kutsal kanıtıdır.
3 büyük ilahi dinin kökeni, sümer dinine dayanır. güneşe tapma örneğin. oruç gibi. güneş çıkınca tutulmaya başlanır çünkü güneşe sadakat gösterilir, batınca yemeye başlanır. diğer dinlerde daha fazladır bu benzerlik. biri birinden kopyalamış diğeri diğerinden.
peşin ek: sen ne kadar eksilesen de durum bu güzelim.
insandır. devletin , ahlakın , doğrunun , yalanın nasıl kökeni insansa dininde kökeni insandır.
biziz hacım pek uzakta aramak biraz doğru daha çok yalandır.