didem madak

entry218 galeri23 video2
    150.
  1. iyi ki doğdun didem madak.

    bugün kalbimi eski bir plak gibi
    öyle çok tersine çevirdim ki

    bazı şarkılar vardır
    cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
    uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
    deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
    o zaman bir yavru yengece bakan
    insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
    keşke ismim iris olsaydı
    keşke ismim herkese
    sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı

    bazı şarkılar vardır
    ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
    işte o ellerimle herkese
    çamurlu şiirler uzatsaydım
    hepsi çok kirli olsaydı tanrım

    bazı şarkılar vardır
    kırmızı akşamsefalarını anlatır
    karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
    komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
    geceyi onlar bahçeye taşırdı
    ben ne zaman öleceğim tanrım
    sabah olunca mı
    keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
    irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
    ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi
    şu odanın ortasında dursam
    saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım
    artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum

    bazı şarkılar vardır
    kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
    kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
    o şarkının adı
    ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı
    keşke ismim iris olsaydı
    keşke ismimin bir anlamı olmasaydı

    herkes çıkarsın kalbini
    o çirkin mücevher sandığından
    ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım
    8 ...
  2. 151.
  3. Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
    Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
    Berbattı,
    Bir şiire böyle başlanmazdı.

    Bu yağmurlu ve gri havada üstteki dizeleriyle yine kendini hatırlatmıştır.

    41 yaşında kanserden vefat eden, çiçekli şiirler yazmak isteyen bir şair. Allah rahmet eylesin.
    8 ...
  4. 152.
  5. yaşasaydı da bu kadar sevilir miydi bilmiyorum fakat büyük kadındı madak. ülkemiz gibi edebiyatımız da kadınlarımıza pek iyi davranmıyor gibi geliyor bana. nilgün naifti, çok erken gitti şu iki adımlık yer küreden, gülten akın da gideli çok olmadı aramızdan, ha anıt gibi durur baş ucumuzda o ayrı, kendini iyi bir şiir okuyucusu olarak görenlerin bile sayabileceği kadın şair sayısı iki elin parmaklarını geçmezken didem madak, yaşasaydı eğer yine bu kadar çok sevilir miydi bilmiyorum fakat bence eğer yaşasaydı güzel bir kadın sesine bu kadar hasret kalan şiir bahçemizin ortasına heykelini dikerlerdi.
    3 ...
  6. 153.
  7. Kadın şair mi var diyenlere kapak olacak insandır.
    1 ...
  8. 154.
  9. bugün vefat edeli altı yıl olmuş .seninle oturup karşılıklı çay içmek nasıl olurdu diye hep düşünürüm.muhtemelen çiçekli şiirler yazmak isteyip o çay bitmeden ah'lar ağacına dönerdik.sonra da acımızı içimize gömer soranlara da derdimiz yok sadece hüzünlü seviyoruz derdik.
    ah didem abla .. bende son üç senede çok şey öğrendim, bundan sonra öğreneceklerim göreceklerim yaşayacaklarım saçımdan mı ruhumdan mı çile damlatır bilmiyorum.bir bardak demli çayda dizelerinde kaybolmayı seviyorum.balkondaki fesleğen hep seni hatırlatacak.

    --spoiler--

    sonra içime ve hatta dışıma kapandım. küsmek gibi bir şey. bir çeşit gölge fesleğeni. bir çeşit olmayan hayat. zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. bir yığın insan tanıdım ama hep yalnızdım.

    --`spoiler'--
    11 ...
  10. 155.
  11. Ne rezil bir illet şu kanser dedikleri 41 yaşında annessizlikten şair olduğunu söyleyen ve de annesi gibi kanser olup ölen çiçek ruhlu şairimiz...
    ölümünün 6. yılında saygı ve rahmetle..

    "Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı

    Aşk diyorsunuz
    Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!"

    Ah'lar Ağacı
    12 ...
  12. 156.
  13. 128 dikişle ağrı'yı yazan büyük şair.

    Sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul'a
    ciğerlerimin filmini çektiler
    ciğerlerim artiz oldular icabında
    akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
    sigara figüran falan.
    ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak
    uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım
    ben bunu geç anladım.
    senin için şiir yazacaktım istanbul
    ismini ağrı koyacaktım.
    oysa bir şiir niyeydi sanki
    yer içer sevişir miydi sanki bir şiir
    hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
    fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
    rakı içebilir miydi samatya'da
    bir şiir uyur muydu kuş gibi
    başını alıp da kanatlarının altına?
    oysa bir şiir neydi sanki
    ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
    bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?
    bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara
    bana kerametinizi gösterin
    kermatenizi gösterin bana!
    bir dikişte içtim bir şişe geceni
    yıldız komasına girmek istiyordum,
    istiyordum dolunay çarpsındı beni
    kurt adamlarım serbest kalsındı icabında
    kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana
    kin kusulsundu, öç alınsın
    icabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum
    hemen yarın yeni bir intihara başladım.
    ben fazla yemesem diyorum baylar yani
    bu kadar hınç bana fazla.
    icabında bir allah bir allah daha
    çok tanrılı bir din ederdi
    bırak müridin olayım istanbul
    sen beni hep bir şiir sanıyordun istanbul
    oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım
    ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
    bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım
    canım yandı
    bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım
    şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım
    kapıma gül bırakan adamları
    ben de icabında bir hafıza mağduruyum
    cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte
    sokaklarında eylemler yapayım.
    benim ne sakal yanığı günlerim oldu
    guruba bak ve beni an
    öpüşmekten yorgun ve kızıl
    bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?
    yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım
    bütün allar bir gün solarmış
    ben bunu geç anladım
    yağmur meğer tanrının zulmüymüş istanbul.
    ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı
    kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık
    ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan
    ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
    meğer yüksek bir dağmış.
    üstümü ara
    cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
    ellerimi de kaldırdım bak
    hazırım tutkumu tutukla.
    şiirsizim
    bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul
    ben bu şiiri kusarak yazdım.
    4 ...
  14. 157.
  15. 158.
  16. Sonra içime ve hatta dışıma kapandım.
    Küsmek gibi bir şey.
    Bir çeşit gölge fesleğeni.
    Bir çeşit olmayan hayat.
    2 ...
  17. 159.
  18. Yıllar önce denk geldiğim bir şiiriyle, özenilmiş satırlarıyla canımı yakmayı başarmış kadın. Ara ara okurum.

    Ben kendimi duygusuz bilirdim, bu kadını okumadan evvel.
    7 ...
  19. 160.
  20. Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
    Olanlar oldu tanrım
    Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

    (bkz: ah’lar ağacı)
    2 ...
  21. 161.
  22. Ben çekildiğim her fotoğrafta defolu bir kelebek gibi çıkarım' dizeleriyle beni anlatır. Okunası, tekrar, tekrar okunası bir şairdir. Hikayesi derindir. Hayat hikayesi. Okuyun derim.
    2 ...
  23. 162.
  24. Sözlükte bulunduğum müddetçe şiirlerini ara ara paylaşmak istediğim şair.
    Bu kadar mükemmel bir sanatçı Hakkında çok az giri girilmiş. Umarım insanlar daha çok okur.

    "Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    üst katında çocukluğum...
    Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    Aşk diyorsunuz,
    limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! "

    Limanı olanın aşkı olmuyor cidden, dinlenilecek yer oluyorlar genelde, nefes alıp gidiyorlar.
    10 ...
  25. 163.
  26. 164.
  27. Mutsuza Kim Bakar

    iki sigaram kaldı bu gece için
    Yüzyıl yetecek çocukluğum,
    iki muhabbet kuşum,
    Biraz da ateşim var.
    Dua ediyorum ateşe
    vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
    Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
    Aman umutsuz bir yer olmasın!
    iki kendim varmış maviş anne
    Biri benmişim biri mutsuz
    Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için
    Dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.
    Ben ölürsem mutsuza iyi bak!
    6 ...
  28. 165.
  29. Sonra gittin.
    Çocuk oldum bir daha, ağladım.

    Didem Madak
    0 ...
  30. 166.
  31. Bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
    Biraz kolonya sürünsem,
    Ferahlasam, pencereyi açsam.
    Şöyle bir şey yazdım sonra:
    Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
    Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
    Berbattı,
    Bir şiire böyle başlanmazdı.iç ses diye söylendim,
    Ardından Yıldırım Gürses...
    Aptal aptal güldüm bir de buna.
    Ayşecik vazoyu kırıyor
    Ve ‘tamir et bakalım’ diyordu babasına.
    Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
    Su sızdırıyordu çatlaklarından.
    Karnabahar kızartmıyordu asla
    Başrolde kadınlar.Güçlü bir el silkeledi beni sonra
    Sanırım Tanrı’nın eliydi.
    Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
    Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
    Çok şey görmüşüm gibi,
    Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
    Ah...dedim sonra
    Ah! iç ses, diye söylendim
    Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
    Tanrım bana hiç erimeyen,
    Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
    Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
    Kardeşimle kendimize durmadan,
    Olmayan çayları,
    Olmayan fincanlardan içerdik.
    Olmayan kapıları açardık,
    Olmayan ziller çaldığında.
    Siyah papyonlu olurdu mutlaka
    Resim defterimizdeki damat.
    Yedi günde yarattığımız dünya
    Mutlu olurduk pastel koksa.Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
    Olanlar oldu tanrım
    Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla! Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
    Kapının arkasında yokum demiştim
    Ve divanın altında da.
    Bulamazsınız ki artık beni,
    Hayatın ortasında.
    Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
    Beni kimse bulamazdı
    Tanrı’nın arkasına saklansam.
    O Kocamandı, en kocamandı o.
    Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.Bir zamanlar kendimi
    Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
    Kaç metredir benim yokluğum?
    Benden daha çok var sanmıştım.
    Benim yokluğumdan dünyaya
    Bir elbise çıkar sanmıştım.
    Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
    Sonunda ben de alıştım.
    Ah...dedim sonra,
    Ah! Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
    içim sıkılmasa o kadar
    Tek bir satır bile okumazdım.
    Taş bebeğim ters çevrilince ağlardı
    Bir derdi var derdim.
    Derdimi demeyi ben taşbebeğimden öğrendim.
    Ninni derdim, ninni bebeğim!
    Cam gözlerini kapardı, naylon kirpiklerini.
    Plastik gözkapaklarının ardında,
    Bilirdim rüyaları yoktu bebeğimin,
    Gözyaşları da.
    Ağladıkça tükürüğümden sürerdim gözaltlarına.
    Bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı,
    Kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa.insan çıtır ekmeği ısırdığında,
    Kırıklar dolar kucağına,
    işte orası umudun tarlasıdır.
    Ve orada başaklar ağırlaştığında,
    Sayısız ah dökülür toprağa.iç ses, diye söylendim
    Ve ah dedim sonra,
    Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim.Dallarına salıncak kurardı çocuklar,
    Hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar.
    Meyveleri tatsızdı
    Eski bir lanetten dolayı
    Herkes dişlerdi acı meyvelerini,
    Ve herkes söverdi ona.
    ismini yazardı herkes onun bağrına,
    Ah derdi o. Ah! Bıçağın ucundaydı insanların hafızası
    ‘insan unutandır
    ve insan unutulmaya mahkum olandır.’
    Tanrı şöyle derdi o zaman:
    Ah! Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının tanrım,
    Ulaşılamazdı,
    Sen sarılmak istesen ona,
    O sana sarılmazdı.
    Ne çok dikenin vardı Tanrım!
    Ne çok isterdim,
    Sana sarılamazdım.
    Ve şöyle derdim o zaman:
    Ah! Ahlat ahların ağacıydı,
    Yaşlanmaya başlayanların,
    itiraf edilememiş aşkların,
    Evde kalmış kızların.
    Ahlat ahların ağacıydı,
    Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
    Öyleydi işte.Ve etimoloji Eti’lerden kalma
    Bir zaman birimiydi yanılmıyorsam.
    Ve yanılmıyorsam yalnız insanların,
    Kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman.
    Mesela o zamanlar
    Mutsuz olduğunda insanlar,
    Yok olurmuş bazı dakikalar.Gülümsedim o sıra,
    Bazen sevinirim,
    Sevinmek nedense hep yedi yaşında
    Ve ah... dedim sonra,
    Ah! Bazen ah diyorum durmadan,
    Şimdi ben ahlatın başında,
    Otuz iki yaşımda.
    Ahlar ağacı gibi.
    Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
    Mavi, mor, kırmızı ve yeşil,
    istedim, hep istedim,
    Sen iste derdim, iste yeter ki
    Vereyim.
    Her istediğimi verdim.Arttım, fazlalaştım,
    Eksikli yaşamaktan.
    Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
    Başka bir şey istemem
    Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
    Hesabımı vermekten başka.
    3 ...
  32. 167.
  33. Henüz 13 yaşındayken annesini kaybeden kadın şair.

    "Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!"
    2 ...
  34. 168.
  35. didem madak, 2011'de daha 40 yaşındayken hayatını kaybeden, o kısacık ömrüne sığdırdığı acı dolu şiirlerini çoğu kişinin bilmediği, bize annesizliğin ağızda nasıl bir tat bıraktığını şiirlerinden hissettiren şair. küçük yaşta annesini kaybetmiş ve bu annesizliği onu buruk bir şair yapmış, "artık bütün üzgün oluşlarımın adı: anne." demiş. neredeyse şiirlerinin çoğunda annesinden bahsetmiş. sevgili anneciğim şiirinde şöyle diyor:

    "sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
    duvarlara hep senin resmini çiziyor
    dili geçmiş zamanda birçok resim,
    hep gülümsüyorsun
    aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
    ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
    durmadan soluyormuş gibi."

    annesinin adını kızına vermiş ve kızının, füsun'un, doğduğu günün, kendisinin doğum günü olduğunu söylemiş. kızı için bir de bir mektup yazmış.

    "canım kızım
    sana mektup yazacağım. çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. saçıma tutuyorum. bakın yakışmış mı diye soruyorum. sonra yaprakları havaya savuruyorum. ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!

    canım kızım, cehaletimden şair oldum… annesizlikten. sen sakın şair olma!”

    en sevdiğim şiiri ise iris'in ölümü adlı şiiridir. "keşke ismim iris olsaydı, keşke ismim herkese
    sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı."

    "bugün kalbimi eski bir plak gibi
    öyle çok tersine çevirdim ki

    bazı şarkılar vardır
    cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
    uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
    deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
    o zaman bir yavru yengece bakan
    insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
    keşke ismim iris olsaydı
    keşke ismim herkese
    sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı

    bazı şarkılar vardır
    ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
    işte o ellerimle herkese
    çamurlu şiirler uzatsaydım
    hepsi çok kirli olsaydı tanrım

    bazı şarkılar vardır
    kırmızı akşamsefalarını anlatır
    karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
    komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
    geceyi onlar bahçeye taşırdı
    ben ne zaman öleceğim tanrım
    sabah olunca mı
    keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
    irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
    ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi
    şu odanın ortasında dursam
    saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım
    artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum

    bazı şarkılar vardır
    kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
    kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
    o şarkının adı
    ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı
    keşke ismim iris olsaydı
    keşke ismimin bir anlamı olmasaydı

    herkes çıkarsın kalbini
    o çirkin mücevher sandığından
    ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım"

    umarım annene kavuşmuş ve artık çiçekli şiirler yazıyorsundur.
    5 ...
  36. 169.
  37. vefatının yedinci yılı bugün.

    kadın şair kelimesinin en nadide karşılığı idi.
    1 ...
  38. 170.
  39. bir haftadan kısa süre önce hakkında bir şeyler yazıp, sevgimi belirttiğim kadın şairlerimizden. vefatının 7. yılı, bizden gideli 7 yıl olmuş.

    umarım gittiğin yerde annene kavuşmuşsundur ve umarım artık çiçekli şiirler yazıyorsundur.

    (#39882105)
    4 ...
  40. 171.
  41. Bayım; Bu gidişleriniz beni şair, sizi şiir yapar.

    inanma pencerelere bayım, Geceleri hepsi ayna oluyor.

    Şiir icabı bunlar hep, gerçek hayatta olmuyor.
    4 ...
  42. 172.
  43. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

    Alt katında uyumayı bir ranzanın

    Üst katında çocukluğum...

    Kağıttan gemiler yaptım kalbimden

    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    7 ...
  44. 173.
  45. 174.
  46. Bir zamanlar kendimi
    Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
    Kaç metredir benim yokluğum?
    Benden daha çok var sanmıştım.
    Benim yokluğumdan dünyaya
    Bir elbise çıkar sanmıştım.
    Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
    Sonunda ben de alıştım.
    Ah...dedim sonra,
    Ah!
    8 ...
© 2025 uludağ sözlük