devrimden sonra

entry130 galeri10 video1
    50.
  1. Gün itibai'yle vizyona giren filmdir. kölelik düzeni ve , uşaklığın hat safhada olduğu bir ülkeye özgürlük ve bağımsızlık duyguları aşılamaya çalışan bir yapıttır.
    1 ...
  2. 51.
  3. hayatımda ilk defa vizyona girer girmez izlediğim ilk film.

    kısaca bahsetmek gerekirse, olay örgüleri ve sosyalist devletin etkilerini farklı kişiler ve farklı olaylar üzerinden anlatan çok sıcak ve samimi bir film.

    en can alıcı noktasına gelirsek;

    --spoiler--
    yalnız yaşayan yaşlı bir kadının her gün postacının yolunu gözlemesi ilk başlarda anlaşılamadı. neredeyse salondaki herkesin aklında mektup mu bekliyor acaba olayı vardı. sonra, faturaların gelmediğini öğrendik hep birlikte. yaşlı kadın bankaya gidip faturalarını sordu ve aldığı yanıt ' artık faturalar gelmeyecek. elektrik, su ve doğalgaz bedava. sizde buraya gelip faturaları ödemek için uğraşmayacaksınız. ' kadının cevabı ise; ' ne yapacağım ben şimdi '
    --spoiler--

    işte böyle sıcak, böyle samimi bir film. sosyalist cumhuriyet devleti olur mu derseniz, imkansız değil.
    2 ...
  4. 52.
  5. uludağ sözlükteki tanıtımını anadol'un yaptığı film.
    izleyek bakalım neymiş devrim.
    1 ...
  6. 53.
  7. Bulunduğumuz şehirde bulunmadığından internete düşmesini beklediğimiz film. Bakalım Anadolu'da nasıl bir sosyalist devlet tasarlamışlar.
    2 ...
  8. 54.
  9. Düşündüren bir film olmakla birlikte, eğlenceli bir film.Kesinlikle izlenilmesi gereken bir film.

    --spoiler--
    Kira almaya gelen sakallı dayının, dumur durumu filmin en güzel sahnelerinden biriydi.
    --spoiler--
    1 ...
  10. 55.
  11. bugün itibariyle belirli sinema salonlarında yerini almış film. istanbulda çok az salonda oynuyor oluşu üzse de salonun tamamının dolu oluşu sevindirmiştir. film gerçekten çok başarılı. konuları farklı kişilerle anlatmış ve onları birbirine bağlamış. izlerken insanın içi bir hoş oluyor, ümitleniyor. izlenmeli, izletilmedir. ki sanıyorum kısa süre vizyonda olur. çünkü böyle filmlere yer vermeyi sevmiyoruz biz. bizim için bir recep ivedik olmalı mesela. işte onlara bayılırız. rekorlar kırar gişeler.
    filmde dikkatimi çeken bir şey vardı. başlarda üniversiteli gençler sosyalist hükümeti destek yürüyüşüne çıkmışlardı ve sağ yumrukları havada sloganlar atıyorlardı. bu ayrıntıya dikkat edilmemiş mi acaba, merak konusu.
    2 ...
  12. 56.
  13. eh fragman üzerinden filmi yerme telaşı nihayet bittiğine göre, gerçek film değerlendirmesi yapılabilir.

    şimdi ilk olarak; benim en ön değerlendirmem, bu film bildiridir. bugünün insanına devrim nasıl olacak, ne olacak, neyi değiştirecek bunu anlatmak için kurgulanmıştır. tanıtımdır. art niyetli arkadaşlar tkp tanıtımıdır diyorlar ama, nasıl bir türkiye de yaşıyorlar bilmiyorum.
    bugün eğitim bedava dediğinizde, ne tepkiyle karşılaşıyorsanız, film bu tepkiyi vermiş. herkesin oturduğu evin sahibi olacak lafı kimseye mümkün gelmiyorsa bugün film mümkündür demiş.
    napmayı planlıyordunuz? kapı kapı gezip ikna etmeyi mi?
    devrimin dışında kalanlara devrimi anlatmış yani emekli bir çift, yalnız bir kadına, ücra bir köye.
    bakın çok kritik bi nokta.
    devrimden sonra dışında kalacaklara değil, bugün devrim fikrinden uzak kalanlara.
    yoksa devrimin böyle olmayacağını; işçilerin bu kadar bi haber olmasının mümkün olmadığını bilmediklerini mi düşünüyorsunuz sahi?
    devrim gümbür gümbür gelecek tabi. devrim işçilerle gelecek tabi. devrime önce onlar sahip çıkacak tabi. filmde gösterildiği gibi beş kişilik öğrenci korteji değil.
    ama bugün kim uzaksa sosyalizm düşünden onlar içindir bu film.
    başka bir yerde bakıyor yani, çoğu art niyetli gözden uzak.
    korkuyorsanız insanların sosyalizmi hayal etmesinden, bunun için mücadeleye katılmasından korkularınız kendiniz yaşayın.
    "böyle mi olacak mı devrim, peh" demenin elle tutulur yanı yok.

    filmde halk alakasız gibi görünüyor doğru? iyi de hangi şapşal, yönetmenin "bakın biz devrim yaptık ama bilhassa habersiz yaptık bunu da göstermek için film yaptık" dediğini düşünüyor?
    bariz belli ki, propanganda filmi bu. olacak devrimin değil, sosyalizmin programının propagandası.
    8 ...
  14. 57.
  15. bir tomris giritlioğlu yapımı değil...
    3 ...
  16. 58.
  17. herkese tavsiye edeceğim bir filmdir. her kesimden devrimin sonuçlarını anlatan bir filmdir. Biraz olay örgüsü kopuktu ama yinede 10/9 hak eden bir filmdi.
    1 ...
  18. 59.
  19. Filmi dün akşam izledim keşke izlemez olaydım yani ben bile cep telefonu kameramla sekiz tane kısa film çeksem daha iyi sosyalizmi tanıtırdım acaip hayal kırıklığına uğradım.
    3 ...
  20. 60.
  21. bugün gittiğim bir filmdir. harika bir film yapmışlar tebrik etmek lazım.
    1 ...
  22. 61.
  23. gala gösterimindeki ilk izleyişimden sonra, beyoğlu sineması'nda 9 arkadaşımı da birlikte götürerek izlediğim film. hepsi de beğendi. dışarı çıkınca, filmde alıştıkları o dünyanın etkisinden çıkmakta zorlandılar.
    2 ...
  24. 62.
  25. filmi izlemedim, lakin fragramanlarını tanıtımlarını filan izledim, devrim oluyor, memleket cennete dönüyor, herkese iş veriliyor, memleketteki tüm fabrikalar kamulaştırılıyor, böyle kuşlar böcekler filan. bunlar nasıl oluyor, hangi parayla oluyor bunlara pek değinilmiyor. bize bugüne kadar her şeyin bedava olduğu yerin cennet olduğu söylenmişti, ama devrimden sonra da her şey bedavaymış, iş stresin yok, işin mi yok, gel hacı şu fabrikayı kamulaştırdık, burada oyalan sen, biz sana para buluruz, öyle işimde kendimi geliştireyim, kalite yapayım diye filan kasma, nasılsa iş garantin var oğlum. (insanın devrimci olası geliyor aq)

    sonra, sen bakma sovyetlerin yıkıldığına, adamlar 80 sene dayandı, bi 80 sene sonrasına allah kerim. her şey beleş, memleketteki hortumcunun rantçının paralarını koparabilirsek üç beş sene o paralar bizi götürür, sonrasına bakarız. (bkz: hayallerde yaşıyor bazı ipneler)
    0 ...
  26. 63.
  27. film anlatmak istediği şey açısından başarılı ama sahneler gereksiz uzun bu izlerken çok göze batıyor.8 farklı hikayeyle anlatmaları çok zekice olmuş.iyi bir başlangıç ama mukemmel değil tabiki.böyle işler yapabilmek bile insanca yaşamaya atılmış büyük bir adımdır.
    3 ...
  28. 64.
  29. Fragmanlardan anlaşıldığı kadarıyla Özel sermayenin kanallarında, en aşağılık, topluma hiçbir şey vermeyen tam tersi götüren dizilerde en ufak sanatçı prensibi olmadan oynayan para kazanan oyuncuların (mesele para kazanmaları değil kapitalist sistem içerisinde mesele prensipsiz bir şekilde para kazanmaları) devrimcilik oynadığı film olacaktır. Film AKP hükümetinin kapitalizmle milleti sömürdüğü ülkede birşeyleri hatırlatması açısından güzel olsa da fazla mülk sahibi herkesi kötü göstermesiyle çağın gerisinde kalan garip bir düşünceden ortaya çıktığı da meydandadır. Ev sahibi kapıya geliyor böyle pis mi pis adam, evde oturan da devrim oldu bu ev benim diyor. He koçum he her ev sahibi zaten pis para babası herifler. Benim yıllar yılı çalışıp kazandığım ikinci evim yüzünden kötü olacağım he? bir de onu elimden alacaksın he? Kiracımın kirada oturmasının nedeni, onun yeterince maaşa sahip olamamasının veya tüketim alışkanlıklarının para biriktirmeye elvermemesinin nedeni benim sanki de benim kaç yıllık emeğime el koyuyorsun lan? insanları ev sahibi yapmaya böyle dallama geçiş mi olur?. Bu açıdan temelsiz bir çağın dışında kalmış solcu fantezisinden öteye gitmeyen bir film olarak ortaya çıkmıştır. Kanımca bu filmi çekenin de evini, arabasını elinden alsalar gamulaşturuyok ulan deseler gerçek hayatta, vereceği tepkiyle çakma solculuğu da bu kişinin ortaya çıkmış olur. iki gram da olsa çağa uygun bir düşünce üretip Çağa uygun nasıl bir devrim olur sorusuna yanıt verselerdi de işe yarar birşey olsaydı.

    2. evimi elimden alacaklarmış tey tey tey, ha bir de şuan oturduğum ev 300 m2ye yakın bir ev onu da ikiye bölersiniz ne ikisi 3 e bölün hatta 4 e onu da kamulaştırırsınız, sonradan da yıllar yılı kapitalist düzenin sömürdüğü benden daha kötü durumdakileri iyiye getirmek için benim kaç yıllık emeğimi sömürürsünüz, çalarsınız he? sizin anlayışınızı sikeyim.

    ek: şuan ben de kiradayım evim mevim de yok lakin götünü kaba tabirle siktire siktire ev sahibi olanları, yatırım aracı olarak görüp ev sahibi olanların ırzına geçmeyi Eşitlik ilkesi adı altında göstermek ve fakir edebiyatı yapıp esasında aynı lakin sözde sınıflar oluşturup bölücülük yapmak sığlığın daniskasıdır. Ha bir de oturduğum ev için kimse senin olsun bu ev demeye gelmesin, ben burada oturuyorsam Etilerde oturanlar nasıl belirlenecek? Darbeci partinin yüksek mevkilileri oturacak olmasın? bürokratlar ülkedeki artı değerin büyük kısmını sömürüp, avantalarını alan gizli polisler bu üç kağıtlara baş kaldıranları öldürüp, küçük kısmıyla da hepinizi eşit yaptık ancak bu kadarı yetti denecek olmasın? Macar halkı mal mıydı da 1956da baş kaldırdı?
    1 ...
  30. 65.
  31. Nazım Kültür Merkezi'nin katkılarıyla hazırlanan film, Türkiye'de olası bir sosyalist devrimin hemen ardından yaşanabilecekleri anlatmış. Dizilerden, sinemadan ve tiyatrodan aşina olduğumuz çok sayıda oyuncu da "bu umudu paylaştıkları için" ücret almadan oynamış.

    Devrim olduğunda Türkiye insanı hangi kaygıları yaşayabilir, sistemdeki bu büyük değişime nasıl ayak uydurabilir, nasıl çatışmalar yaşanır? Temelde taksiciyle ülkeden kaçmaya çalışan fabrikatörün, köylüyle tarımı kamulaştırma çalışmaları yapan devrim görevlisinin, evli bir çiftin, ev sahibi ve kiracının, hasta ve doktorun, suikastçiyle emniyet görevlisinin diyalogları yoluyla insanların tepkileri; radyo, televizyon, gazete satıcısı yoluyla sistemde yapılmakta olan değişiklikleri anlatmaya çalışmışlar.

    Yansıttıkları Türkiye insanı profilini çok gerçekçi buldum. (tabii onca yıl o insanları sosyalizmin gerçekçiliğine ikna etmeye çalışmış insanlarca yapıldı bu film.) Kamulaştırılan bir fabrikadaki işçi önce işten çıkarılmayacağından emin olmak istiyor, sonra da patronunun başına ne geleceği ile ilgili kaygılanıyor. Taksici artık yolcusunun emrine amade değil, emeğinin değerini biliyor. Ülkücüsü dincisi sistemi geri çevirme derdinde. Doktor artık hastasına görmezden gelir tavırlar gösteremiyor...

    Sosyalist düşüncedeki bir izleyici olarak, çok da duygusal olmayan sahnelerde gözyaşlarımı tutamadım. Yıllardır içimi kanatan umutsuzluk duygusu, sanki devrim gerçekten olmuş ve ben de buna katkı sağlayanlardan biriymişim gibi, çok da tarif edemeyeceğim tatminkar bir hüzün duygusuna bıraktı yerini.

    Sonuçta filmin anlatmaya çalıştıkları kadar filmden anlamaya çalıştığımız şey de önemli. Sosyalizm fikrinden hoşlanmayan arkadaşların bile izlemeleri gerektiğini düşünüyorum. Tabii yoğun sosyalizm propagandası rahatsız etmezse.
    6 ...
  32. 66.
  33. yenişafak gazetesinden sinema yazarı ali murat güven'ın hakkını teslim ettiği film. şöyle bir yazı kaleme almış bu yazar:
    Çeyrek yüzyıldır dâvâsının peşinde kararlılıkla koşan inanmış bir "islâmcı" olarak (Her ne kadar değerli dostum Salih Tuna, islâm'ın içinde "islâmcılık" diye bir tâbir olmadığını ve bu gibi sıfatların oryantalizmden ithal olduğunu savunsa da vallahi böyle bir tâbir var, billahi var!) senaristliğini ve yönetmenliğini Mustafa Kenan Aybastı'nın üstlendiği "Devrim'den Sonra"ya hayatımdan cömertçe kopartıp armağan ettiğim o iki saat boyunca, filmin anlattığı devrim hikâyesinin bir tek sahnesinde bile öfkeye kapılmadığımın peşinen bilinmesini isterim. Aksine, büyük bir keyifle; daha da önemlisi yüksek takdir duygularıyla izledim bu "Marksist" filmi...

    Böyle bir çalışmayı ortaya koyabilmek için hiç bir ücret almaksızın bir araya gelen (önemli bir bölümü de düpedüz "yıldız" mertebesindeki) onca oyuncunun sergilediği muhteşem ideolojik dayanışmayı görünce, Nazım Hikmet Kültür Merkezi ve Devrim'den Sonra Film Kolektifi'nin bu alçakgönüllü yapıtı gerçekleştirebilmek için ufak tefek ayrılık gayrılıkları rahatça bir kenara bırakıp nasıl da profesyonelce işbirliği yaptıklarını öğrenince, takdir duygularımın yerini giderek hayranlığa bıraktığını dahi söyleyebilirim.

    Sinema salonundan çıktığımda, ilginç bir biçimde, kafamın içinde filmden ayrıntılar değil de daha ziyade geçen yaz Cine 5'de hazırlayıp sunduğum, gayet başarılı bir istikbâl vaad etmesine rağmen topu topu 8 bölümün sonunda pes edip bıraktığım (neden pes ettiğimi de pek yakında ayrıntılarıyla anlatacağım sizlere) "Sinema Meclisi" programının çekimleri sırasında yaşadığım bir olayın hatırası dolanıp durmaktaydı.

    Başarılı olup tutulması için üç ay boyunca, tüm maddî ve manevî varlığımla yapımına asıldığım o programın -sanırım- ikinci bölümünün hemen öncesiydi ve ben de "Türk Sineması'nda din ve dindarlık algısı" başlıklı hassas bir konuya odaklanarak, ekranlarda şimdiye kadar hiç tartışıl(a)mamış bir meseleyi canlı yayında üç saat boyunca masaya yatırmayı planlıyordum. Bu amaçla, 2000'li yıllardan sonra çekilen pek çok dizi ve filmde oyuncu, senarist ve yapımcı olarak katkıları bulunan "milliyetçi-muhafazakar" bir ağabeyimizin peşine düşecektim. Oyunculuk çalışmalarının yanı sıra bir de kültür merkezi işleten bu ağabey, tartışacağımız konu başlığında "söyleyecek çok sözü birikmiş bir konuk" sıfatıyla o bölümde mutlaka bulunmalıydı. Heyhat, cep telefonuna ulaşamıyordum söz konusu sanatçının. O yüzden de yönettiği kültür merkezini bir kaç gün boyunca ısrarla, tekrar tekrar aradım. Her seferinde karşıma çıkıp duran birbirinden farklı genç çocuklara meramımı sabırla anlatıyor, "Üstad bana lütfen geri dönsün, yapacağımız bu bölüm çok önemli, onu mutlaka konuk etmek istiyorum" diyerek notlar bırakıyordum.

    Sonuç olarak, iki-üç gün süren o boğuşmanın sonucunda Üstad bana hiç geri dönmedi. En sonunda çıraklarından birinden zor bela alabildiğim cevap ise şuydu:

    "Mesajınızı kendisine ilettik. Fakat hocamız çok meşgûl, programınıza katılamayacakmış."

    Bu adam, benim son yıllarda yazdığım pek çok film eleştirisinde performansını yere göğe sığdıramadığım, kardeşçe duygularla sevip saydığım bir aktördü.

    Sanırım, "Devrim'den Sonra"da Aytaç Arman'dan Cezmi Baskın'a, Şerif Sezer'den Suna Selen'e kadar onca şöhretli sanatçıyı ("benim rolüm büyük, benimki küçük" demeden) tam bir komplekssizlik hâli içinde "ortak bir dâvâ"nın çevresinde kenetlenmiş olarak görmem nedeniyle hatırlayıvermiştim bu olayı...

    Pekiyi, bizler böylesine görkemli bir buluşmayı, sinema ya da televizyon için çekilecek herhangi bir "Beyaz Sinema" örneğinde sağlayabilir miydik? Hiç sanmam, çünkü "malımı" oldukça iyi tanıyorum.

    Ayrıca, böyle bir karamsarlığı destekleyecek başka doneler de var heybembe... Hayatımın en zor organizasyonlarından biri olan, geçen yılın ekim ayında düzenlediğim "Beyaz Sinema'nın 40 Yılı Festivali"nde böylesi idealistçe buluşmalar söz konusu olduğunda neyin mümkün, neyin imkânsız olduğunu açık seçik görmüş biriyim sözgelimi... Bizler, yani an itibarıyla "Türkiye'nin yöneticileri" konumundaki muhafazakârlar, kendi mahallemizden yönetmenleri bir araya getirsek oyuncularımızı, ezkaza oyuncularımızı bir araya getirmeyi başarsak bu kez de izleyicilerimizi toparlaması mümkün olmayan, kültür ve sanat alanında tek kelimeyle acınası durumda bir "kalabalığız". Evet, "câmiâ" değil, yalnızca iri bir "kalabalık"...

    O festivalde çok güvendiğim, kendilerine yıllar yılı gönlümü sunduğum bir gençlik kitlesinin beni orta yerde sap gibi bırakışını hatırladığımda bugün bile nasıl ki burnumdan soluyorsam, şunu çok iyi biliyorum ki islâmî kesim asla böyle bir film yapamaz. Bizler, daha ekip minibüslerinin içinde sete giderken çıkacak "tarikat kavgaları"yla birbirimize küser, yarı yoldan gerisin geriye döneriz!

    Delikanlı adamlar, yeri geldiğinde, bükemedikleri bileği sıkmasını da bilmelidirler. Ben de yüzde 70'i milliyetçi ve muhafazakâr, bu yüzde 70'in yaklaşık yarısı da radikal düzeyde milliyetçi-muhafazakâr olan bir ülkede, Marksizm'in hiç bir toplumsal tabanı yokken, üstüne üstlük ülkeyi de tamı tamına 9 yıldır muhafazakâr bir iktidar yönetiyor iken, "dâvâ"larına bu denli kararlılıkla sahip çıkan, onu düşmanlarından gözlerinin bebeği gibi sakınan, sanki Anadolu topraklarında marjinal bir unsur değil de toplumun başat bir tercihiymiş gibi yüksek bir özgüven içinde hiç istiflerini bozmadan emin adımlarla ilerleyen bu Marksist arkadaşları içtenlikle tebrik ediyorum.

    Filme, teknik-estetik yetkinliği ve anlatım kalitesi itibarıyla 4 üzerinden 2,5 yıldız verdim; çünkü Marksistler'in çektikleri pek çok film, sahneye koydukları pek çok tiyatro oyunu gibi bu yapıt da sık sık didaktik bir anlatımın pençesine düşüyordu. O yüzden, ortaya konulan çalışma, bana göre sanat değeri açısından -aynen emperyalist keferelerin dediği gibi "so-so", yani "Eh işte, idare eder" kıvamında... Fakat, bu filmi onca ekonomik sıkıntı içinde gözümüzün içine baka baka çekip dağıtıma veren ve böyle bir iktidarın döneminde de bangır bangır oynatan iradeye elbette ki 4 üzerinden 4 yıldız veriyorum. Vermezsem vicdanım rahat etmez çünkü...

    Doğrudur, Marksistler "vicdan" gibi metafizik kavramlara inanmazlar; fakat ben inanırım. Son 10 yılda 10 tane "Beyaz Sinema" örneği izleyemediğimiz, "Hür Adam" gibi bütünüyle bireysel çabalar ve özverilerin ürünü olan bir filme de resmen kan kusarak ancak 1,5 milyon izleyici çekmeyi başarabildiğimiz bir tarihsel dönemeçte, kedi kuvvetine sahip iken kaplan gibi davranmasını çok iyi bilen adam ve kadınların yürekliliğini öyle bir çırpıda es geçemem.

    Ne demişler, yemeyenin malını yerler! Biz kültür-sanat arenasında var olma oyununu başaramadık; başarabilenlere de bu saatten sonra hiç bozulmamak lâzım...
    5 ...
  34. 67.
  35. Filmde açıkça gösterilmeyen, ya da gösterildiği kadarı çoğu kişi için yetersiz olan durumsa elektriğin, suyun, doğalgazın, otobüsün ücretsiz olmasıdır. gerçekçi gelmiyor olabilir ilk bakışta.filmin başındaki taksideki çifti hatırlayalım, servetimize nasıl el koyarlar diyorlardı değil mi? işte her şey, pastadan büyük dilimi alan insanların dilimleri geri alındığı için bedava oluyor. bir fabrikanın patronunun aylık geliri nedir? işçilerin toplamının aylık geliriyle eşittir. patronu aradan çıkarırsan işçiye iki kat para verebilirsin demek bu. aynı mantıkla bir o kadar işçi daha alabilirsin, bu anlama da gelebilir.

    ev sahibinin hakkı gasp edilmiş gibi görünüyor. ancak aslında öyle değil. ev sahibi 8 tane ev alacak parayı nereden buluyor? o evde oturanlardan nasıl çok daha fazla para kazanabiliyor? evler kendine miras kaldığı için, bir önceki hükümete yakın olup çok sayıda ihaleye kolayca girdiği için, parasını muhafaza edip parasız kalan insanların evini ucuza kapattığı için olabilir mesela. ya da alnının teriyle çalıştı kazandı diyelim (ki alın teriyle 8 ev nasıl kazanılabilir ki), diyelim ki çok uluslu firmada kimsenin yapamayacağı kalitede işler çıkardı. bunun için de çok iyi bir üniversiteden mezun olup yabancı dil bilmesi filan gerekecek. bunun için de paralı üniversiteye ödeyecek parasının ailesi tarafından (ya da cemaat bursları yoluyla) karşılanması, üniversiteye hazırkanırken özel dersler alması ya da iyi dersanelere para gömmesi gerekir. ev sahibini evinde kalan kiracısından ayıran şey, aslında emeksiz kazanç sağlaması ya da kendine sunulmuş ekonomik kaynakları uyanıkça kullanarak yeni ekonomik kaynaklara çevirmiş olmasıdır.

    sosyalizm evinizi, arabanızı, yazlığınızı, fabrikanızı... taşınmaz mülklerinizi elinizden alır arkadaşlar, yanlış anlaşılma olmasın.

    arabaya neden ihtiyacınız var? istediğiniz saatte istediğiniz yere gidebilmek için. sosyalist sistem zaten her saatte her yere giden otobüsleri ve trenleri size ücretsiz sağlayacaktır.

    eve neden ihtiyacınız var? içinde yaşamak için. sosyalist sistem size içinde yaşayabileceğiniz bir ev de sunuyor.

    ikinci eve neden ihtiyacınız var? kirasını gelir edinmek için. ki bu emeksiz gelir edinmek demektir. sosyalizm buna izin vermez, ama onun yerine size gelir sağlayacak işi verir.

    yazlığa neden ihtiyacınız var? tatilde rahatlamak için. tatil lükstür arkadaşlar. birileri evsiz barksız aç biilaç yaşamaya çalışırken sizin ikinci eviniz olamaz. ne zaman ki ülkede herkesin yaşayabileceği rahat evleri olur, o zaman ortak kullanım yazlıkları, belki daha da rahat günler geldiğinde ikinci evler...

    atölyenizi elinizden alır mı? hayır. üretim kaynakları ve mekanları, orada çalışan insanlarındır. kim çalışıyorsa onundur.

    her ne kadar sovyet sosyalist cumhuriyetini bütünüyle savunmasam da, sosyalizm yıllarında rusya'da işsizlik %0'dı arkadaşlar. demek ki olabiliyor, yapılabiliyor.
    8 ...
  36. 68.
  37. bürokratların halini daha doğrusu hali vakti çok yerinde olmasını gösteren filmdir.
    öyle değil mi? ben öyle olmasını bekliyordum açıkçası.

    zira rusya'nın şimdiki oligarklarının büyük bir kısmı sovyet bürokratıdır.

    neyse. selim pusat andam doğru söylemiş. sen benim ailemin, benim kuruşu kuruşuna helal para ile sahip olduğum evi elimden alacaksın ha?
    kapının 10 metre yanına yaklaşırsan beynine 5 kurşunu çakarım senin.
    0 ...
  38. 69.
  39. Her saatte her yere giden otobüslerin olacağı devrimden sonralıktır.

    Ulan ya her saatte Samsundan Her yere giden otobüs kalktığını düşünsek, bir de şehir içlerinde her yerden her mahalleden, her yere her saatte giden otobüs... Helal olsun, Ülkemizdeki komunistlerin salaklığını görebilmek çok eğlenceli. Her yerden her saatte her yere giden otobüs. Ne gerek var arabaya alsınlar arabamı elimden, Peki her yerden her saatte her yere giden uçak da olacak mı? Var olan uçaklara kim binecek? Ayrıca otomobil denen kavram sadece Taşıma ihtiyacını gidermeye yönelik bir kavram mıdır? Benzin 4.5 milyon lirayken bile insanlar zor durumlarına rağmen arabalarına binip istediği müziği dinlerken sahil turu yapma ihtiyacına sahipse otomobil denen kavram sadece taşımacılıkla alakalı değildir.
    Ama benim arabam yok ki. Yoksa yok arkadaş senin araban yok diye ben haftanın 7 günü 12 saat çalışıp aldığım arabayı devlete mi devreteceğim? Hem devredeceğim de ne olacak? Yine haftanın yedi günü 12 saat çalışacağım ama elime hiçbir şey geçmeyecek he? Çünkü bana devlet propagandayla siz çalışın ülkeyi kalkındıracağız o yüzden en ufak lüksten uzak hayvan gibi yaşıyorsunuz diye kandırıp, Esasen artı değeri ceplerine indirecekler. Ne fakirler Hayvan gibi yaşamadan işleri olmasına rağmen kurtulacak, ne de işi olanlar iyi kötü hali vakti yerinde olanlar Eski hallerine onlarca yıl sonra dönebilecek. Ha açlıktan ölmeyeceğiz, Ama Belki Kırımlılar gibi sürgün yiyip yollarda soğuktan donup ölebiliriz.
    Bununla beraber Kapitalist üretim müziklerinin yerini propaganda müzikleri alacağı için arabaya binerken ki zevklerden mahkum kalacağımız için arabaya binme nedenlerinden biri de azalacak bak.

    Alın teriyle 8 ev nasıl kazanılabilir? Bilemem ama alın teriyle 2 veya 3 tane ev yapmak çok olası ve benim 2 evimden birini alacak adamın anasını sikerim anasını. Milletin açlığı, bilaçlığının benim 2. evimle alakalı olduğunu düşünmek, benim tatilimle alakalı olduğunu düşünmek de çok ama çok sığ, çağdışı bir düşüncedir. Millet aç bilaç, fabrikalardaki atık enerjiyi faydalı hale getirmeyelim senin ikinci evini alalım. Millet aç bilaç Devlet dairerlerinde enerji politikası gütmeyelim senin tatili alalım, Millet aç bilaç Bürokratların, gizli polislerin rüşvetlerini engellemeyelim, yan gelip yatmalarını engellemeyelim senin fazladan ayakkabını alalım he?

    Eve neden ihtiyacınız var? Yaşamak için. benim tek başıma yaşadığım dairede alt katta 2 artı 1 küçük bir evde kocaman bir aile kalıyor.kendi evleri, demek ki Hali vakti yerinde insanlar bu onlara yeter.

    Zaten geniş salonda oturmayı, her aile bireyinin yatak odası olmasını, Televizyon'u, ses sistemini vsyi kime ne yararı var. Açıkta değil misin sorun yok. 5-6 kişi 60 metre kare ev yeter sana. Hem bak hiç evi olmayanlar da var sen onları düşün. işsizlik sıfır ama Hayatın boyunca çalışırsın ama neden çalıştığın önemli değil...Gözü bağlanmış öküzler gibi değirmenin taşını çevirirsin, yemeğini verirler, üstünde kapalıdır koşulların önemli değil.

    LAn oğlum siktirin gidin bu demagojileri başka yerde yapın. Yok En fazla zarar verdiğiniz şey sosyalist düşüncenin ta kendisi.
    2 ...
  40. 70.
  41. disko kralı'nda muhabbeti döndüğünde çok şaşırmıştım.
    televizyonlarda birisi çıkıp şeriat, nazizm veya faşizm propagandası yapsa yerden yere vurulur, anında susturulurdu. ama birileri çıkıp sosyalizm diye böğürünce -ki yönetmenin yaptığı buydu, okan'ın gıkı çıkmadı.

    peki ne farkı var sosyalizmin diğerlerinden?
    cumhuriyet türkiye'nin rejimidir. şeriat da faşizm de nazizm de sosyalizm de buna eşit şekilde düşmandır.
    ha madem düşmansın buna, o zaman atatürkçüyüm demeyeceksin, insanları şeriatçı diye tehlikeli güruhtan saymayacaksın.
    1 ...
  42. 71.
  43. bu filmde anlatılan şeyler çizgi filmden ibaret. bir kere malı mülkü çok olan insanları direkt hırsız olarak yaftalıyor. o kadar evi nasıl almış, o kadar fabrikayı nasıl yapmış, ulan insanların hepsi sen ben gibi düz adam değil ki, ticari zeka diye bişey var, kimisi fırsat bulur kaçırır, kimisi fırsat bulur değerlendirir.

    devrimden önce adam diyelim ki borsada vurgun yaptı, düşük kağıtları aldı, sonra kağıtlar tavan yaptı sattı, köşe oldu, bunda hukuki bir sakınca yok, eee ne diyeceksiniz, ver parayı sen çok mu kazandın diyeceksiniz.

    zaten komünizm de bu yüzden batmadı mı, verimli adamla verimsiz adamı aynı kefeye koyup, kar denen şeyi yok sayıp, güya herkese eşit dağıtım yaparak ülkeyi yönetebileceklerini sandılar, oysa bu sistem insanları tembelliğe, bir süre sonra da fakirliğe itti.

    Allah bile herkese eşit rızık dağıtmıyor, "biz dilediğimize rızkı artırırız, dilediğimizi kısarız" diyor, ve başka bir ayette de "çalışanlara elbette karşılığını veririz" diyor, yani bir denge var.

    senin mantığınla insanlar iş güç kaygısı olmadan, laf olsun torba dolsun diyerek fabrikalarda çalışacak, daha çok kazanmanın bir esprisi olmadığından, kazanılan para illa ki bölüşüleceğinden çalışmanın da bir mantığı kalmayacak. ee ne kalıyo, mao gibi insanları pirinç tarlalarına süreceksin, bir s...me yaramaz çelik fabrikalarında adam çalıştıracaksın, işçiler telef olacak filan.
    3 ...
  44. 72.
  45. filmi izlemedim. izleyeceğim o ayrı mesele. tkp destekli hatta bir tkp filmi diyelim. fragmanda göze çarpan vatandaş ile polis diyalogu var. devrimden sonra polisliğin çok kibar, çok saygılı, güven tesir eden bir meslek olacağı vurgulanıyor ve sair.

    hepsi tamam da polis ve sosyalizm kavramları pek yanyana durmuyor yahu. polis teşklilatının ne işi var sosyalist devlette. yani biri anlatsa da anlasak.
    4 ...
  46. 73.
  47. filmin konuları anlatma şekli açısından çok orjinal yapılmış demiştim osmanlı cumhuriye çekildiği zaman. yani ilk defa uygulanacak bir fikir değildir. ancak fikirlerin anlatılması bakımından güzel bir yaklaşımdır. devrimden sonra ne olacağı ise türkiye de gerçekleşmemiş olsa bile dünyada gerçekleşen devrimlerin sonucuna bakılabilir. aslında herşey toz pembe değildir tabi. (bkz: #11432718)
    3 ...
  48. 74.
  49. Ankara Üniversitesi sbf'nin her köşe başında afişini bulabileceğiniz bir film. Merak ettim gerçekten. Bence çok ütopik bir filmdir yine de seyretmek lazım.
    3 ...
© 2025 uludağ sözlük