dev bir dört ile avunmak

entry2 galeri0
    1.
  1. "abi uyan, hşştt, alooo" diyerek arkadaşım tarafından silkelenerek uyandırıldım, gözümü açtığımı farkedince kolumu bıraktı, "uçağı kaçıracaksın abi, hadi, hadi" diyerek odadan çıktı, "kahve yapsana hocu" diye seslendim arkasından ve kafamı tekrar yastığa gömdüm, yavaş yavaş algılarım açılmaya başlayınca, sert bir şeye sarılmış olduğumu farkettim, elimi bir süre üstünde gezdirerek ne olduğunu tahmin etmeye çalıştım, fakat bulamadım. gözlerimi tekrar açarak yatakta doğruldum, yanımda strafordan yapılmış, kırmızı renkte ve neredeyse benim boyumda bir "dört" rakamı duruyordu, bütün akşam bir "dört"'e sarılarak uyumuştum.

    kafamda olanlara anlam vermeye çalışırken, arkadaşım odaya geri döndü;
    - abi kahve hazır...
    + hocu bu ne?
    - puhahah .. hatırlamıyor musun?
    + kopuk kopuk bir kaç şey var ama...

    ***

    cumartesi akşamı viski ile hangi likörü karıştırınca daha güzel bir kokteyl olur tartışmasına girince - gittiğimiz bar'ın barmaid'i ile - pazar sabahı felaket bir şekilde uyanmış, üst üste izlenen 5 bölüm fringe ile kendime ancak gelebilmiş, sonrasında sanatsal bir buluşmaya koşturmuştum. son zamanlarda sanatsal toplantılarımın miktarı artmış, buna her ne kadar anlam veremesem de, "dunham" diye cevapladığım telefonumdan çağrıldığım her yere gider olmuştum.

    ne sanatçıydım, ne iphone'um vardı, ne de ev dışarısında bir yeri seviyordum, balkondaki ızgarasında köfteleri çevirirken, içeride salata hazırlayan sevgilisine "hadi bebek, amma uzun sürdü alt tarafı bir salata" diye seslenmek isteyen ben, neden böyle bir hayata düşmüştüm, bilmiyordum.

    her ne kadar yaratım amaçlı toplantının başında "bir yerlerde kahve içelim hocu, dün çok kaçırdım alkolü bira kaldırmaz şimdi midem" diye reddetsem de elemanın bira teklifini, sonrasında aramıza katılan bir diğer sanatçının zorlamasıyla bira içmeye başladık. masada bulunma nedenim yazdıklarımdı, fakat olanca düzlüğümle, iphone'dan bana gösterilen fotoğraflardan kadın oyuncu seçmem gereken bu ortama ait hissetmiyordum kendimi. en son fikrimi sorduklarında "tamam bu olsun hocu" dedim, "iyi bu". kalktık.

    elemanlardan biriyle ayrılıp, diğeriyle stüdyonun yolunu tuttuk, sinema sektöründen elimizi çekmiş, müzik sektörüne el atmıştık, akşama da yağlı boya tablo yapmak, uyumadan önce ise heykel konusunda ilerleme kaydetmek istiyordum. boşluğa düşen ruhumu sanata adamıştım, daha hedehödö yayıneviyle görüşmem gerekiyordu, eleman elindeki iphone'dan twitter'ı göstererek, "abi süper parti varmış oraya gidelim" dedi, "gidelim hocu" dedim, "ama önce stüdyo'ya uğrayalım."

    stüdyo'dan ertesi gün yolcu olduğum için hazırlanmış bavulumu ve yalnız olduğum için hazırlanmış arkadaşlarımı da alarak partinin yolunu tuttuk. içki içmeyi düşünmüyordum, en fazla bir bira o da sırf küçükçiftlikpark'ın hatrına, "hocu gidiyoruz da nereye gidiyoruz" diye sordum, "46 dergisinin partisi" dedi eleman, hep kapağını gördüğüm ama içini hiç bilmediğim bir dergiydi 46, "hmm" dedim, "sucuk ekmek olsa bari mekanda."

    içeri girdiğimde etraftaki jack daniel's bayrakları, sahnede çalan nejat, ve hepsi sanatçı olan kitle dikkatimi çekti ilk olarak, halen "bir saat durur döneriz" diyordum kendi kendime.

    pek sanatçı bir arkadaş yanımıza geldi, yalpalıyordu, "abi" dedi, "jack bedava, alsanıza", "işte şimdi zıçtık hocu" dedim, yine yalan olacaktık.

    ***

    "ben dörtü istiyorum hocuu, dört benim olmalı", diye bir hamle yaptım yerde duran 46 rakamının strafor'dan yapılmış dev "dört"'üne, arkadaş kolumdan çekerek beni eve götürmeye çalışıyordu, "abi uçuşun var yarın, dönelim geç oldu", "bırak beni" dedim, "ben dörtü istiyorum, hep kaybediyorum hocu" dedim, "bu sefer kaybetmeyeceğim, dört benim olacak", bir hamle yaptım onu almak için, ama ucunda bir kız oturuyordu, "ya dörtümden kalk" dedim, duymadı, lakin bir adam yanıma geldi, tanıyordum onu, ünlü bir yönetmendi kendisi, "napıyorsun" dedi, "dörtümü alacağım" dedim, "dört istiyorum", oturan kızı gösterdi, "o benim kızım" dedi, "allah bağışlasın hocu, sevdiğimiz bir yönetmensiniz, ama ben dörtümü alacağım" diye ısrar ettim, "dört mü" diye sordu,"evet" dedim," hee ok o zaman" dedi gülümseyerek, sanıyorum kızına doğru koşup "dört istiyorum" deyince sarhoş pelteklğiyle, döt dediğimi sanmıştı. eğilip kızdan kalkmasını rica ettim ve sonunda amacıma ulaştım.

    dev bir dörtü kucağıma almış, kapıdan çıkarken, güvenlik görevlilerinin gözlerine baktım ürekerek, bir şey demediler, bir kaç flash patladı sadece yüzümde, ama kararlıydım, bir senedir ilk defa bir şey alıyordum kendime, arabada arka koltuğa oturdum dörtümün yarısı kucağımda yarısı yan koltuktaydı, arkadaş "abi bir psikoloğa gitsene sen" dedi dikiz aynasından bana bakarak, "neden" dedim, "ağlanacak ne var şimdi" dedi, anlamadım, elimle yanaklarımı yokladım, gerçekten ağlıyordum ama farkında değildim.

    dörtümü okşadım, "bazen" dedim,

    "pişmanlığın ahı tutar".
    31 ...
  2. 2.
© 2025 uludağ sözlük