uludağsözlük'ü takip ettiğini açık açık beyan etmiş bir başka ünlü. acun ılıcalı var bir de. o değil de, sözlük örgücü teyzeler tarafından akına uğrayabilir. malum, çorap başlığına çok güzel şeyler yazıldığını iddia etmiş. ne yazılmış o kadar güzel cidden ben de merak ettim.*
kanalları zaplarken kafasındaki garip nesnenin dikkatimi çekmesi sonucu izlediğim programın sunucusu. kafasındaki garip nesne ise bildiğiniz kuş yuvası üstelik içinde maketten kuşları olan bir yuva. o halini gördükten sonra psikolojik anlamda sorunları olduğu kanısına vardım ki bir insan hangi amaçla kafasına öyle bir nesne takma ihtiyacı hisseder.
sadece çoraplardan oluşmuş garip bir elbiseyle programını sunarken; "uludağ sözlük diye bi site var, çorap başlığına çok güzel şeyler yazmışlar, çok hoşuma gitti" diyen tiyatrocu. yazar olma ihtimali yüksek, bu yazdıklarımı okuma ihtimali ise daha yüksek olduğuna göre size sesleniyorum sayın baykal:
sunuculuğunu yaptığı programda abuk eşyalardan sabuk maddeler üretme konusunda doktora yaptığını düşündüğüm ayrıca konuklarının 2 kelimesinden birini kırpıp sınırlarını zorlayan canım yurdum insanı.
bir programında "bacaklarımda zerre kadar selülit yok" diyen kadındır.*
programlarında taktığı, giydiği, kafasına, suratına kondurduğu garip nesneleri gerçek hayatta da kullanıyor mu acaba, çok merak ediyorum. bir de, işin komik tarafı, o tuhaf aksesuarlarla annelere, teyzelere falan hitap ediyor oluşu. yahu, ben annemi öyle şeyler içinde görsem düşer bayılırım herhalde.
kendi programinda basinda bir sapka ve sapkanin uzerindede, hani bazi evlerde annelerimizin mutfak masasina sus olarak koydugu plastik meyveleri sapkaya takmis program sunarken gordugumde, kafayi siyirmanin son noktasi deyip oylece bakakaldigim tiyatro oyuncusu.ferhan sensoy'un aldattigi eski karisi. bir ropartajinda eski kocasinin esyalarini atmadigini, onlari kesip kirpip canta yaptigindan bahsediyordu.kanimca eglenceli bir is olsa gerek.iki kiz cocugu vardir.derya ve ferhan adlarinda.
az evvel reklamı oynadı tekrar. "kutu sütü için" dedi yine. mahalle sütçülerinin nefretini kazanmıştır kesin.
biz mahalle sütçülerinin sütü ile büyüdük, o tadı o zevki o anları unutmak mümkün mü, gelirdi tencerey doldururdu, annem onu kaynatırdı, kaynadıktan sonra içmek ne güzel olurdu, üstünde oluşan kaymağa da üzerine şeker katıp yerdik, o tat hala damağımdadır. hiç de vitamini kaybolmazdı çok da sağlıklı olurdu.
ya şimdi kutu sütü, tamam o da lazım ama mahalle sütçülerinin sütü gibi olmuyor be, böyle bir reklam bence saçma olmuş, tamam kutu sütü de olsun ama mahalle sütçüsü de, isteyen istediğinden alsın, kimse kimseye "şunu alın" diye reklam yapmasın, reklamlarda oynamasın.
derya hanım yanlış yapıyor, artık kaç para aldıysa o reklamdan, mahhale sütçüleri o parayı derya hanım a helal etmiyor haberiniz olsun...
kutu sütü için dediği reklamda zavallı evhanımını ezdiği dikkatlerden kaçmıyor. ülen derya belki o kadın bir fizik doçenti nereden biliyorsun. dakikalarca kaynatıyorsun demek derken elini sırtına koyduğun da one minute idi canım. sana güler yüz gösterdi, evine buyur etti, alttan saygıyla konuştu diye böyle mi anlatman lazımdı derdini. hem altı katmanlı kutu süt kapı sütünden daha pahalı. ayrıca tencerenin, yiyecek maddesinin başında öyle ağzını aça aça konuşulmaz. alınmış artık o süt. yoğurt yapılacak. muhallebi yapılacak.
bu aralar insanları cep telefonuyla arayan kadın. telefon çaldı açtım; arayan deryaydı. kendini tanıttı. telefonu açmadan önce örgü ördüğüm için ilahi bir mesaj, telepati mi acaba falan diye düşünürken artık ne dediğini dinlememeye başladım. bire basın falan diye bir şeyler duyunca kapadım telefonu. sonra bir kaç kişiden duydum carrefour'un sanıyorum bir indirimi varmış onunla ilgili konuşuyormuş. bant kaydıymış o ses. bunları öğrendikten sonra hayatım tekrar o monoton haline döndü.