koskoca ülke halkını çocuk yerine koyarak isimlendirilen film.
atatürkü ticari meta olarak kullanmanın yeni bir boyutu ile karşı karşıyayız. kimse film iyi mi kötümü diye bakmayacak, nasılsa hazır alıcısı olan bir kitle var. milli eğitim bakanlığı da s.ke s.ke okullarda çocuklara göstermek için bu filmi satın almak zorunda yoksa kemalist medyanın gazabından kurtulamaz. hepimiz ülkedeki köşe dönmeci zihniyetin film endüstrisindeki izdüşümüne tanık oluyoruz.
amerikanın beşinci sınıf yönetmen ve senaristleri her gün böyle filmler çekiyor.
anlaşılan bu ders bitmeyecek, hayatında en az 22 defa bu dersten yıldızlı pekiyi ile geçmiş olmayan kişiler mezarına tepetaklak konularak cezalandırılacak.
genel itibarı ile çocuklara atatürk hakkında doğru bilgi aşılamak amacıyla hazırlanmış güzel bir belgesel. yalnız filmdeki çocuklar yakışmamış o filme. arkadaş tbmm kuruldu diye nerdeyse amuda kalkacak hepsi, oleyyy yihuuu sevinç çığlıkları vs. noluyo lan... cumhuriyetin ilanını düşünemiyorum. herhalde camdan atlarlardı sevinçten. film güzel kardeşiniz ya da çocuğunuz varsa götürün izletin izleyin derim. filmden aklımda kalan bir sahne müjdat gezen anlatıyor:
--spoiler--
Atatürk milli mücadele yıllarında mehmetçiğin dinlendiği alanı gezerken yerde bir hat sanatıyla yazılmış levha görür kimin yaptığını sorar ve çağırtır. bunu işleyen cuma istanbul adında bir hattattır. kaç yıldır bu işi yaptığını sorar: 7 yıl olarak cevap verir cuma. atatürk der ki:
- hemen valizlerini toplayın istanbul'a dönsün.
cuma: - ama paşam savaş var ben savaşmak istiyorum.
atatürk: - ülkemizin sanata ve sanatçılara ihtiyacı var. gerekirse biz ölürüz.
atatürk'ü anlamak ve gelecek nesillerimize anlatmak boynumuzun borcudur. huzur içinde uyu mavi gözlü adam.
--spoiler--
çocuklara yönelik herşeyin oldukça yüzeysel anlatıldığı bir film. ama turgut özakman ın amacı da çocukların kafasını karıştırmadan onları sıkmadan konuya giriş yapmak. filmin devamı çekileceğinden üstad ın hatrına şans verilebilecek bir film. hem önce bir düşünmeli, biz çocuklara bu beğenmedeğimiz yada yetersiz gördüğümüz filmin içinden neyi anlattık yada anlatacağız ki.
--spoiler--
Hiçbir sanatsal değeri olamayan, oyunculukların resmi tarih tezlerine feda edildiği, inkılap Tarihi kitaplarında fazlasıyla bulabileceğiniz bilgilerle dolu, garip bir 'perdeden fırlayan adamlar' sürprizi barındıran, teknik açıdan vasatın da altında kalan, 'kendini sinema filmi sanan bir televizyon filmi' örneği...
Şu Çılgın Türkler kitabı ile tanıdığımız (bkz: Turgut Özakman)'ın senaryosunu yazdığı filmde, ilkokul 5. sınıfta okuyan bir grup çocuk, Atatürk'ü daha iyi anlamaları için verilen ödev konusunda dedesinden yardım ister. Tarih öğretmeni olan dedesi de 'Atatürk' sözünü duyunca yardım etmeyi kabul eder. Ve resmi tarihin, 'akıl bâliğ olan' her bireyin 'kör gözüne parmak' yöntemiyle inandırmaya çalıştığı bilgiler ardı sıra akmaya başlar.
(bkz: Can Dündar)'ın (bkz: Mustafa)'sına cevap olduğunu gizlemiyor film. Çocuğun biri " (bkz: Atatürk karanlıktan korkar mıydı)" diye soruyor ve "Yok canım, onu da kim söylüyor. Ama fareden korkardı" cevabı geliyor (Mustafa'da 'karanlıktan korkma' iddiası vardı).
(bkz: Halit Ergenç)'in canlandırdığı Mustafa Kemal'in plastik makyajlı hali, filmin en çok sırıtan noktasıydı, belki de. Yüzdeki ton farkları, ışıkta parlayan makyajlı yüzey... Ve hiçbir şekilde mağrur duruşu değişmeyen 'ulu' bir kişi. Posterlerden, resimlerden veya rölyeflerden fırlayıp da gelmiş Atatürk... 1915'ten 1938'e kadar yanı plastik makyajlı kişinin izleyiciye Mustafa Kemal diye yutturmaya çalışılması saygısızlıktan da öte bir durum. " Çocuklar için hazırlanmış bir film canım, olur o kadar" diyeceğim. Ama öyle değil. filmin tanıtımında "küçük büyük herkes için" deniyor. Kaldı ki, çocuklar için yapılmış olsa bile, bu tür bayağılıkları artık çocuklara bile yutturamazsınız. Senaryo diyebilmek için bütün bir dünya nüfusunu şahit tutmanız gerekecek bir metin ile yola çıkılmış olması ayrı bir dezavantaj elbet. Lakin, 'Gazman' tiplemesiyle tanıdığımız, Arka Sıradakiler dizisiyle profesyonel yönetmenliğe soyunan ve ' (bkz: Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım)' filmi ile sinema tecrübesi yaşayan (bkz: Hamdi Alkan), vasat düzeyde sinema kültürü olan 'reji tozu yutmuş' hiçbir Allah'ın kulunun beceremeyeceği kadar garip bir iş çıkarmış.
Peş peşe -aynı yönde- 'pan'lar (sağa veya sola kaydırmalar), bitmeyen planlarla oluşan kurgu, sıçrayan görüntüler, kötü çerçeveler vs. Herhangi bir film dilinden bahsetmek söz konusu bile olamaz. Okullarda bize zorla ezberletilen marşların fonda olduğu, TRT'de görmeye alıştığımız 'Cumhuriyet' görüntüleri... Bir yönetmen için bundan daha kötü bir resim ortaya konamaz herhalde.
Filmde öyle bir an geliyor ki, güler misiniz, ağlar mısınız bilemiyorsunuz. Karakterlerden biri "işte Cumhuriyet" diye bir nâra atıyor ve sonrasında gelen görüntüler; statlardaki kutlamalar, askeri geçit törenleri vs. Düşünsenize; rejiminizden övgüyle bahsederken gösterdiğiniz görüntüler, memur zoruyla statlara doldurulan insanlardan mütevelli.
Bu sığ manzara filmi ortaya koyanların özellikleri olduğu gibi rejimin de karakterine bir işaret. 'Muasır medeniyet seviyesi' idealinin yanındaki bu resim vahim olmanın da ötesinde komik.
Harf devriminden bahsederken Latin harflerine 'Türk harfleri' denmesi; Atatürk'ü eleştirenlerin 'ya çağdaşlık istemeyenler ya da yakın tarihi bilmeyenler' olarak nitelendirilmesi ve daha nice anekdot... Filmi neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Allah sizi inandırsın Veda'yı arar hale geldim.
Bazı sahnelerde 'beklenmeyen bir anda, zıplayarak senaryoya giren' sürprizlerle karşılaşıyorsunuz (Uğur Dündar gibi).
Filmde görüşlerine başvurulan isimler arasında Uğur Dündar, Muazzez ilmiye Çığ, Hayrettin Karaca ve Müjdat Gezen gibi isimlerin olması size ne anlatıyor? Cevabı açık...
inkılaplar sayesinde "Bin yıldır uyuyan bir coğrafyanın uyandığı" iddia ediliyor. Ne kadar iddialı bir ifade. Filmden hemen sonra, Dolmabahçe'de düzenlenen Meclis-i Meb'ûsân Sergisi ve Paneli'ne katıldım. Tarihçilerin orada anlattıkları arasından sadece şu cümleyi aktarmam bile bir önceki cümledeki garip ifadeyi çürütmeye yetecektir:
" (bkz: 2. Abdulhamit), eğitime çok önem verdi. Öyle ki, bir kuşak, O'nun attığı temeller ile yetişti. O'nu tahttan indiren ittihat'çılar ve Mustafa Kemal de dahil olmak üzere..."
Dersimiz Atatürk, Mustafa Kemal'in nasıl bir kıskaçta olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Veda'dan sonra kaleme aldığım satırlarda da işaret etmeye çalıştığım gibi; Mustafa Kemal'i Kemalistlerin elinden kurtarmak gerekiyor. Mustafa Kemal'in eleştirilecek yönünün çok fazla olduğunu, resmi tarihin tanıttığı gibi biri olmadığını, hatalarıyla-sevaplarıyla bir 'insan' olduğunu artık herkesin kabullenmesi gerekir.
Atatürk konusunda ders verme cüretinde bulunanların ortaya bu denli kötü bir iş çıkarmasının kimseye bir faydası yok. Evet, yapımcıya para kazandırır. Ancak Mustafa Kemal'in anlaşılmasına hiçbir katkı sağlamayacağı gibi anlamsızlaşması sonucunu da doğurur. Birilerinin, Mustafa Kemal'i Kemalistlerin elinden kurtarması gerekiyor. Öyle bir Mustafa Kemal filmi yapılmalı ki; sinemasal olarak tat, tarihsel olarak hat vermeli. Ve -belki size garip gelecek ama- Mustafa Kemal ile ilgili olarak islamî kesimden birilerinin film yapması gerekiyor. insan olan Mustafa'yı hatalarıyla-doğrularıyla bilmek, benimsemek ve o şekilde kabul edebilmek için. Yoksa; resmi ideolojinin borazanlığını yapan tarihçilerin senaryo denemeleriyle para getirecek işler yapmak için yola çıkıldığı müddetçe, bu milletin, Mustafa'nın -benimseyeceği noktaları varsa da- benimsemeye hali kalmayacak.
Plastik makyajlı tarihi şahsiyetlerin 'ululaştırılmış' halleri değil, olduğu gibi gösterilecek kişilerin makyajsız durumlarının ayan-beyan duruşlarıyla millete mal olabilir, ancak.
--spoiler--
yönetmeni hamdi alkan olduğu için eleştirildiğini gördüğüm film.
birincisi; ülkede insanları aşağılamak ne kadar kolay ya. adam yıllarını vermiş bu işe, tiyatrocu. ama bizim millet klavye başından sallıyor adama. neymiş? gazmanmış. eleştirenlerin kaç tanesei onun yaptıklarının 10 da 1 ini yapmıştır acaba. ayrıca halit ergenç , çetin tekindor, turgut özakman, uğur dündar ve daha nice saygıdeğer insanın bu filmde bir payı vardır. onlara ne diyeceğiz? onlar da mı gazman?
ikincisi; dersimiz atatürk bir çocuk filmidir. bazıları çocuklarımızın kafasını yanlış bilgilerle dolduruyor, bir nesil yok oluyor. amaç bunu engellemektir. bana kalırsa başarılı da olmuştur. insanlar bu filmi mutlaka çocuklarımıza izletmelidir.
hamdi alkan da çocuklara hitap edecek bir film yapmada ülkemizde en başta gelen insanlardan biridir. dolayısıyla da doğru bir tercihtir.
arka sıradakiler kalitesizliğinde bir film olması muhtemel girişim. yönetmen gazman. senarist gazman tadında tarihi geyik yapan biri. bol şanslar.
edit:
çocukların kirlenmemiş beyinlerini karga kovalayan süper kahraman, sözde bozuk bir vapurla işgal altındaki istanbul'da Galata limanından gizlice kalkıp, bindiği koskocaman gemi olmasına rağmen arasından geçtiği işgal kuvvetlerine ait gemilerin arasından süper kahramanın varlığı sayesinde stealth teknolojisiyle görünmeden geçen bandırma vapuruyla ingiliz birliği tarafından işgal edilen Samsun'a yine onlara yakalanmadan törenle çıkan bir mustafa kemal masalıyla doldurabilecek kalitede eserler üreten bir yazar tarafından yazılan senaryonun, arka sıradakiler garaberinde bir eser üretmiş bir yönetmen-yapımcı ikilisi tarafndan çekilmesi girişimidir. bu tür masalların kimseye faydası olmaz. sadece düşünmeden papağanlık yapan ulusalcı-kemalist varlıklar üretmeye neden olur, onlar da gider senaristi büyük yazar bilir, yayınevini zengin ederler. *
çocuklarımızı götürmemiz gereken film. daha beyinleri atatürk ayyaş, biseksüel, diktatör, dinsiz - imansız vs vs. yalanlarıyla kirlenmeden gerçekleri göstermeliyiz çocuklara. kaybettiğimiz nesillere yanıyorken yenilerin de kaybolmasına göz yummamalıyız.
turgut özakman'ın kitaplarını okumuş birisi olarak kendisinin en iyi kaynaklardan biri olduğunu düşünüyorum. kitaplarının arkasında sırf 50-60 sayfa kaynakça ve ekstra bilgi veriyor. yani bir kalemde çizip atmak ayıptır.
dolayısıyla filmin de doğru bir film olacağını düşünüyorum. magazine girmeden, tarihsel bir film olacaktır. tarih filmi bu şekilde olmalıdır.
halit ergenç cıx olmamış o rolde, daha bir yakışıklı atatürk.
aşk-ı memnu'da oynayan çocuğun davranışları salakçaydı.
her şeye aferin diyeni bir ara öldürmek istedim.
dedenin anlatışı güzeldi.
ön yargıyla gittiğim filmi beğenerek döndüm.
işte şimdiki cumhuriyet sahneleri çok güzeldi.
bu arada gerçekten bazılarına kaçmış, hem de çok kötü kaçmış. çok çalışmaları lazım çok.
kısa sürede yapılanları, olan gelişmeleri yok etmek için daha çooook zaman gerek onlara.
gerçi koyun bilinciyle davranarak bu zaman veriliyor da.
filmi izlerken aklıma gelen tek cümle: Çanakkale Savaşı'nın açılmasını hararetle savunan ve sağlayan o sıradaki genç politikacı ve ingiltere Savaş Bakanı Winston CHURCILL savaştan sonra parlementoda yaptığı savunmasında "Her yüzyılda bir dahi yeryüzüne gelir,ne yazık ki bu yüzyılda da bu dahi Türklere nasip oldu ve Çanakkale'de karşımıza çıktı" diyerek savunmuştur.
isminden ötürümüdür nedir bilemiyorum ama bu film bana ilk duyduğum andan itibaren fazlasıyla samimiyetsiz geldi. filmi izlemedim, izlemeyi de düşünmüyorum çünkü benim kafamda çizili harikulade bir atatürk portresi var onu bozmak istemem. kaldı ki halit ergenç'i de atatürk rolüne yakıştıramadım bu benim şahsi kanaatim tabi.