Bugün bile nüfusu 100 000 i bulmayan dağlık, ulaşımın zor olduğu bir bölgede bundan 70 yıl önceki teknik imkan ve nüfusuyla nasıl olup da 70 000 kişinin öldürüldüğünü merak ettiğim "katliam"dır.
Ayrıca hepsini geçtim eğer böyle bir "katliam" varsa "yozgat katliamı", "menemen katliamı" ve hatta bir çok gerici isyanın bastırılmasının hepsi katliamdır.
sonuç olarak gerici bir isyanın yani oluşan yeni düzene karşı gelenlerin bastırılması söz konusudur. kullanılan yöntem belki aşırı olabilir ama sonuç olarak çağdışı bir yöntemi sürdürmete çalışan bir kalkışmanın bastırılmasıdır. gerçi sonunda isyankarlar başarılı olmuş, bölgedeki çağdışı feodal düzen devam etmiştir.
zaten resmi tarihin göz ardı etmiş olduğu bir olay iken bilenlerin de isyan olarak bildiği; 1938 yılında gerçekleştirilen isyandan çok türkiye cumhuriyeti devletinin, cumhuriyetin emekleme yıllarında gerçekleştirmiş olduğu katliamdır..uçaklarla bombalanan bölgede yaklaşık 70000 (yazıyla yetmiş bin) kürt-zaza alevi kardeşimiz katledilmiştir..uçaklara bombalama emrini kimi kaynaklar atatürk'ün vermiş olduğunu belirtirken, bazı kaynaklar da milli şef ismet inönü'nün bu emri verdiğini yazmaktadırlar..
anadolunun doğu ve güneydoğu bölgesi osmanlının ilk yıllarından itibaren kendine özgü bir özerklik içinde yönetilegelmiştir padişaha direk bağlı bölge beyleri ve aşiret reisleri tarafından.. kendi içinde meclisleri ve kolluk kuvvetleri olan bu bölgeleri boyunduruk altına almaya çalışan ilk padişah II.Mahmuttur ıslahat hareketleri adı altında ve bu nedenle de bölgedeki ilk kürt başkaldırısı botan bölgesi emiri Bedirhan tarafından gerçekleştirilmiştir..yıl 1834..4 yıl sürmüştür bu başkaldırı..ve ne zaman bölgedeki egemen güçler, bölgenin kendi özerkliğine ve özerklik içindeki bağımsızlığına el uzatmaya veyahut faşizan baskılarla boyunduruk altına almaya kalkışsa karşısında isyan bulmuştur..demem o ki, bu bölge yüzlerce yıldır kendine has bir özerk ve bağımsız bir yönetim anlayışıyla yaşayagelmiştir..
cumhuriyetin ilanından sonra da bölgedeki kısmi özerklik devam etmekte olup, devlete karşı gerekli görevlerini de bölge halkı yerine getirmiştir..fakat 1930 lu yıllara gelindiğinde, bölge üzerinde kesin ve diktatörel bir hakimiyet kurulmak istenmiştir..gerek dersim için çıkarılan ve dersime özel kanunlar, iskan kanunları gerekse yine dersime özel çıkarılan ağır vergiler bölge halkları tarafından tepkiyle karşılanmaya başlanmıştı..
"1934'te çikarilan iskan Yasasi'ni Dersim'de uygulayamayan devlet, 1935'te Tunceli Kanunu çikardi. Bu kanunla birlikte vali ve komutan, belediye başkanini atama dahil sınırsız yetkilerle donatıldı. Özel Tunceli Mahkemeleri kuruldu. Agir bir vergi yasasi çikarildi.
Bu baski ve asimilasyonlara karsi Dersim halkinin isyani giderek büyümekteydi.
1936 yilinin Ocak ayinda yürürlüge giren 2884 sayili, Tunceli'nin Idaresi Hakkinda Kanun'la, bu seçilmis bölgeye diger illerden farkli bir statü getirildi.
Dersim, Bingöl, Elazig ve Erzincan illerini içine alan Dördüncü Umumi Müfettislik bölgesi olusturuldu ve basina Korgeneral Abdullah Alpdogan tayin edildi.
Dersim ilinde hizli bir insaat faaliyeti basladi. Yollar açildi, köprüler ve karakollar kuruldu.
Hasanan asiretinden Seyit Riza ve Koçgirili Aliser gibi bölge liderleri bu karakollarin insasina karsi çiktilar.
Seyit Riza, diger asiretleri toplantiya çagirdi.
Bölgede gerginligin tirmanmasi üzerine, 1936 kisinda, Tunceli askeri kusatma altina alindi, bölgeye giris çikis yasaklandi.
1937 yilinin 21 Marti'nda, Newroz gecesi, Harçik Çayi üzerindeki köprünün yikilmasiyla ayaklanma baslamis oldu.
Bu Dersim isyaninin baslangiç tarihiydi."
evet 1938 yılı türkiye cumhuriyeti devleti için utanç lekesidir..o yıllarda yurt dışında yayınlanan gazeteler bu katliamı genocide(soykırım) olarak manşete taşımışlardır ki haklılardır..dersim katliamı-soykırımı hakkında bir çok anı bulabilirsiniz ve gerçekleştirilen katliamın-soykırımın kan lekesinin hala devletin gömleğinde durmaya devam ettiğini farkedebilirsiniz..
işte dersim katliamından - soykırımından bir kesit :
" kadının biri, 5 yaşındaki çocuğunu nehire attı. elleriyle bastırıp çocuğu boğdu. boğdu çünkü bağırıp ağlarsa askerler peşimizden gelecekti."
" bir kadın vurulmuştu laç deresinde. asker geçerken baktı ki, kadının çocuğu annesinin cesedinin etrafında dolaşıyor. çocuk önce annesinin etrafında dolanıyor daha sonra da memesinden süt emiyordu. annesinin memeleri de dışardaydı. çocuk süt içtikten sonra kumda oyun oynamaya devam ediyordu. hep aynı şeyi yapıyordu. askerlerden subay olanı "yazıktır karışmayın, annesi ölmüş zaten kendi kendine ölür" dedi. o subay orda karışmadı ama arkasından gelen asker, çocuğu süngüleyip nehire attı.."
"evler kadar cesetler yığmışlardı. sarı saçlı, çıplak bir çocuğu, ölü yığınının tepesinin ortasına dikmişlerdi. dağ meltemi vurdukça çocuğun sarı saçları bir tarafa doğru dalgalanıyordu. gavur bile halimeze ağlardı, gavur gavur!"
"kardeşim, kardeşim! öldürülenleri sorma hiç. ölü kokusu sardı bu memleketi. bir adım bile atamıyordun ki bir iş yapasın. ormanda düşenler, nehirden* akıp gidenler... ne yapacaksın ki? "
ve tabi ki dersimin isyan bayrağını taşıyan ve idam edilen seyit rıza :
"'Evlâd-ı Kerbelayız, bîhatayız. Ayıptır, zulümdür bu, katliamdır!"
bir not : bu katliam sırasında uçaklarla köyler yok edilmiştir..bu uçaklardan savunmasız halka bomba yağdıran pilotlardan biri de "türk" halkının gurur duyduğu ilk kadın pilot sabiha gökçendir...
yanlış ve çarpık bilgi içeren 2 kelime. sözgelimi ne dersim diye bir yer vardır, ne de dersimle anlatılmak istenen türkiye cumhuriyeti devletinin bir ili olan tuncelide katliam olmuştur.
ayaklanan kürt azınlığını bastırmaya yönelik yapılmış girişimler katliam olarak çarpıtılmıştır.
türkiyenin en fakir olduğu 1930 larda maddi manevi çok zarara uğranmış şehitler verilmiş, ,o yıllarda dünyada nerede olursa olsun aynı şekilde bastırılacak silahlı ayaklanmadır.
kubilay olayında da katil sürüsü makineli tüfeklerle taranarak etkisiz hale getirilmiş, sağ kalanları da yargılanarak asılmıştır. günün şartlarında asilerle anladıkları dilden konuşulmuştur.
tarihi olayları o günün şartlarında değil bugune göre değerlendirmek sadece konuyu saptırmaktır. silahlı ermeni çetelerinin doğuda katliam yapıp tokadı yiyince türkler bize soykırım yaptı demesi gibi, türkleri orta asyaya geri yollamak isteyen türk düşmanı pkklıların ermeni soykırımı gibi başımıza dolamaya çalıştığı olaydır.
o ayaklanma bastırılmasaydı iranda rus desteği ile kurulan mahabat cumhuriyeti gibi bir devlet kurulacaktı ki biz iranlılardan daha güçlü olduğumuz için bastırdık . öyle bir devlet kurulamadığı için bu ayaklanmaya katliam derler.
1930 larda biber gazı mı vardı, plastik mermi mi vardı, cop kalkan mı vardı. eli silahlı adam vuran eşkiyaya gül atılarak cevap verilmez. doğu anadolunun dağlık yerlerinde osmanlından beri hiç bir zaman çetecilik sorunu çözülemedi.eski paşa cemal madanoğlunun anıları kitabında uzun uzun anlatıldığı gibi bugun ne kadar şehit veriyorsak , 70-80 yıl önce de aynı sayıda şehit veriyorduk. tek fark bugunki gibi siyasi eşkiya değillerdi. sosvyetlerde sanki ayaklanmalar sanki farklı mı bastırılıyordu. yüzbinlerce insan öldü.
emperyalist büyük britanya imparatorluğu'nun ırak'taki kürtleri katletmek için kullandığı teknikler kullanılarak yürütülmüş katliamdır.
bu minvalde emperyalist bir yanı vardır.
"ayaklanmıştı, dönemin koşulları, olması gerekiyordu" vs. diyenleri anlamıyorum. olması gerekmiyordu, senin bir katliamı savunma sıkıntısına girmense hiç gerekmiyor kanımca.
türkleri orta asyaya gönderip, anadoluyu ermenilerle paylaşma hayalleri kuran türk düşmanı faşistlerin tıpkı ermeni diaporası gibi türkiyeye bok atmak için kullandığı isyandır. o tarihlerde tüm ülkelerde tüm isyanlar öyle bastırılıyordu. bastırmasaydık haritamız böyle olmazdı. bu olaya ayaklanma değil "katliam" diyenler zaten türkiyenin haritasıyla sorunu olan apocu faşistledir..
alevi kürtlerin toplu şekilde katliama uğradığı, çoluk çocuk demeden "temizlendiği" ve dönemin resmî şahitleri tarafından da kimyasalların, yanıcıların kullanıldığı itiraf edilen katliamdır.
haritada dersim'in yerini bilmeyen, kütüphane denen mefhumdan bihaber zıpırların kasetlerine kaydedilen bilgileri her fırsatta başa sarması için vesile olmaktadır ayrıca.
bastırılmasa idi iranda rus desteğiyle kurulan "mahabat cumhuriyeti" gibi bölgede bir kürt devleti kurulacaktı. iran bastıramadı ama biz bastırdık. tunceliye ısrarla "dersim" diyenler, bu ayaklanmaya ısrarla "katliam" diyenler tüh ya biz de bi iran kürtleri kadar olamadık , 1 yıl sürse bile şu türklerden toprak alamadık kendi devletimizi kuramadık kompleksini yaşayan türkiyeyi işgalci devlet olarak gören anlayışın saptırmasıdır.
* adı üstünde bir "belgesel"dir. belgelerle anlatılır. raporlar, mide bulandıran/yürek burkan fotoğraflar, olayı yaşayanlar ve akademisyenlerle röportajlarla anlatılır yaşanan katliam.
30000 insan değil de resmi rakamlarda verilen 7500 insanı kabul edince olay normale mi dönüşüyor? insan öldürmenin kabuledilebilir bir sınırı mı var şu rakamlarla şu rakamlar arsındaysa normaldir canım mı diyeceğiz? bir devlet kendi sınırları içerisinde yapıyor bunu. hala anlatırlar kan akan dereleri, hozat ilçesindeki uçurumdan insanları nasıl attıklarını. aileleri nasıl böldüklerini, sürgüne gönderdiklerini. o dönem çocukların önemli bir kısmı başka illerdeki yetiştirme yurtlarına gönderilmişlerdir.ama hayat işte ne kadar değişken. o zamanlar devletin silah ve asker gönderdiği şehre şimdi beyaz eşya gönderiliyor. eşya yerine tarihinizdeki acınızı anlıyoruz deseler daha başarılı olacaklar.
Bir köylü ayaklanmasının bastırılmasından ibaret olaydır. Merkezi hükümete bağlı olmak istemeyen yerel aşiret liderleri çeşitli sebeplerle ayaklanmış sonucunda da bastırılmışlardır. ne kadar kişinin öldürüldüğü işin özü değil, detayıdır.
taraf gazetesi yazarı araştırmacı ayşe hür'ün hakkında oldukça kapsamlı makalelere imza attığı katliamdır.
--alıntı--
resmî rakamlara göre yüzlerce; gayri resmî rakamlara göre binlerce kişinin ölmesi ve binlerce ailenin sürgüne gönderilmesiyle biten harekâtın dersim kürtleri tarafından 'soykırım' olarak adlandırılmasını, sayın gürsoy* 'abartılı' veya 'yanlı' bulabilir diye kendisinin daha çok güven duyacağı başka bir kişinin şahadetine başvuracağım. bu kişi, o sırada, 19. piyade alayı'nda stajyer olarak görev yaparken dersim'e gönderilen, geleceğin hava kuvvetleri komutanı ve tabii senatörü, 12 mart muhtırası'nın imzacılarından muhsin batur. batur, bir mülakatında okuyucularından özür dileyerek yaşantısının bu bölümünü anlatmaktan kaçınacağını söylemiş, bunun nedeni sorulduğunda, 'dersim'de tanık olduğu şeylerin bir devlet sırrı olarak kendisinde kalacağını; ancak o dönemde o yörede tanık olduğu 'şeyleri' günümüzde de yapılan ve karşısında olduğu 'şeyler' olarak niteleyip sözlerini noktalamıştı. (aktaran musa anter, anılarım doz yayınları, 1990, s. 44.) batur'un telaffuz etmekten kaçındığı 'şeyler'den biri, daha sonra resmî çevrelerin de kabul ettiği gibi, zehirli gaz kullanılması idi. bir diğeri, isyancı aşiretlerin kadın, çocuk demeden munzur çayına atılmaları idi. harekâtın ayrıntılarını merak edenler ismail beşikçi'nin tunceli kanunu (1935) ve dersim jenosidi, (belge yayınları, 1990) adlı kitabına bakabilirler.
--alıntı--
Aslı Dersim Katliamı'dır, zira yalnızca isyancılar değil Dersim'de yaşayan herkes cazalandırılmıştır. hedef gözetmeksizin köyler ve kaçan insan toplulukları bombalanmış, toplu katliamlara girişilmiştir. Zaten katliam öncesi uçaklardan atılan bildirilerde de "isyancılar teslim olursa, sadece masumlara değil isyancılara da adil davranılacak, teslim olmazlarsa hepiniz mahvolacaksınız" denilerek, "masumları da mahvetme" fikrinin amaç olarak belirlendiği açıktır.
modernleşme sürecinde bir bölgeyi dönüştürmenin onca yolu varken, dönemin Nazi almanyasının gazına gelip devletin Tunç Eli'ni vatanın her yanına hızla vurmasını sağlayan bu harekat sonunda, kemalist modernleşmenin şekilciliği de apaçık ortaya çıkmıştır. Sen isviçre kanunlarını çevirip 'modern' devlet kur, kadınlara oy hakkı verdim diye övün, ondan sonra taa Roma Hukukundan kalma "suçun şahsiliği" ilkesini boşverip, "bombalayın bütün dersim'i" de.
Yine bu başlık sayesinde görülmüştür ki, devletin insanlar için bir araç değil, insanları devletler için bir araç olarak gören, "sen devlete isyan edersen devlet de senin çocuğunu kesebilir, naapsaydı isyancılara karışmasaydı da vatan bölünsemiydi" diyen gözü dönmüş bir kitle de mevcuttur. Herhalde pkknın üleye yaptığı en büyük kötülüklerden birisi de bu, artık insanlar birbirleri için ağlayabilmek gibi en temel insani melekelerini kaybetmişler her şeyi bölücüler-bölmeyiciler ikiliğine indirgiyorlar.
Oysa, sosyolojik açıdan anlaşılabilir olsa da, ve politik gerekçeleri olsa da, insani bir rezalettir, 1930'ların türkiyesinde bile hukuksuzluktur yaşanan. Bir de utanmadan tunceli diye isini değiştirmişler. Resmi tarihte bu olayların adının bile anılmaması da suçluluk psikolojisinin bir gereği zaten. Tabi bir de olayın atatürk döneminde olmasının, hatta atatürkün dersimi bombalamaya giden uçakları mutlu mesut izlerkenki bir fotoğrafının bulunması da bu olayların yeterince konuşulmamasının bir başka sebebi.
Ha unutmadan, isyan isyan deniyor ya, hepi topu, Osmanlı'dan gelen hukuki özerkliğini vermek istemeyen aşiretlerin vergi ödememekte direnmeleridir söz konusu olan. Öyle binlerce kişi dersimde ordu oluşturup ankaraya yürümeye kalkmış gibi bir imaj veriyorlar.
bir de dönemin resmi yayın organı gibi olan cumhuriyet'te çıkan Dersimlilerin nasıl ensest meyillisi oldukları, çiğ et yedikleri, kürtlerin kuyruklarının olduğu gibi utanç verici haberler vardır ki, onlara değinmemek, olayın içerisinde geçtiği psikolojik ortamı atlamak olur. (o dönemde almanyada çingeneler için söylenen şeyler neredeyse birebir çevrilmiştir aslında)
Velhasıl, 38 öncesi kayıtlarda 65,000 nüfusu olan Dersim, 1950'lerde 1500 kişilik Tunceli'ne dönüşmüş, bu "manevralarda" da resmi rakamlara göre sadece 7500 kişi ölmüştür, yersen...
En azından olaylardan hiç bahsetmemek yerine bu insanların acıları tanınmalı, toplu mezarların yerleri açıklanmalı. Bırakın da bir mezarları oluversin insanların...
isyan sırasında dersim semalarında dolaşan uçaklardan şehirin heryerine kağıtlar atılmıştır. kağıtların üstünde ise hançerlenmiş yılan resmi vardı. yani siz yılansınız, devlet de hançer..
türkiye cumhuriyetine isyan edenlerin ders çıkartması gereken hadise. dini mezhepleri ne olursa olsun sunni, alevi, keldani ya da her ne haltsa... isyankarların başlarına gelecek son aynıdır. bir hatırlatma her alevi tuncelili değildir, ayrıca her tuncelili de alevi değildir. yanlış anlaşılmalara mahal vermemek lazım, zira tunceli alevi yurdu felan değidir, türkiye'nin hiç bir yeri herhangi bir mezhebin yurdu değildir. zaten alevi vatandaşlarımız türkiye'nin bir çok yerinde yaşmaktadır. bu hadise mezheb mevzusundan ayrı tutulmadır. burada bir mezhebe ya da inanışa karşı silahlı güç kullanma yoktur.
sonrasında şehrin isminin tunceli olarak değiştirildiği katliam.bir de şehre ilk bombayı ilk kadın pilotumuz,gururumuz olan sabiha gökçen atmıştır.müthiş bir gurur tablosu.
Bir başka biyografik araştırma ise Dersim'de yaşananlar şu şekilde anlatılıyor;
"Dersim isyanı'nda isyan eden bazı insanlarla askerler harp ederken, isyancılar yavaş yavaş çekilip dağın zirvesine doğru gitmişler. Bizim askerler onlara ulaşamıyor ve bir şey yapamıyorlardı. Bu defa herhalde gelen emirler mucibince, Hulusi Bey'e de verilen emir gibi, geri dönüp masum çoluk-çocuk, ihtiyar demeden katletmeye başlamışlar. Hatta hınçlarını alamayarak, bazı taburlar topladıkları çoluk-çocuk, kadın ihtiyar, bigünah masumları büyük avlulu surlu bir evin içine doldurmuşlar ve birçok teneke gazyağı döküp bunları ateşe vermişlerdi. Bu ateş içinde yükselen feryatlar ve çığlıklar ortasından, bir kadın kucağındaki bebeğini ateşte yanmaması için surun üstünden dışarıya fırlatmış. Fakat bir yüzbaşı o bebeği süngüleyerek, süngü ile tekrar surun üstünden ateşin ortasına atmıştı. Gözümle gördüm."