moderasyonun ve bu entrymi okuyan "küfürsevmez" kimselerin affina siginiyorum fakat daha iyi aciklanamaz bu.
amina kodumun hastaligi. al tanim.
lan 11 yasinda da yasadim bunu, 17 yasinda da yasiyorum. bir insan 8 yasinda bunalima girer mi mna koyim ya? giriyor lan giriyor. bu büyümekle, sorunlarin artmasiyla, kisilik karmasasiyla alakali bir durum degil. o yüzden aslinda cözümü de yok. ilaclar, psikiyatrlar sadece yapay mutluluk verip daha kolay atlatilmasini sagliyorlar. ki ben onlari da pek denemedim, 12 yasindayken bir girisimde bulunduktan sonra uyusturucu bagimlisi olmustum, ona hic girmeyelim burada di mi sözlük?
ama sunu da kabul etmek lazim, bir reflüden, felcten falan daha kötü degil.
ne derseniz deyin arkadas. raporlu deliyim anasini satayim, cocuklugumdan beri depresyondayim. ayni zamanda tabi reflü hastasiyim, kemik yapim da bozuk.
gecen senede ben sözlükte bu sayfaları okuyordum. ve uzun bir aradan sorna tekrar bakma ihtiyacı hissettim. umarım kısa sürelidir derim zira, büyün yaşam enerjim emilmiş gibi..insanın hayatı ne de hızlı değişiyor ama ya..
eğer bu belirtiler sizde de varsa korkarım ki depresyondasınız. ama boşverin, çıkın depresyondan. hayatınız çok kısa ve onu böyle gereksiz duygularla doldurmayın. sizi sıkan herşeye inat kocaman gülümseyin. unutmayın hiçbirşey ama hiçbirşey sizden daha önemli değil...
*huzursuzluk
*aşırı kaygı ve endişe
*hiçbir şeyden zevk alamama
*iştahsızlık/aşırı yemek yeme
*çabuk yorulma
*uykusuzluk ve uyku problemleri yaşamak
*kilo kaybı
*aşırı yağlanma
*geçici cinsel isteksizlik ve bozukluklar
*koku alamama
*intihara eğilim
kişinin kendisini kapana kısılmış gibi hissettiği kahrolası durumdur. yakanızı hiç bırakmayan huzursuzluğunuz sizi kemirir her nefes alışınızda. siz yaşamak için çırpındıkça daha çok acı çekersiniz. gülerken dahi içinize ince ince iğneler batar. keyfinizi biraz olsun yerine getirebilmek için neşeli bir şarkı dinlerken bile oradan birşeyler çıkarır, gözyaşlarınızın yanaklarınızdan aktığını farkedersiniz bir an. dört duvarlı, rutubetli, karanlık bir odadır bu. teksinizdir. yalnızca ölüm denen küçük bir pencere vardır, ancak oradan atladağınızda da neyle karşılaşacağınızı bilemezsiniz.
nedir ulan bu siktiğimin rahatsızlığı nedir ha, sevgili sözlük sana bir tanım yapayım:
yaklaşık 8 aydır içinde olduğum durumdur. bir şekilde gün içinde nöbet nöbet uğramaktadır ve ağlama krizlerine sokmaktadır. akşamları geceleri her gün ağlıyorum ulan. iştahsızlık, yorgunluk, bitkinlik, herkesten ve her şeyden uzaklaşma, içine kapanma. geceleri sık sık saçma sapan rüyalarla uyanma, uyuyamama. bi süre sonra anti depresanları bile kullanmayı bırakmak. buda neymiş ama ya, sadece sen abartıyosun, hadi ama biz seni seviyoruz tarzında yaklaşımlarla karşılaşıyorum ve verdiğim tek cevap ise, tamam kendinizi tatmin ettiniz artık beni rahat bırakın. her şey anlamsız ve gereksiz gelir. eskiden yaptığınız hobilerinizin tamamını bırakırsınız ve hiç bir şeyden zevk alamazsınız. en sevdiğiniz yemek bile artık size güzel gelmez lan. ve birde sürekli kafamda dönüp duran intihar etme düşüncesi.
yasamamak, yasayamamak. nefes aldigini görünce sasirmak, bu nasil gerceklesebiliyor diye. cevredeki herseyin bütün siradanligiyla, rutinligiyle devam etmesi ve sizin bunu yalnizca seyretmeniz bugulu bir cam ardindan. uyumak isteyip de uyuyamamak. aci cekmek. ve nihayetinde hersey anlamsizlasinca bir buzun icine sizi hapsetmelerini istemek ta ki bütün bu aci gecene dek.
14- 15 yaşlarında ergenlik ile başlayan bir takım sorunların, 17- 18 yaşlarına gelindiğinde üniversiteye giriş sınavıyla perçinlenerek günümüz çağın gençliğinde bir hayli fazla görünen ruhsal bozukluktur.
her insanoğlunun bir dönem içinde bulunduğu ruh halidir.kimileri şiddetli kimileri hayatını etkilemeyecek kadar zayıf geçirirler.bir doktor yardımıyla atlatılması zor olmayandır.
depresyonun en kötü tarafı insanda iyileşeceğine dair bir umut bırakmaması(tabi psikiyatra gitmezseniz).burdan depresyonda olup psikiyatra gitmemiş arkadaşlara sesleniyorum:psikiyatra gidin ve hayatınızı kurtarın.
DSM 4 tanı kriterlerine göre major depresif bozukluk;
A.2 Haftalık dönem işlevsellik değişikliği ile birlikte aşağıdakilerin 5 inin bulunması, en az birinin Depresif duygudurum ya da ilgi kaybı ya da zevk alamama olması gerekir
1. Her gün gün boyu süren depresif duygudurum ( Üzgün, boşlukta hissetme,ağlamaklı görünüm)
2. Her gün ve gün boyu süren etkinliklere ilgide azalma, eskisi kadar zevk alamama
3. Önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımı
4. insomnia ya da hipersomnia ( Uykusuzluk ya da aşırı uyuma)
5. Psikomotor ajitasyon ya da retardasyonun olması (davranışlarda aşırı artma ya da gerileme)
6. Yorgunluk, bitkinlik ve enerji kaybının olması
7. Değersizlik, aşırı ya da uygun olmayan suçluluk duygularının(sanrısal=gerçek dışı yargı) olabilir
8. Düşüncesini yoğunlaştırmada azalma ya da kararsızlık
9. Yineleyen ölüm düşünceleri ( intiharla ilgili)
B. Bu semptomlar karışık tekrarlamanın tanı ölçütlerini karşılamamaktadır.
C. Bu semptomlar madde kullanımına /Genel Tıbbi duruma bağlı değildir.
D. Kayıptan 2 aydan fazla süren semptomlar.Yas ile daha iyi açıklanamaz
odamdayım. saat 6 yirmi beş. yatağım pencereye karşı. içeri mart güneşi giriyor. perde, esen ılık yelden arada havalanıp iniyor. bir yandan araba sesleri. anasından güzel doğmuş bir gün. yatağından zor kalkmış bir ben. kahvaltıdayım. kahvaltıdayım dediysem. bir iki kase kahvaltılık, bir bardak çay. reçel kasesi öylece duruyor. dibi kireç tutmuş ısıtıcıda ısıttığım suyla yaptığım çay da masada. zaten bu şehrin suları çok kireçli. bazen, böbreklerim tıkanacak diye düşünüyorum. saçma salak doğranmış salatalıklar tabakta. yeşil zeytinler de duruyor. ben duruyorum. bıraksalar yıllarca o masada duracak gibiyiz zaten. zeytinler ve ben. çay dumanı tüterek duruyor. siyah zeytin kendi halinde. gözüm perdede duruyoruz. sadece duruyoruz. düşünceler bile yavaş. bıraksam onlar da duracak. duvardaki saat çoktan durmuş. en iyisi. tamirhane dolmuşu bir durak ötede. durmuş, yolcu alıyor. sonra da harem-gebze... öff onlar sürekli duruyor zaten. neyse. kahvaltı. yumurtanın da bir tür ölü bebek olduğunu düşündükçe yiyemiyorum. plasentalı eski bir canlı. su bardağı duruyor. çatal duruyor. erzurum şekerleri sakin. çay bardağının içinde duruyorlar. ne kadar karıştırsam da. erzurum'un köşeli dikdörtgen prizması şeklindeki şekerleri. zor eriyenlerden. ben de duruyorum. düşüncelerim duruyor. her şeyi, sağır eden bir yavaşlık kaplıyor. benden ötede, dünya zevkten çıldırmış, daha hızlı dönüyor. evet bu duygu işyerinde de karşıma çıkıyordu. ben duruyorum. herkes konuşuyor, gülüyor. hararetli hararetli birşeyler anlatıyor birbirine. kulak kabarttığımda hiç te gülünesi gelmiyor zaten. onlar nasıl gülüyor ama. bana baktıklarında duruyorum. yalandan alaycı gülüp bozuntuya vermiyorum. duruyorum sonra. bir keşmekeş, bir düzensizlik. bazen o karşımdaki tahta duvarlar üstüme üstüme geliyor ya. işte o zaman. kulaklıkların sarmal kabloları çelik zincirler gibi duruyor. hani haliç'e çekilenlerden. kulaklıklar boynuma asılı duruyor. tasmalar gibi. çekip kopartasım geliyor. off kafam bomboş. ben niye duruyorum. kalkayım en iyisi... ama kalkasım yok. kim gidecek işe. saat daha 6 buçuk. servis kaçta alıcaktı ki beni. 7 çeyrekte. kırkbeş dakika var. neyse biraz daha durayım. neden bahsediyodum. ha evet. bu aralar garibim. bazen çok detaycıyım. bazen umursamıyorum dünyayı. deprem olsa çıkasım yok. öylece duruyorum. keşke olsa. ölürdüm ne güzel. kimseye yük olmadan. intiharın utancını ne aileme ne kendime yaşatmadan. olmuyor. hani deprem kuşağıydı burası. neyse. bu şansla deprem olsa da ölmem zaten. bazen de dikkatimi toplayamıyorum. işyerinde adam telefonda konuşuyor. ben duruyorum. öyle bi an geliyor ki zaten. niye duruyorum ben burda. bu adamlar kim. en iyisi kalkıp bi mola yapayım diyorum. lan daha geleli 40 dakika olmadı mı. oldu. alt tarafı 3 tane 10 dakikalık molam 1 tane yarım saatlik yemek molam var salak. 8 buçuk saat nasıl dayanıcaksın buna. ilaçlar. içersem düzelir miyim? nereye düzelirim. dizlerimi titretiyorlar sadece. yok ama. mal gibi ediyorlar beni. evet. getirdim mi ilaçları? dur bi bakayım. zaten duruyorum. burdalar. ya ben niye ağlıyorum şimdi? eminim çok komik gözüküyorum şunlara. ya bırak şunları arkadaş. hepsi yalandan gülümsediğin yabancılar. içlerinden sorsan 1000 kişinin hepsi 10 numara arkadaşım ama. 10 tanesi gerçek dostum. saat kaç oldu ya. 45 dakika olmuş daha. ya ben kaç saattir nerde duruyorum arkadaş. bu zaman niye geçmiyor. başım mı ağrıyor benim ya. evet. dün gece uyutmadı zaten. sağ tarafımda şakak kısmı. saat 4 buçuğa kadar yatakta dönüp durdum. millet horul horul uyurken. içtiğim ilacın haddi hesabı yok. acaba hastalık hastası mı oldum. yok ya. ciddi fena ağrıyor. ne yapsam. en iyisi televizyona bakayım. oturma odasına mı gitsem. yok mutfak iyi. saat. saat durmuş. televizyonun saatine bakayım. zaman geçmiyor ki. yok abi iyi değilim. maaş zamanının hiç gelmemesi ama faturaların son ödeme tarihinin hemen gelmesi gibi. defolup gitsem. nereye gideceğim ki. dışarı çıkıp servisin gelmesini ayazda kalmış itler gibi bekleyeceğim. ağlayasım var ya. midem gıdıklanıyor. acı bi gıdıklanma. yalancı gülümsemelerimde bile yüreğime milyon tane toplu iğne batırıyorlarmış gibi his. televizyon da boş. yatsam. yok. gitsem.. yok. dursam. duruyorum zaten. ilacımı içtim mi? saat kaçtı. demin neye baktım ben. 5 kırkbeş. kahvaltı hazırlasam. evet. iyi bi kahvaltı düzeltir beni herhalde. çay suyu. yok önce yumurtayı haşlayayım. salatalıkları doğrayayım. zeytinler. reçel kasesi. toz şeker mi, erzurum şekeri mi? erzurum şekeri. çay suyunu koyayım. odamda mis gibi bir kahvaltı. odamdayım. saat 6 yirmi beş. yatağım pencereye karşı. içeri mart güneşi giriyor. perde, esen ılık yelden arada havalanıp iniyor. bir yandan araba sesleri. anasından güzel doğmuş bir gün. yatağından zor kalkmış bir ben. kahvaltıdayım. kahvaltıdayım dediysem. bir iki kase kahvaltılık, bir bardak çay. reçel kasesi öylece duruyor. dibi kireç tutmuş ısıtıcıda ısıttığım suyla yaptığım çay da masada. zaten bu şehrin suları çok kireçli. bazen, böbreklerim tıkanacak diye düşünüyorum. saçma salak doğranmış salatalıklar tabakta. yeşil zeytinler de duruyor. ben duruyorum. bıraksalar yıllarca o masada duracak gibiyiz zaten. zeytinler ve ben. çay dumanı tüterek duruyor. siyah zeytin kendi halinde. gözüm perdede duruyoruz. sadece duruyoruz. düşünceler bile yavaş. bıraksam onlar da duracak.
bir zamanlar göksel'in söylediği,
"depresyondayım, unutuldum, aldatıldım, sevgilimden ayrıldım, çok yalnızım..." içerikli depresif şarkısını dinleyip de depresyona girmeyen var mı acaba?
evden çıkmak istemediğiniz, kimsenin yüzünü çekemediğiniz, sadece film izleyip dondurma yiyerek vakit geçirmek istediğiniz, salak salak makyyajlar yapıp o şekilde günü geçirdiğiniz ve hatta o makyajla uyuduğunuz vakittir işte. ama durum şudur ki, dünya bunu kabul etmez, vizeler başlamıştır.
kendini okyanus zanneden, kişiyi boğan hal. yapıştığı zaman kişinin ruhuna ayrılmak bilmez, ayrıldığını zannettiğinizde yine gölgenizin yerini alır. mantık ve sebep ilişkisini kuramamaya yol açar. gülmeyi unutturur.
geceleri uykusuz kalmak değildir. Uykusuz kalmanın çeşitli sebepleri olabilir. tıptaki adı insomnia'dır. Uyuyamazsınız. Adı üstünde uykusuz kalmak. Ama bu uykusuz kalma sebebiniz iç sıkıntınız, sebepsiz nefret, dokunsalar ağlayacak durumda olmak, kabuslar, hüzün, kendine kızmak ise, insanların nasıl uyuduğuna şaşırmaksa, kendinizi kapana kısılmış, ne tarafa giderse o taraftan acı çeken, vazgeçmiş hissediyorsanız bu depresyondur. insanlar bunu övünmek için anlatırken siz kurtulmak için elinizden geleni yapıyorsanız buna rağmen hala devam ediyorsa, psikologların nörolojik olarak yaşadığınızı düşünmesine rağmen önce beni tanımanız lazım diyorsanız, sadece bir kalem bir kağıtla içinizden gelen herşeyi yazabilseniz rahatlayacağınızı düşünüyorsanız, buna rağmen nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız ve sorunlarınızın çokluğundan korkara kağıdı kalemi bırakıyorsanız işte bu depresyondur. Bırakın beni dersiniz. Ancak zaten tutan yoktur. Yerinizde durursunuz. Kafanızın içi o kadar doludur ki çıldıracak gibi olursunuz. Ama on saniye sonra beyniniz bomboş olur. Dilinize hüzünlü bir melodi takılır. O hüzünden nefret edersiniz. En sevdiklerinizden uzak olmak istersiniz. insandan uzak olmak istersiniz. Bırakın beni...
insanı recep ivedik 3 teki gibi hissetmesini sağlayan durum hatta filmi izlerken kendi yaşantısını izliyormuş gibi bile hissedilebilir, ve insana sorgulattırılabilir havalar siz neden kapandınız ne güzel güneşli gidiyordunuz ve hatta hava durumu sunucularına küfrettirebilir ki sırf havalar daha da soğuyacak diye. tek farkı onda hiç değilse uzaktan akrabası falan bişeyi komşusu yani hiç değilde birisi geliyordu bile dedirttirebilir.