oz turkce'si tengiz olan kelime. unisex bir isimdir ayrica. yeni jenerasyonda sikca rastlanilan isimlerden biridir ancak ben bunu ebeveynlerdeki deniz gezmis ve surekasina duyulan sevgiden kaynaklandigini dusunmuyorum. cok insan tanirim ki cocuguna deniz ismini vermistir fakat deniz gezmis'in kim oldugunu bile bilmez, hatta kimileri vardir ki ismi gectiginde pek de kendisine rahmet okumaz.
sayet bu insanlar cocuklarina gercekten deniz gezmis zevatindan oturu bu ismi vermis olsalardi tkp, odp, emep benzeri partilerin toplam oy oranlari yuzde 1,5 olmazdi.
bayanlara daha çok yakışan bir isimdir. istisnasız tanıdığım tüm deniz'ler müthiş insanlar idi. bu yüzden büyük sevgim vardır deniz ismine. denizi sevmek de cabası...
eğer denize bağımlı, deniz sevdalısı bir insansanız ve erzurumda yaşıyorsanız sizi bunalıma sürükleyen muhteşem doğal güzelliktir. kendisi yoğuşmalı güzelliktir.
anneannemin (yaş 78) hiç deniz görmemiş bir arkadaşına (yaş 77) anlatışı bu, benim değil:
alabildiğine uzanan sonsuz bir mavi.
çoook uzaklarda gökyüzünün mavisiyle birleşir boylu boyunca uzanan bir şerit gibi gökyüzüne renk verir.
dalgalandıkça insanın ruhunu da dalgalandırır, bulutların gölgeleri düşer üzerine de, dalgalarla hareket kazanır.
kulaçlarınla yararken denizi, üzerinde akıp giderken, gökyüzüyle denizin birleştiği sınıra yaklaşırken ona hiç ulaşamayacağını anlarsın.
bir serindir ve bir büyük. ne kadar ufak olduğunu anlarsın..
anneannem duvara bakarak derinlere dalmıştır. kadın da anneannemin suratına bakarak büyüye kapılmıştır duymakta olduklarıyla...
(bkz: oha)
kendi içine sığmayan bir deniz düşün; ben..
her seferinde bir kaya otursa yüreğine; yine de vurur kıyılara..
bir buzdağı düşün; sen..
battı çok derinde, fırtınalar bile çıkaramaz yeryüzüne..
sabahın köründe buz gibi suyunda yüzülesi, öğlene doğru kenarında uzanılası, öğlende onu gören bir pencerede uyunulası, akşama doğru cümbür cemaat gidip şımarılası, akşamda ışığına bakıp içilesi aşkım.
deniz, içimden geçti. parçası kaldı. edebiyat parçalanmadı. kıyılarımın raskolnikov'u. suç da ben ceza da. "bilmem ki, gelsem mi?" ile başladı, "gitsem artık"la bitti. çeşitli gelişmeler. bendeki eksiklik onda fazlalık oldu bir çırpıda fazlalıklarında kurtuldu. kocaman kara gözleri vardı. "bir iki çift söz söyleyecektim ki bir şey oldu birden" bire. mutsuzlukla beslendi, ne aşk'a ne de şiir'e dönüştü bu sefer. bir kilit tıkandı. bir kapı açıldı. biri gitti.
Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. kimilerinin yaşama sebebi. istanbul'da yaşayıp ankara'ya gelen bir arkadaşımla konuşuyorduk...
arkadaş: siz napıyosunuz ki burda deniz yok. bi sürü insan var. **
heg: istanbul'da insan yok yani?
arkadaş: o anlamda değil. denizsiz yer sıkıcı olur. denizsiz yaşayamam.
heg: heee olabilir.
şimdi denizden anlamayan, hayatında deniz görmemiş, denizin verdiği keyfi bilmeyen biri gibi konuşuyor olmak istemem ama istanbul'da yaşamanın insana balıklık özelliği getirmediğini biliyorum. gören bu insanı denizde yaşıyor sanacak. hatta denizin karşısında devamlı sevgilisiyle öpüşüyor sanacak. yok deniz kenarında aşk yaşamak tadından yenmezmiş, yok denizin kıyısında geyik yapmak gibisi yokmuş... nedir bu "ben devamlı deniz kenarındayım. üstelik sevgilim de var, ara vermeden öpüşüyoruz." demeye çalışmalar?
kendi içinde taşan bir deniz.... kıyısız bucaksız
uzun saçlı gemiler dolaşır dinginken denizimde; her biri birbirinden kıymetli,
coşkudur gemilerin sonu da , sonuna vardıran da...
konuştuğum lisanlar martılara, balıklara...
ama sözümü geçiremem ki ben yağmura.
denizin olmadığı bir yerde yaşıyorsanız ve tatil için denize kıyısı olan bir memlekete gitmekteyseniz, dağda çam ağaçlarıyla kaplı virajlı yollarda denizin ilk kez parlayan güneşin altında size göz kırptığı an en güzel andır. bir an önce yüzmek için sabırsızlanırsınız.. denize kıyısı olan bir şehirde yaşıyorsanız bu deniz yüzülebilirde olmalı.
maviliklerin en güzel tonu, sizi başka diyarlara götüren kahramanınız, dalga seslerinin huzunlu şarkısı belki de, belki de ılık meltem rüzgarı gibi rengarenk çakıl taşlarının verdiği minik bir mutluluk demeti...
kızda duyulunca da güzel olan ama erkeğe daha çok yakışan isimdir, kalbimin atma hızını arttırandır, kocaman harflerle yazılasıdır, aşık olunasıdır veya da olunandır.
baktıgınızda huzur veren, ağladıgınızda sanki anlıyormuş gibi şekil değiştiren, mutlu oldugunuzda ya da hüzünlendiğinizde bakmanızla birlikte geçirmiş oldugunuz sert ruh buhranlarını unutturan, kendilerine has sırları ve düşünceleri olan, hayallerin ekürisi...
görebildiğim için çok şanslı hissediyorum kendimi... yakalanmıyor ama.
koştukça peşinden, o kaçıyor...
ben aşığım denize! müthiş bir takıntıyla... sanki bir bulmaca, 'gel beni çöz' diyor...
tanıdık bir şeyler hissediyorum. aynı kutuptayız.
nedir ona yaklaşmaktaki arzum? beni süregelen itişine, hırcınlıgına rağmen...
aşık olup gitmektir artık tek kurtuluşum...
DENiZ Türkiye'de en çok kullanılan 25. isim (... 23. emre, 24. pınar, 25. deniz, 26. serdar, 27. serkan, ...). Ülkemizde yaklaşık her 220 kişiden birinin adı DENiZ ve ismin yaygınlık oranı binde 4.55.
DENiZ adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 13-02-2009 19:42 itibariyle yaklaşık 327,253 kişinin isminin DENiZ olduğu ve DENiZ isimli kişi sayısının her yıl ortalama 5408 kişi arttığı tahmini yapılabilir.
DENiZ isminin Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranını hesaplarken bu isme elimizdeki Amerikan veritabanındaki 702,203 kişi arasında hiç rastlayamadık. Bu nedenle ismin Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranın bir milyonda 1.4'ten dahi az olduğunu ve Amerikada toplam 400'den az sayıda DENiZ yaşadığını tahmin ediyoruz.
DENiZ Türkiye'nin en yaygın 25. ismiyken, Amerika Birleşik Devletinde en yaygın 25. ad ise Andrew ismi. DENiZ adının yakın kullanım oranına sahip diğer Amerikalı isim kardeşleri arasında 23. Peter 24. Marie 25. Andrew 26. Daniel 27. Lynn isimleri de sayılabilir.
duyulduğunda suratında hoş bir gülümseme, içinde buruk bir mutluluk bırakan;görüldüğünde ise hayatın anlamı olduğunu düşündüren sıcacık içten bir kelime.
her ne zaman okula gec gelse çöp konteynırının yanında sigarasını yakamadan ölü bulundugunu ya da bi yere düşüp öldüğü hayal ederdim. neden çöp diye yıllarca düşündüm arkadaş.
beyaz güller hastanesi'nde yaşamın elini ilk kez tuttuğun zaman
tanrı oyuncaklarını yüzünde unuttu senin
ve mavi bir uçurum ekledi gözlerine
günü gelince düşmem için"
bu dizeleri yazmıştım
8.30 vapurunda unuttuğum
anı defterine
sana geri vermeden önce
ama neylersin sevgili deniz
tüylerini fırtınanın döktügü bir martı gibi
herkese yakışmıyor aşk
ve
gözlerine gitmiyor artik
bindiğim hiçbir vapur
hay allah.