delil

    1.
  1. aranılan şeye ulaşmaya yarayan iz, emare. (bkz: kanıt)
    2 ...
  2. 9.
  3. "delil yokluğu, yokluğun delili değildir." *
    2 ...
  4. 6.
  5. Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş,
    Burhan arardım aslıma, aslım bana burhan imiş!..

    Sağı solu gözler idim, DOST yüzün görsem deyu,
    Ben taşrada arar idim, ol can içinde CAN imiş!..

    Öyle sanırdım, ayrıyam; DOST ayrıdır, ben gayriyam
    Benden görüp işiteni, bildim ki ol canan imiş!..

    Savm-u salat hac ile sanma biter zahid işin,
    iNSAN-I KAMiL olmaya, lazım olan iRFAN imiş...

    Mürşid gerektir bildire, Hak'kı sana hakk-el yakın
    Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş

    Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğratır
    Mürşidi kamil olanın yolu gayet asan imiş.

    işit Niyazi'nin sözün, bir nesne örtmez Hak yüzün
    Hak'tan açık bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş!

    Niyazi Mısri

    burhan: delil
    savm-u salat: oruç, namaz
    zahid: çok ibadet eden
    güman: zan, þüphe
    dil: gönül
    asan: yüce, açık, ferahlatıcı
    pinhan: gizli
    2 ...
  6. 10.
  7. 2.
  8. polislerin suçluları içeri tıkmak için gözünü kırpmadan aradıkları şey.
    2 ...
  9. 7.
  10. şüpheleri daha da artıran şey...
    1 ...
  11. 3.
  12. Meçhûlü keşfetmekte ve malumun sıhhatını isbat etmekte vasıta ve âlet ittihaz olunan husus
    1 ...
  13. 11.
  14. tankurt manas'In bir parçasıdır.
    1 ...
  15. 4.
  16. ispatı gerekli olan vakıaların vuku buldukları veya bulmadıkları hususunda hakimde kanaat yaratmak için başvurulan araçtır.
    1 ...
  17. 11.
  18. Kimsenin * inkâr edemeyeceği alâmet, işâret, nişan.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük