öncelikle kafama takılan en büyük sorunu söylemek istiyorum ki bu sorun o kadar büyük ki filmin tüm mantığını alt üst ediyor kafamda. filmin sonunda esas oğlan esas kızı kurtardı eyvallah da zaten kız kurtulduğuna göre adamın geri gitmesine gerek kalmadı. sonuç olarak geriye dönen kimse olmadığına göre kız kurtulamazdı. ee ne anladım ben bu işten. açıkçası harry potterda bile daha güzel işlenmişti zamanda yolculuk hadisesi. yani gerçek zamanda olan olayları kendilerinin yaptığını anlıyorlardı. donnie darkoda da bu olay söz konusu. ama deja vuda ne yazık ki bunu mantıksal açıdan işleyememişler.
teknolojinin kendi kendini mahvedeceği hissi veriyor film.ada filminde olduğu gibi teknolojinin bu ve benzeri gelişmeleri sonunda insanlığın hep ölümsüz olma isteği sonunda ölümsüz olmak için birbirlerini öldürecekleri duruma getireceği anlaşılıyor.
adadaki devasa araçlar insanları umursamadan ezip geçerken deja vu'da da kahramanımız katili takip ederken hummerıyla bir çok kazaya sebep oluyor.dikizlenen hayatlar cabası.
bu teknolojinin gerçekleştiğini düşünsenize herkes geriye dönüp kusursuz olmaya çalışacak.tamam film görüntü,efekt,oyunculuk konusunda harika ama beni korkuttu.bıraksınlar uzayı katlamayı, klonlar yaratmayı, devasa aygıtları herkes eceliyle ölsün.
aklıma bir labarotuardaki labirentte dolaşan bir zavallı fare geliyor ilk etapta (aslında o labaratuar da o fareyi o labirente koyan bilim adamı için bir labirent değil midir sayın seyirciler)deja vu bir şekilde hayat demektir zannımca (bkz: kötü bir şey mi söyledi bu)aynı yollardan geçip aynı hataları yineliyoruz defalarca, hatalar yoruluyor biz yorulmuyoruz. yalan diyen varsa labirentten nasıl çıktığını bana anlatsın lütfen. yin ve yang bir labirent değil midir, ya da yaşamak ve ölmek. her şey karşıtı ile anlam kazanır, belki de fareli köyün kavalcısı dır tanrı
---spoiler---
doug ın yardımcısı yine ölünce demediler mi, biz sadece ölüm şeklini değiştirdik ölmesi kaçınılmazdı diye. o zaman kızın da yine ölmesi gerekirdi. ayrıca doug ın cesedi sudan çıkınca ne olucak, adam kendine bakıp "aa ölmüşüm lan" mı diyecek? ---spoiler---
izledikten sonra filmde dönen temada içselleştirilen mantığın ne kadarda berlin duvarının yıkılması ve sovyet rusya'nın dağılması sonucu abd'nin tek küresel güç olarak ortaya çıkması sürecinin ardından cunyır bush döneminde afganistan ve ırak üzerinde ilk defa hayata geçirilen "önleyici savaş doktrini"ni çağrıştırdığını düşünüp, vardır bir hikmeti diye iç geçirdiğim film
zira aynı önleyici mantık steven spielberg tarafından yönetilen azınlık raporu filminde de işleniyordu.
bu aralar web sayfalarında gezinip müzik dinlerken pek sık yaşıyorum.
-allahım aynı forumdan aynı şeyi düşünerek çıktım, sözlüğe girdim yeniledim, aynı başlık, yanda aynı başlıklar, fonda aynı parça...
bir zamanlar taksimde bulunan gay bar..gay bar olduğunu sonradan öğrenip şaşırmama neden olmuş bu barda tepede bir kafes vardır ilgimi çeken ama nerden bileyim geceleri içinde şov yapıldığını.. zaten sonradan kapanan mekan
val kilmer'ın the doors' daki jim morrison performansından ve görünümünden eser olmayan filmdir. bir insan bu kadar mı değişir? hayır, görünüm elden gitmiş gitmesine de oyunculuğuna ne oluyor? bir evelemeler bir gevelemeler filan. ayrıca "geçerken uğradım, bari bir kaç sahnede oynayayım" havalarında.
kısaca; içinde bulunulan an'ı ve o an'a ait görüntüyü daha önce gördüğünü hatırlamaktır.
bilimsel olarak; gözlerin gördüğü ve zihnin algıladığı an'ı insan beyninin, saliseler içinde bilinç altına yolladığı ve bu an'ın aynı saliselerde tekrar bilinç üstüne çıktığı, doğal olarak insanın da bunu eskiden kalma bir görüntü veya algılama olarak değerlendirdiği açıklaması yapılmıştır.
genelde hisleri ve spiritüel enerji yoğunlukları fazla insanların günün her anında söyleyebilecekleri "ahh en son ne zaman böyle hissetmiştim kendimi?.." ,"ne kadar da aşina olduğum bir his.." şeklindeki söylemlere sebep olacak durumdur.