deist

entry252 galeri4 video1
    193.
  1. tanrıya din olmadan inanabilen bağımsız insan. öz güven sahibidir, inandığından allahın birliği kadar emindir.
    2 ...
  2. 192.
  3. latince'de "tanrı" anlamına gelen "deus" sözcüğünden türeyen deizm isimli tek tanrılı inanç türünü benimsemiş insandır. bütün dinleri reddederek sadece mantık ve de doğayı kaynak alırlar. tanrı'nın evren için doğanın kanunlarını koyduğuna fakat sonrasında evrene ve de doğaya müdahale etmediğine inanırlar. deizm 17. yy'da avrupa'da gelişen rönesans akımlarının etkisi olarak gelişmiştir. çünkü onlara göre yeni keşifler sonucu ortaya çıkan bilgiler, kutsal kitaptaki nuh'un gemisi tezini çürütmüş ve insanları ister istemez yaradılış fikrinden uzaklaştırmıştır.
    2 ...
  4. 191.
  5. Modern zamanlarda Batı’dan dünyaya yayılan ve “evrensel” olduğu söylenen hakim değer yargıları, islâm dünyasında bir kısım ilahiyatçıları ve yarım aydınları ilgi çekici biçimde bir “din sorgulaması”na itti. Mevcut durumun mutlaklaştırılması sonucunda girilen bu yol, yolcularını, kaçınılmaz olarak “Din’e karşı din” noktasına getirdi.

    israiloğulları’nın yaşadığı garip ve garip olduğu kadar da ibretamiz serüven, “Karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yoluna gireceksiniz” (Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel) hadisini doğrularcasına modern zamanların “aydın ilahiyatçıları” tarafından tekrarlanıyor. Nasıl israiloğulları, kendilerine ait kıldıkları dinlerini, Hz. Musa a.s.’a dayandırdıkları Yahudiliği müdafaa adına nice peygambere karşı çıktılar; din adına nice peygamber katlettiler; modern zamanların “aydın ilahiyatçıları” da benzer bir tavır içinde kendi din anlayışlarını Hz. Peygamber s.a.v.’e rağmen azm-u cezm-u kasd-u musammem ile müdafaa ediyorlar.

    Bu “yeni din” tasavvurunda iki temel unsur tesbit ediyoruz:

    1. Kur’an

    2. Akıl

    Bu unsurlardan ilki, yapılan işe “islâmî” bir rengin verildiğini ifade etmesi bakımından önemli. Ama sadece bu kadar. Zira bulunduğumuz noktada Kur’an “belirleyen” değil, “belirlenen” konumundadır. Onun ne söylediği değil, “aydın ilahiyatçımız”ın onun ne söylemesini istediğidir önemli olan. Elbette o, söylediği şeyleri Kur’an’a dayandırıyor; görüşlerini desteklemek için ayetler zikrediyor. Ama aslında onun bütün yaptığı, önceden verilmiş kararları, tesbit edilmiş hükümleri Kur’an’a tasdik ettirme gayretinden ibarettir.

    Tek başına bırakılmış, yalıtılmış, Sünnet’in “beyan ediciliği”nden soyutlanmış Kur’an, aslında “kuşatılmış” Kur’an’dır. Zira o artık Sünnet’in çizdiği çerçeveyi bir kenara bırakmak suretiyle “özgürleşmiş” aklın kabul ettiği “evrensel” değer yargıları ekseninde okunacak ve anlaşılacaktır! Dolayısıyla artık Sünnet tarafından beyan edilen Kur’an değil, “çağdaş değer yargıları”nı merkeze alan aklın kabul ve redleri tarafından kuşatılmış bir Kur’an söz konusudur.

    Sünnet hakkında oryantalistler marifetiyle üretilen soru işaretleri, “aydın ilahiyatçımız”ın zihnini öyle kolay istila etti ve onlar tarafından öyle kolayca benimsendi ki, kapıldığı aşağılık kompleksi içinde onları şaşırtıcı biçimde benimsedi, özümsedi, kendisi üretiyormuş gibi düşündü, ifade etti ve yaydı.

    Sünnet’ten soyutlanmış Kur’an’a istediğinizi söyletebilir, istediğiniz fikri ona tasdik ettirebilirsiniz. “Çağdaş yorum” dersiniz, “hermenötik” dersiniz, “tarihsellik” dersiniz… Böylece sadece onu istediğiniz zaman istediğiniz şekilde konuşturma imkânına değil, aynı zamanda istediğiniz zaman susturma imkânına da kavuşmuş olursunuz! Sonuçta Hz. Peygamber s.a.v.’in ve Sahabe’nin anladığı ve uyguladığı islâm’dan farklı bir şey ortaya çıkmış olsa da, bu o kadar önemli değildir!

    Nitekim 1985 yılında izmir’de düzenlenen Uluslararası Birinci islâm Araştırmaları Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Montgomery Watt, hıristiyan bilim adamlarının incil hakkında yaptıklarını müslüman ilim adamlarının da Kur’an hakkında yapmasını telkin etmekte ve şöyle demektedir:

    “Yeni ilim dallarının bazıları, ilk planda devrin Batı eğitiminin temelleri olan klasik Yunan ve Latin edebiyatına tatbik edildi. Ancak çok önceleri bu yeni disiplinler (tarihî ve edebî tenkit metotları, E.S.) incil metnine ve incil tarihine de tatbik edildi. Bu yeni ilimlerle uğraşanlar, çok kere dini tenkit eden; hatta bir bakıma ona düşman (kimseler) olduklarından, onlar, vardıkları neticelerin birçoğunu hıristiyanların birçoğuna imanlarının inkârı gibi anlaşılabilecek usullerle ifade etme temayülünde olmuşlardır.

    Ne var ki, zamanla bazı inançlı ilim adamları kendilerini bu yeni disiplinlerde yetiştirdiler ve vardıkları neticeleri temel Hıristiyan inançlarına uygun olarak formüle ettiler. Onlar, görünürde dine karşı olan orijinal neticelerin birçoğunu kabul ettiler; fakat bunların hiçbir temel dinî doktrine aykırı olmadığını, sadece kutsal metinlerin mahiyetiyle bunların, inananların mevcut imanlarıyla olan münasebeti hakkında bazı basit fikirler ve faraziyelere aykırı olduğunu gösterdiler. Hıristiyan ilim adamlarının büyük çoğunluğu şimdi artık, tarihî ve edebî tenkidin imanı zayıflatmadığı; bilakis onun birçok yönlerinin daha derinliğine anlaşılmasına sevkettiği görüşünü kabul etmektedirler.” (Uluslararası Birinci islâm Araştırmaları Sempozyumu tebliğleri, s. 32.)

    Bu telkin görünüşte Sünnet hakkında herhangi bir şey söylememekte ise de, aslında Sünnet’in “bir şekilde” yok sayıldığı bir zemin üzerinde yapıldığı için “tabiatı gereği” konumuzla yakından ilişkilidir. Bu noktayı biraz açalım:

    Hıristiyanların dinî geleneği, kutsal saydıkları kitabın, bir “peygamber tebliği”ne dayanmıyor olmasıyla temayüz eder. islâm’ın Kitabı’nı Hz. Peygamber s.a.v. tebliğ etmiştir; Kur’an, Efendimiz s.a.v.’in tebliğ ve beyanıyla Ümmet’in hayatına yansımış, fonksiyon ifa etmiştir.

    Ancak mevcut incil(ler), bizzat hıristiyanların da kabul ve ifade ettiği gibi Hz. isa a.s. tarafından tebliğ edilmiş değildir. Aksine incil yazarları, incil metinlerini Hz. isa a.s.’dan uzun yıllar sonra kaleme almışlardır. Üstelik bu incil metinleri bugün elde mevcut değildir. Onlar Aramice kaleme alındığı halde, bugün mevcut incil nüshaları Yunanca asıllardan çoğaltılmıştır.

    Dolayısıyla Hıristiyanlığın gerek itikadî veçhesini, gerekse dinî geleneğini hemen tamamıyla Kilise, yani hıristiyan din adamları oluşturmuştur. Bu sebeple bir hıristiyanın, Peygamber tarafından tebliğ ve beyan edilmiş, pratikte yaşayarak da örnekliği ortaya konmuş bir Kutsal Kitap ve bağlayıcı Peygamber Sünneti anlayışına kesinlikle sahip olmadığına dikkat edilmelidir.

    Onların bu farklı din anlayışı, büyük ölçüde oryantalistlerin çalışmaları ve telkinleri sonucunda zihni çağdaş Batılı değerler etrafında şekillenmiş “aydın ilahiyatçılarımız”a intikal ettiğinde, “müslümanların tartışması gereken” birtakım problemlerden söz edilmeye başlandı. ilahiyat fakültesi öğrencileri, islâmî kitap ve dergi okuyucuları, bugüne kadar “geleneksel toplum yapısı”, “erkek-egemen kültür”, “Emevi/Arap merkezli din anlayışı” vb. unsurlar sebebiyle gündeme gelmemiş olan birtakım “problemler” bulunduğunu duymaya, okumaya ve giderek dillendirmeye başladı.

    Elbette yukarıda kısaca ifade edilen hususlar çalakalem, alelusul yapılıyor değil. Ehl-i Kitab’ın çağdaş versiyonunun yolunu izleyen “aydın ilahiyatçı”, onların kendi kitaplarına yaptığı muameleyi Kur’an’a reva görürken belli bir sistem içinde hareket ediyor.

    Bu “ithal” modern akıl ona, içinde bulunduğumuz “bilgi çağı”nda 1400 yıl öncesinin dar kalıplarına sıkışıp kalmanın Müslümanlık olmadığını fısıldıyor. Ziraat toplumundan bilgi toplumuna geçmiş, her alanda baş döndürücü bir “gelişme” göstermiş bulunan insanlık, elbette yeni anlama ve yorumlama teknikleri ile hareket edecek ve “geleneksel” anlayışı bu çerçevede bir güzel sigaya çekecektir!

    Yapılacak iş basittir: Kur’an’da açık-seçik yer almayan ve fakat Sünnet’le sabit olan hüküm ve uygulamalar baştan reddedilerek, Kur’an’da yer almış olanlar ise türlü şekillerde tevil edilerek hayatın dışına atılacaktır! Geriye kimsenin itiraz etmeyeceği akılcı, eşitlikçi, özgürlükçü, barışçı, hoşgörülü, demokrat bir Kur’an kalacaktır ve bütün bunları yapacak olan da “rasyonalite” ve “sekülerizm” merkezinde icra-i faaliyet eden modern akıldır.

    işte bu bağlamda yukarıda bir kısmı zikredilen “karşı konulmaz” kavramlara gönderme yapılarak kadının mirastaki payı, erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi, hadd cezaları gibi pek çok hüküm ve kavram tartışma gündemine sokuldu. Bunların bizzat Kur’an’da yer alıyor oluşu inkâr edilmelerini imkânsız kılıyordu. Bu durumda “aydın ilahiyatçı”nın imdadına “tarihsellik” tezi yetişti. Evet, bu ve benzeri hükümler Kur’an’da mevcuttu ve bir dönem uygulanmıştı. Ancak onların uygulandığı toplum ile bugünkü toplum arasında “gelişmişlik” bakımından kıyas kabul etmez bir farklılık, hatta uçurum vardı. Dolayısıyla o “ilkel” hükümler bugünün gelişmiş toplumuna değil, o günün “ilkel” insanına hitap etmektedir. Bugün onların herhangi bir geçerliliği yoktur!
    3 ...
  6. 190.
  7. Thomas Paine, 1784 yılında yayımladığı, The Age of Reason (Akıl Çağı) adlı kitabında, Tevrat ile incil’in eleştirisine girişirken, “Tek bir Tanrı’ya inanıyorum... Yeryüzü yaşamı ötesindeki mutluluğa inanıyorum; insanlar arası eşitliğe ve sevgiye inanıyorum ve şuna da inanıyorum ki, dinsel görevler adil olmayı, hemcinslerimizi mutlu kılma çabalarını kapsar...” diyerek sözlerine başlar. Hemen arkasından “kutsal” diye biline gelen kitapların Tanrı yapısı değil, insan yapısı şeyler olduğunu söyledikten sonra yaylım ateşine geçer. Örneğin, bu kitaplar hakkındaki görüşlerini sergilerken, her şeyden önce belirttiği şudur: "Eski Ahit'in müstehcen hikayelerle, şeheviliklerle, gaddarlıklarla, intikamcılıklarla dolu sayfalarını okuduğumuzda, bu kitabın Tanrı sözleri olmaktan çok, şeytan sözleri olduğunu söylemenin daha uygun olduğunu anlarız.” Fakat, bunu da yeterli bulmaz ve ekler: “...Bu kitapları Tanrı kitapları olarak benimsemeyi Yaradan’a karşı saygısızlık sayarım.”
    1 ...
  8. 189.
  9. ateistliğe giderken uğranılan duraktır.
    1 ...
  10. 188.
  11. sırf bunu oradan buradan duyup uygulayanlar var ya mal onlar aq. evet.

    "yoşoson ben dööestim"
    4 ...
  12. 187.
  13. tanrı hariç diğer değerlere, güçlere, olgulara inanmayan güruh. bir sonraki aşama ateizm.
    genelde izmirli, kemalist, laikçilerden çıkar.
    1 ...
  14. 186.
  15. Bir kaç entry okudum da lan deist kişiyi Allah'a inandığını sananlar var lan ve bu nedenle kendini garantiye aldığını söyleyenler var hatta bir tanesi Allah'a inanıyorsun gönderdiği peygambere de inanacıksın demiş. ya arkadaşlar deist kişi dinleri yok sayıyor lan dinlerin tanrılarına inanmıyor Allah falan hiç birisine inanmıyor ve dolayısıyla cennet ve cehennem diye saçma şeylere de inanmıyor ve bu nedenle kendisini garantiye almasına gerek yok çünkü cehenneme inanmıyor. bazıları da ateistin korkanı demiş bunu diyen islama inanıyor bide ya lan sadece Allah'a inansak bile islama göre yine cehennemliğiz neyin kafası bu inandıkları dini bilmeden yorum yapıyorlar ya tıpkı ailem gibi kardeşim beni eleştiriyor işte nasıl inanmazsın falan filan diyorum say imanın şartlarını mal gibi kalıyor. Önce öğrenin sonra tartışın inandığınız kitabın Türkçe'sini okuyun Arapça'sını değil

    tanım: dinleri birer mitolojik olarak gören ve saçma olduğunu bilen ama bir tanrının olduğunu (bakın "tanrı" Allah veya yehova değil) hisseden insan.
    3 ...
  16. 185.
  17. Siginma ihtiyaci duyanlarin ateizmden onceki son duraklari. Bazilari da ateist olmaktan cekindikleri icin deistiz diyorlar
    1 ...
  18. 184.
  19. "Tanrı aslında bir kıvılcımdı"cılar.
    1 ...
  20. 183.
  21. Doğada yaratıcı bir güç olduğuna inanan ancak bu yaratıcı gücün yaratılanlara müdahalede bulunmadığına inanan insan.
    3 ...
  22. 182.
  23. Tanrı var ama ben ve o arasında başka hiçbir şey yok, diyenleri bir araya toplayan inanÇ biçimi.
    1 ...
  24. 181.
  25. Allah var ama nerede bilmiyorum diyen insanlardır.
    0 ...
  26. 180.
  27. Olduğum şey. Tanrının yani yaratıcının olduğu bize göre kesindir. Hatta ve hatta müslümanlara göre çok daha fazla inanırız ama dine değil. Belirtilmemekle birlikte deistlerin de çok şekilde dallandığını keşfettim.
    Bazıları yaratıcı ilk canlıyı yarattı ondan sonra bizi bıraktı derken bazıları herşeyi olmasını istediği şekilde entropi ve kaos düzeninde yarattı diyebiliyor.
    Deizm güzeldir daha saygılıyızdır. Diğer dinlere saygımız hem vardır hem de yoktur. Ve bir deist size hemen açıklamaz düşüncesini. Sizi tartar ve hazırlar onun deist olduğuna
    1 ...
  28. 179.
  29. Ateistin korkanı. Ve merhamet bekleyeni. Ateistler ise tam insandır. Korkuları da, iyilikleri de, merhametleri de gerçektir. Hem verdikleri, hem bekledikleri.

    (bkz: Ne ölümden korkmak ayıp ne de düşünmek ölümü)
    0 ...
  30. 178.
  31. Adamlar orta yolu bulmuş dedirten dinsel düşünce akımına kendini kaptırmış kişi
    0 ...
  32. 177.
  33. Kötülerin kötülüklerini yanlarına kar bırakacağı bir tanrıya inanan güruh.
    0 ...
  34. 176.
  35. Dinin insan yapıtı olduğunu çok iyi biliyordur.
    2 ...
  36. 175.
  37. Ateizmden önceki son çıkış.
    0 ...
  38. 174.
  39. ne yardan ne serden geçmezler.
    size ne kardeşim ya.
    0 ...
  40. 173.
  41. Ateistlerin arasından yaradılışı evrime bağlamayan kısım. Belirli bir yaradılışın olduğu fakat insanların geri konuda kendi fikirleriyle doğruyu bulacağını söyler. Allaha inanıyon peygambere niye inanmıyon hadi peygambere inanmıyon allaha niye inanıyon sorusunu sordurtan kişiler topluluğudur.
    0 ...
  42. 172.
  43. Direk Allaha bağlı olan kişi.
    Aracı kabul etmeyen kişi de denebilir.
    4 ...
  44. 171.
  45. dine inanmayıp tanrıya inanan kişidir. ancak burada bir sorun çıkıyor, nasıl bir tanrıya inanıyor. yada bu tanrının var olmak dışında başka fonksiyonu var mı, yarattı geri mi çekildi, yoksa yarattı ve burada mı gibi bir sürü sorular doğuruyor bu durum. ayrıca tanrı dediği şey dinlerin çizdiği tanrı profili mi, yoksa kendi kafasında kendi çizdiği bir tanrı modeli var mı, yani deistim demekle olmuyor,
    farklı bir düşünce ortaya farkını koymalı.
    benim bakış açıma göre deizm anlaşılamamış ateizmdir, ateizmi anlayamadıkları için deist kalıyorlar.
    ama gene de kendileri bilir tabi.
    2 ...
  46. 170.
  47. Benim öyle bir Arkadaşım var ateist değilim deistim diyor.

    Allah'ı kabul ediyorsan, onun elçisinide kabul edeceksin arkadaş.
    Sanırım bunlar ne olur ne olmaz öbür tarafta taklaya gelmeyelim Allaha inanalım diye düşünen insanlar.

    Başka bi açıklamasını göremiyorum ben yani.
    1 ...
  48. 169.
© 2025 uludağ sözlük