hem dansçı, hem sanatçı, hem aktör, hem prodüktörkral hem doktoorr hem kuaafföörrr hem de ayyakkabı bağlayıcı.
ben diyim rock siz diyin kral. öyle bir adam işte.
Bir konserinde bir gözü mavi diğer gözü sarı şekilde görünce van kedilerinin nesillerinin tehlike altında olduğuna dikkat çekmeye çalıştığını düşündüm.
neil armstrong'un aya ayak basışının 40. yıldönümünü kutlamak amacıyla, kendisinin de 40 sene önceki albümüne isim olan şarkısı space oddity'nin ep sini çıkaran sanatçı. albüm, şarkının 4 versiyonunun yanısıra dinleyicilerin de kendi remixlerini yapabilmeleri için bir versiyon içeriyormuş.
"o insansa ben neyim?" şeklinde düşündüğüm şarkıcı, söz yazarı, besteci, aktör, yapımcı, iş adamı, ressam, dansçı, seslendirmen ve yazar olan kişilik. Şarkıları hep orijinaldir. 70lerde yaptığı her albüm (pin-ups ve idare eder albüm Diamond dogs hariç) birer şaheserdir fakat lets danceden sonra bir süre saçma albümler çıkarsada (her ne kadar aralarında harika şarkılar olanlarıda varsa) Earthling (bkz: i'm afraid of americans) ve Hours (bkz: thursday's child) ile yavaş yavaş kendisini affettirmiş. Heathen ve Reality albümleri ilede tekrar eski günlerine dönmüş efsane. Rock müzisyenidir aslında ama elektro, soul funk, jazz felan filan herşeyden kullanmışdır.
Aynı zamanda mükemmel ötesi bir aktördür. Labyrinthmi desem The Hunger mı desem The Man Who Fell to Earth'mü desem ne desem bilmiyorum. Basquiatdada ayrı bir harikaydı. Benim için Freddie Mercury ile birlikte tarihdeki en büyük iki sesden biridir.
çok sağlam adam, yeri bakımından. hiçbir zaman "hastası" olma ihtiyacı duymadan ayrı bir mana verilebilir kendisine. yeri gelir eğlence adamı olur, yeri gelir özgüven, yeri gelir "çılgın", yeri gelir manyak, yeri gelir sübyancı, yeri gelir "ciyaklayıcı"**, hemen her zaman özgün..
her yerden çıkması vardır bir de, şarkılarıyla da, "el atmış"lığıyla da, "arka plandaki karakter"liğiyle de..
her durumda da, en ucuz gelebilecek yaklaşımla denir ki..
'biseksüel olmamın sebebi o zamanlar çok popüler olmasıydı' diyen 70'ler keş gençliğinin idolü efsane sanatçı. sesine gurban olam ben senin. yaşı 62'ye dayanmasına rağmen karizmasından hala hiç bir şey kaybetmemiştir.
sırf düetlerinde karşısındaki insanı duruşundan bile ne kadar saygı duyulduğunun anlaşılabileceği büyük insan. sesi, tarzı ve müziğe katkıları ile ilgili olarak ise 10 ciltlik bir ansiklopedi bile yazılabilir.
hakkında kelimelerin ifadesiz kalacağını düşündüğüm sanatçı. ciddi anlamda hayran olduğumdur. çok az sanatçının arşivini tutan bendeniz; en çok bu adamın arşivinde titizlik gösteririm. şarkıları hayatımın fon müziği tadındadır. onu idol ilan etmekte kolaydır, ilahlaştırmakta.
ilk kez onun biseksüel olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdığımı hatırlıyorum. bu açıdan rahatlıkla söyleyebilirim ki onun tipine bakıp karar vermek büyük bir aldanma olacaktır. evet, ziyadesiyle tuhaftır. saçlar, kıyafetler... hatta kendine has dans figürleri de mevcuttur. lakin her şeye rağmen beğendiğim adamdır. glam rock tarzının en başarılı örneğidir. gerçi birçok tarza öncülük ettiği gibi bir durumda söz konusudur, o ayrı.
her albümü, her şarkısı şaheser niteliğinde olduğu için isim vermek zordur ama; queen düeti muhakkak dinlenilmelidir. under pressure en iyi parçalarından biridir. bunun dışında placebo ile bir düeti daha mevcuttur, without you i am nothing. o da oldukça güzel bir parçadır.
kısacası; müzik hayatı boyunca sunduğu birbirinden güzel eserleri ayırt etmek zor. o çok sevdiğimdir, dinlemekten bıkmadığımdır.
küçük iskender'in hırpalayanlar şiirinde iki kez zikredilmiştir adı
yüzü yağmurla bıçaklanmış bir sonbahardı
basitliğiyle
gerisin geriye çekilirken boz örtüler altında istanbul
beni hırpalayanlar topu topu üç beş adamdı
belki çok dinlediğim bir "david bowie" şarkısı
belki ayaklarımın ucuna yanarak düşen
son meteor gibi tek bir sevgili kellesi
belki de göğsümün orta yerinde
çatırdayarak yıkılan karanlık bir sis perdesi
bu yaşanmamalıydı
beni hırpalayanlar topu topu üç beş adamdı
şunu bilmeni isterim
seni bu şehirde artık seven kalmadı
yani terkedenle birlikte genel bir suskunluk meselesi
yolların kemikleri kırık
yolların verecekleri yeni sözlere inanacak olan yok
yolları ancak kendilerini kesen yollar anlar
ömür boyu yolcu denmez ya bir insana
onun da bir adresi vardır bir gün şüphesiz hatırlanılacak
onun da belki çok dinlediği bir "david bowie" şarkısı
önemsenebilecek bir gururu bir bahanesi
onun da ağlayacak birkaç özel dakikası vardır
yüzü yağmurla bıçaklanmış bir sonbahardı
gerisin geriye çekilirken boz örtüler altında istanbul
rakılara akşam akrep gibi inerken
nihavent makamı eserken rüzgar
kimseyi lanetleyecek değilim çünkü
beni hırpalayanlar topu topu üç beş
böcekti
çocuktu
huysuzdu
hepsi de bana benzeyebilecek kadar aptaldı..