anlamak için geçmişine inmek lazım aslında cool adam ın.
adam dertli, var bi derdi belli.
çekmişler bigün bunu boş bi tarlaya, atmışlar önüne bi lira eğil al diye, sonra başlamışlar işte, ya neyse.
paraya olan düşkünlüğü de bu olaydan sonra başlamıştır kanımca.
yargılamadan önce anlamaya çalışmalıyız onu.
ama ibnelik psikolojisi nasıl bişeydir ki?
- cool bir gün çok zengin olma isteğiyle vücudunu satmaya başladı. bütün zengin kadınlar, matmazeller, düşeşler onunla birlikte olmak için milyonlar saymaya başladılar. ünü bütün avrupa da yayılmaya başladı..
ancak cool yılmadı, hep daha fazlasını istedi, artık erkeklerle de birlikte olmaya başlamıştı. üstelik kadınlara göre daha fazla para kazanıyordu. mutluydu, artık çok parası vardı.
ama cool yine tatmin olmadı, hep daha fazlasını istiyordu. en sonunda kendini becerip kendisine tonlarca para ödemeye başladı. bu şekilde servetini sürekli katladı. yaptığı en iyi şey buydu çünkü, sürekli bu şekilde para kazanıyor, gece gündüz çalışıyordu. emeğinin karışılığını ilerde alacaktı, alnında emeğin damla damla düşen parçaları görülüyordu.
evet, artık küçük cool büyümüş, cool adam olmuştu. mutluydu, çok parası vardı. ancak o hiçbir zaman parasıyla övünmedi, hep arkasındaki gençlere örnek bir iş anlayışı ve niteliğinde ısrar etti. şu an binlerce gencimize bu acıklı hikayesiyle "ibretlik ve örnek alınası" yaşamıyla örnek olmakta, gurur duymaktadır..
herkesin örnek alması gereken, acı dolu bir öyküdür bu. çocuklukta çekilen acıların büyüdüğünde yüzüne vurmasıdır. ağladığında akan her göz yaşında, o küçük çocuğu görmektir.
1982 yılında, güneş gibi doğmuşum istanbul'un kucağına. babam ve annemin ilk çocuğu, babannemin tek torunu olmuşum. tüm akrabalara keyif içerisinde göstermişler asil çehremi, her gören akrabamın dibi düşmüş. vaay be! demekten kimse kendi alıkoyamıyormuş. o derece asil bir bebekmişim, göbek bağım bile altındanmış, kesmek için kuyumcu çağırmışlar.
küçük cool, doğumunun 8. ayında ilk kelimesini söylemiş. söylediği ilk kelime tabii ki hayatta en çok değer verdiği şey olan 'para' imiş. para dediğimi duyan babam beni tuttuğu gibi, banka müdürlerine götürmüş. işte geleceğin para babası diyerek tüm bankaları dolaştırmış teker teker. her gördüğüme para diyerek tekrar tekrar geliştirmişim bünyemi, sonraki kelimelerim ise para makinası, para babası, dolar, altın, gümüş, mark falan olmuş. en sevdiğim oyuncağın adını bile benjamin koymuşum. o derece bağımlısı olmuşum paranın.
hatırladığım anılarıma yaklaştıkça şuan bile büyüdüğüme lanet ediyorum, 5 yaşındaki halimi hatırlıyorum da şimdi..
komşunun kızını odama çekmiş, evlenme bahanesi ile oracıkta doktorculuk oynatmıştım. asil bünyem ile nabzını yokladığım ilk kız şuan evli ve 3 çocuk sahibi. ne zaman onu görsem o günlere gider, umarsızca kalbini dinlemek isterim. elimi sürdüğünde o hızlanan kalbini hiç unutamam onun.
bu arada 7 yaşına gelen cool bünyem, ilkokula başlamak için hazır mı hazırdı. sınıfın en çalışkanı, kızların tek aşkıydım. ilkokul yılları müthişti benim için. sınıfa öğretmenden sonra girer, öğretmen de dahil herkesin ayağa kalkmasını sağlardım. o derece afilliyim okulda. müdür bile çekinirdi umarsız gölgemden.
ama hep böyle değildi işte coolun hayatı, bazen aile kavgalarından beyni duruyordu. annesi ile babası birbirine kızıp evdeki hizmetçiyi döverlerken acı içinde gülüyordu cool adam.
annem ile babamın kavgaları da hep benim yüzümden çıkardı. annem benim çok iyi bir insan olmamı, herkese yardım etmemi söyler babam ise herkesi dışlamamı kendimin patronu olmamı isterdi. şuan ikisinin karşımı gibiyim, sayelerinde şu yaşımda bile çift kişiliğimden kurtulamadım. yeri gelince çok iyi insan olan şu bünyem, yeri geldi mi gaddar ve acımasız bir insana dönüşüveriyor, durduramıyorum.
babamın baskıları bunlarla sınırlı değildi tabii, sürekli pahalı şeyler alarak sınıftaki çocukları özendirmemi, mahallenin çocuklarına hava atmamı istiyordu. ne derse yapıyordum, tüm çocukların pipilerini uamrsızca şişirip, özenti olmalarını sağlıyordum. yaptıklarımın sınırı yoktu. çocuklar taso oynarken ben gidip pokemonun kendisini getiriyordum, kumdan ev yaptıklarında, ben malikane yapıyordum. onlar saklambaç oynadıkça ben video oyunları, onlar trencilik oynadıkça ben orjinal trenimi sürüyordum. akıl alır şeyler değildi.
ama o bayram günlerinde ailelerinde yaşanan sıcaklık hiç bizim evde olmuyordu. o bir çikolataya sevinen bünyeleri neden bende yoktu? beş kuruş için kapı kapı dolaşan ve alınca dünyanın en zenginiymiş gibi sevinen çocuk olmak benim de hakkım değil miydi?
neyse, bu huyum çocuklukla sınırlı kalmadı tabii, liseye başladığımda bile devam etti. o ergenliğin verdiği azgınlıkla yanan liseli tayfasına o yaşta ilişkiye girdiğim kadınlar ile çektiğim videoları gösteriyor, hepsini deli gibi kıskandırıyordum. onlar kız arkadaşı ile sinemaya zar zor giderken ben sinema kapatıyor, umarsızca yiyişiyordum. onların yedikleri en pahalı şey simit ve çayken ben pizzacıda sınır tanımıyordum.
babamı dinleyen bünyem deli gibi kötüleşmiş, insan olmaktan çıkmıştı. artık annem ne derse desin böyle kalacaktım. ama bazen çok hoşuma giden bu tür şeyler, gün geliyor beni ağlatıyordu. gece yorganın altına girdiğimde aldattığım kızların bana bakarak ağlayışlarını düşünüyor, içten içe yanıyordum. tanrım ben ne yapıyordum?
20 yaşıma geldiğimde isviçre'de eğitim görmeye gittim, sıkılınca geri geldim. o ülke senin bu ülke benim gezen bünyemle 42 ülke dolaşarak kendi çapımda rekor kırmıştım. babamın bana doğum günü hediyesiydi bu, tam 42 ülkeyi dolaştırmıştı.
hayatlarında gittikleri en uzak yer hakkari olan arkadaşlarıma bu resimleri gösteriyor, eyfel kulesini gören arkadaşlarımdan bazıları, oraya gitmek için içime bile alırdım onu diyorlardı. o derece özeniyorlardı.
25 yaşına geldiğimde ise artık babamın işini devralmış, lanet bir patron olmuştum. işçilerime değil haftasonu, bayramda bile izin vermiyordum. istemeyen çalışmasın diyerek kendime bağımlı bırakıyordum. hala da yapıyorum bunu. ne zaman yavaşlayan bir işçi görsem işten atıyor, tazminatını verip yalandan senet imzalatıyor, kendime borçlu bırakıyordum. sonra evine gidip vermiş olduğum tazminatı aynen geri alıyordum. bunun gibi akıl almaz şeyler beni insanlıktan tam çıkarırken birden kalbime o melek giriyor gidip o hakkını yediğim işçiyi işe geri alıp tazminat manyağı yapıyordum. hatta bununla yetinmeyip usta başılığa kadar yükseltiyordum umarsız kariyerini.
şimdi 28 yaşındayım ve yaptıklarımdan bazen pişmanım, özellikle sevgililerime yaptıklarımdan... ama bazen de oh be iyiki zenginim diyorum, böylelikle özgürlükte sınır tanımıyor, her istediğimi yapabiliyorum. ama bu çift karakter durumu beni delirtecek noktaya bile gelebiliyor bazen, işte bu anda keşke ayrı ayrı çıkmasınız da birleşip içimde kalsanız diyorum. hem zengin hem de iyilik sever olup herkese yardım eli uzatmak istiyorum. lakin yapmıyor, yapmak istiyor ama yapamıyorum.
cool adam ın ibretlik yaşam öyküsünü okudunuz, yakında bizzat yöneteceğim film ile karşınıza gelecek bu dramı...
allahı para ve türevi ekonomik faydalar olan bir insanın aslında ironik olarak bütün bunların ne kadar geçersiz ve anlamsız olduğunu farklı bir şekilde anlatmak istemesi olasılığından yola çıkılarak türetilmiş bir ihtimal. bence yüksek de bi ihtimal, cool adamı en yakın zamanda marksist ideolojisi ve bilgileri ışığında sözlükte mülkiyet hayalleri peşinde ağlayan taze gençlerimizi doğru yola getirmek üzere artık kendisi olmaya davet etmekle birlikte varsa birkaç dolar da borç para istiyoruz. borç ama.