https://galeri.uludagsozluk.com/r/1750996/+
Türkiye'de filmekimi aracılığıyla gösterime giren gaspar noé filmi.
Şöyle üç saat kadar olsa daha iyi olurmuş. Beklentiyi biraz düşük tutmak gerek.
Spoiler: lsd, dans, yine dans, noé ışıkları, %3 kadar seks, ön yargı.
Seslerden rahatsız oluyorum. Patlamış mısır yenilen bir ortamda film izleyemem fakat herkes bu filmi sinemada izlemem gerektiğini söyledi.
en erken saatte gidip izledim haftalar önce. Haklılarmış. Yalnızca üç kişiyle. Üç kişi koca salonda filme kendimizi verebildik.
Danslara ve görselliğe itinayla eğilmiş, Çok belliydi. Bu dönem yönetmenlerinin şansı. Karakteristik olmayan bir film bile görsel şölenle istenilen ilgiyi uyandırabilir.
Filmin uyuşturucu alan bir grup insan fikriyle başlaması mantıklıydı. Kolaya kaçılmış gibi bulan olmuş.
Ancak yirmi kişilik bir topluluğun dürtülerini en kısa zamanda harekete geçirecek tek şey maddeydi.
Bilinçaltının nasıl dipsiz bir kuyu olduğunu görüyoruz filmde.
Ayıpladığımız, kınadığımız ne varsa koşullar sağlandığı takdirde nasıl da gerçek yüzümüzü gösteriyoruz.
grupla hareket etme, çokken gösterilen cesaret olgusu da değinilen başka husus.
Çokken arada kaybolabilirsiniz, Vicdanınızı rahatlatabilirsiniz. Hamile kadına bir kişinin tekme atmasıyla onlarca kişinin Tekme atması aynı değil zihnimizde.
Bir ben değildim, ben cani değilim, bu kadar insanla aynı fikirde olduğuma göre haklıyım ve haklıysam adaleti sağlamalıyım düşüncesi her birimizde olan duygu.
insanın kendine bile itiraf edemediği, hatta hiçbir zaman farkında olmadığı duygular madde yardımıyla gün yüzüne çıkıyor ve puuff.
Baskılanmamış zihinlerin küçük bir grupta etkisi cehennemkem, sekiz milyarlık dünyada üç gün içerisinde sağ kalan tek bir böcek olmazdı.
gaspar noe işte yine bildiğiniz gibi. Filmi izlemek uzun zamandır aklımdaydı hakkında büyük metaforik söylemlerin olduğunu falan duymuştum. bir ara izler gibi oldum da kafam kaldırmadı kapattım neyse bugüne kısmetmiş.
Film hakkında hiçbir şey okumadım etkilenmemek için çünkü metaforları kendim keşfetmek istiyordum sonradan okuyunca vay be gerçekten de böyleymiş dedim.
Bence olay uyuşturulmakta değil olay hayatın ta kendisi. Film bittiğinde aklımda oluşan cümle direkt 'ne kadar var olmaya çalışırsan o kadar yok olursun' oldu.
Filmin tamamı, -her sahne normalde kurgularda beklenen bir ya da birkaç zirvedense- müthiş bir zirveler bütününden oluşuyor. Bu da filmi yoğun ve rahatsızlık verici yapabilir. Kafanızın açık olması gerek izlerken.
Ana fikir selva'nın "burası bir parti süslemeler ve balonlar var" cümlesinde direkt verilmiş bence. Bir an bir gülme geldi orada. Boktan hayatlarımızın boktan parti süsleri işte temalı acı bir gülme.
Filmde aşağı yukarı her konuya dokunuluyor, uzun uzun yazmışlar gidin okuyun. Siyasetten, insan psikolojisine, cinsellikten, ülkelere, dine bilmem bir sürü kaos besleyici şeylere kadar dokunuyor işte. Dans bunun için kullanılabilecek en iyi aletti. Sayfalarca hikâyenin anlatacağını dans ile anlatıyor noe hem de çok da uzun olmayan bir sürede.
Felsefesine gelirsek de bence asıl olay kaosa yüklenmemeli, asıl olay bilinç ötesinin "çürümüş vandalizminde".
herhangi bir edebi eserde olay akışının zirveye ulaştığı en duygu dolu an. genelde öykünün sonlarına doğru varılır, bundan sonra bir resolutiona bağlanır.
Filmin başlangıcında gördüğümüz koreografi gerçekten muhteşem. O dansa bayılmamak mümkün değil.
Kimliği belirsiz birinin içkiye uyuşturucu koyması sonucunda yaşanan toplu bad trip feciydi elbette. Fakat filmin başında bu kişilerin çoğunun uyuşturucu ile ucundan kıyısından ilgisi olduğunu görüyoruz. Minik Tito ve annesi hariç Hiçbiri çok temiz değil. insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: o uyuşturucu insanın bilinçaltında bir yerlerde gizli olmayan şeyi açığa çıkarır mı? Bence hayır. Fakat şu da var ki, cinsellik ve saldırganlık bütün insanlarda var olan bir dürtü. Ego ve Süper ego ortadan kalktığı zaman herkes bir canavara dönüşebilir.
Omar adlı müslümanın suçlanan ilk kişi olması, soğukta dışarı atılması, o iki siyahi kardeşin arasındaki gerilimin ensest kaynaklı olması çok ince detaylar. Bir siyahinin adı David olan, büyük olasılıkla yahudi gencin alnına rujla gamalı haç çizmesi, ezilenin de eline fırsat geçtiği an kendisi gibi ezileni ezmesine en iyi örnekti. O iki siyahi ensest ilişkiye giren iki kardeşin Arap ülkelerini simgelediği söyleniyor. Önce birbirleriyle didişiyorlar ama sonuç olarak yine en çok birbirleriyle ilişki kuruyorlar ama bağları soydaş sevgisi değil, kirli menfaatler.
Sarışın lezbiyen kızın bad tribi yansıtması muhteşemdi. Kendi içinde çok sorun yaşadı ama başına büyük bir bela gelmedi. Bu da Almanya'yı simgeliyor. Almanya daima dört ayak üstüne düşer.
Tito adı boşuna seçilmemişti elbet. Komünizmin dünyadaki çöküşü ve etkisizliği, niyetinin iyi olması ama kendini dahi kurtaramaması sembolize edilmiş.
O karı kız muhabbeti yapan iki siyahi ise genel olarak siyahilerin veya Fransa'daki yabancıların diyelim, Fransa'ya kabalık ve görgüsüzlükten başka bir şey vermediğini ifade etmiş.
Suçsuz yere üstüne gelinen ve kendini doğrayan hamile kadını çözemedim. Ona da çok üzüldüm.
Daddy ise tanrı idi evet. Bütün yardım isteklerine kayıtsız kalıp kendi halinde takıldı. Dünyada bu kadar acı ve kaos varken tanrı gerçekten de hiçbir şey yapmıyor.
Kafamda sadece şu soru kaldı: bilmeden yanlışlıkla uyuşturucu içsem nasıl davranırdım? Korkunç hayaller görüp acı içinde kıvranır mıydım? Birine fiziksel zarar mı verirdim? Yoksa kırmızı çizgim olduğu halde evlilik dışı ilişkiye mi girerdim?
irade, mantık, vicdan ve ahlaki değerler ortadan kalktığı takdirde insan denen canlı her şeyi yapabilir ve en tehlikeli hayvandan bile daha tehlikeli olabilir.
izlerken fenalıklar geçirdiğim ama sonunda bu dünyaya bir şekilde katlanıyoruz, dediğim film. sinemada izlemediğim için arada sigara yakıp nefes almaya çalıştım.
metaforları okumadan önce de okuduktan sonra da etkileyiciliği benim adıma bâkidir.
eyvallah noe reis.
fragmanı izleyip gerim gerim gerildikten sonra, büyük bir beklenti ile izledim. Ancak maalesef beklentimin baya altında kaldı film. Fragmanın çok etkileyici tabiri caizse hypnothising olması bu filmin talihsizliği olmuş.
Evet rahatsız edici öyle kolay bir film değil, mekan ışık kullanımı, çekimler falan insanı alt üst ediyor katılıyorum.
Dans koreografileri, renkler, müzikler şahane. Bu açıdan, hele de açılıştaki dans sahnesi tam bir görsel şölen kabul ediyorum. Ama bence abartıldığı kadar muhteşem değil.
Kendi adıma, yine uyuşturucu temalı bir film olan requiem for a dream'i izledikten sonra abartmıyorum bi 2-3 gün kendime gelememiştim, rüyalarıma girmişti. O kadar çarpıcıydı ve çok rahatsız ediciydi. Tam bir tokat etkisi.
Bu filmde kendimi gerilime çok hazırlayarak gittiğim için olabilir, öyle baam baaam bir tokat etkisi hissedemedim.
Buradan sonrası ----spoiler--- içerir;
Fragmanda görüp etkilendiğim sahneler, filmin içerisinde görünce o kadar da çarpıcı gelmedi mesela. Konumlandığı sahne itibari ile içinde bulunduğu duygu biraz aceleye geliyor, araya serpiştirilmiş gibi. Çünkü oyuncuların hep doğaçlama takılması, olayların kopukluğu, mekanın her köşesinde ayrı bir şeyler dönmesi ve bunların birbiriyle yeterince güzel etkileşime girememesi hikayeyi daha doğrusu olay örgüsünü biraz zayıflatmış gibi geldi bana.
Çok da gömmek istemiyorum, ortada başarılı bir çalışma olabilir bazı otoritelere göre ama ben bütününe baktığım zaman uyuşturu etkisinde bi grup gencin sağda solda garip hallerde sevişmesi,ensest ilişkiler, çığlıklar, bad tripler, yumruklamalar, bıçaklamalar gibi kopuk kopuk şeylerden görüyorum sadece.
Filmin ilk yarısında kuytu köşelerde gördüğümüz doğaçlama ikili muhabbetler, bilhassa zencilerin s.kiş, sokuş muhabbetleri, David'in şunu s.ktm, bunu da s.kmek istiyorum söylemleri gereğinden fazla uzun tutulmuş, neredeyse 15-20 dk bu muhabbet dinlemek bayıyor.
Geçişler biraz ayarsız olmuş. Partide herkes kendi çapında bi yerlerde takılıyor, kimse çığrından çıkmış değil. Ana karakter Selva içkide ne vardı, ilaç mı vardı diye sangriayı hazırlayanı sorgulayınca işler çığrından çıkıyor. 1 dakika önce standart bir parti insanı gibi takılan tipler kendini kesmeye falan başlıyo. Korku ve panikle birlikte ortaya çıkan garip tepkiler de olabilir tabi bunlar, lsd'nin bilinçaltını olduğu gibi ortaya döken ne kadar hayvani dürtü varsa hepsini harekete geçiren bir yapısı varmış.
Ama o geçiş biraz hızlı.
Çocuğu olan kadının neden çocuğu o elektrik odasına kilitlediğini de anlamlandıramadım. Çocuğu yatağına yatırdın, çocuk sonra kalktı geldi. Sen de baktın parti çığrından çıkmış, çocuk da sangriadan içmiş olabilir vs. Çocuğu al geri yatağına yatır, odanın kapısını da kilite.
Ne demeye çocuğu elektrik panolarının olduğu yere kilitliyorsun. Hayır bi de, çocuğu oraya kapatırken elektrik dolabını kapatıp bak buna sakın dokunma diyecek kadar aklın yerinde, madem bunu akıl edebiliyorsun al çocuğu geri odasına götür?
--------------------------
Neyse, özetle beklentimin çok altında, abartıldığı kadar çarpıcı olmayan, biraz overrated biraz da aceleye gelmiş bir film bence.