cinsellik ve siddet

entry2 galeri0
    1.
  1. Vaktiyle Japon sinemasının seçtiği vurdulu-kırdılı, bıçaklı-kılıçlı filmlere epey şaşmıştım. Tokyo'da ne zaman televizyonu açsam; bir yığın Japon, naralar atarak bir yığın Japon'u kesip doğruyordu.
    Oysa Japonlar, birbirleriyle olan günlük ilişkilerinde; yüzlerce yıldan süzülüp gelmiş, ince bir Uzakdoğu nezaketinin yumuşaklığında görünüyorlardı. Birbirlerinden ayrılırken; karşılıklı üç-beş kez yerlere doğru eğilerek, geri geri yürüyor; adeta birbirlerini selamlama yarışına girişerek, oldukça uzun bir süre karşılıklı eğilip duruyorlardı.
    * * *
    Filmlerde ise, elde bıçak, naralar atarak tekme-yumruk, durmadan birbirleriyle vuruşuyorlardı.
    Bu çelişki dikkatimi çekmişti. Günlük ilişkilerdeki aşırı nezaket ile filmlerdeki kaba saldırganlığı bir türlü birbiriyle bağdaştıramamıştım.
    * * *
    Şimdi Batı filmlerinde de, aynı şiddet rüzgârları esmeye başladı. Harika bir teknikle, adinin bayağısı, kana bulanmış ucuz bir cinsellik; milyonlarca seyirci topluyor en gelişmiş kentlerde.
    * * *
    Tavşanla sevişen genç bir kızın, annesiyle babası; tavşanı kesip, çaktırmadan kıza yedirince ve yemeğin ortasında da, yediği etin seviştiği tavşan olduğunu kahkahalarla kıza söyleyince, kızın sulanan gözleri... Ve sonra öç almak için, o gece kuzu kasabı bir zenciyle sevişmeye gitmesi...
    Meleyen kuzular, kasap çengelleri, mezbahada kanlar içinde bir aşk...
    Derken zencinin bir şeyler ararken, kasap çengellerinden birine takılı kalması ve kızın biraz önce seviştiği zencinin can çekişmesini seyretmesi; sonra da bıçaklardan en kocamanını alıp eve dönmesi ve yatakta uyuyan anasıyla babasını o bıçakla kesmesi...
    O arada kasaplığın bütün ayrıntılarını ve inceliklerini gösteren büyük plan sahneler...
    * * *
    Aslında seyredilecek bir iğrençlik değildi gördüğüm. Yüzümü buruştura buruştura sonuna kadar dayandım.
    * * *
    Bir başka filmde bir katil, durmadan fotomodellik yapan kızları, gözlerine şiş batırarak öldürüyordu.
    Modelleri kullanarak resim çeken ünlü bir kadın fotoğrafçı ise, her cinayeti bir medyum sezisiyle bulunduğu yerde görüp yaşıyor, çığlıklar atıyordu.
    Katili bulmaya çalışan dedektif, kadın fotoğrafçıya âşık oluyor; onu, kadınları gözüne şiş batırarak öldüren katilden korumaya çalışıyordu.
    Ve sonra da, katilin aslında o sivil polis olduğu anlaşılıyordu...
    Hemen herkes, bu filme eşsiz bir yapıt olarak koşuyordu. Sinema tekniği gerçekten olağanüstü başarılıydı. Ama konu, hem bayat, hem de beşinci sınıf polis romanları ucuzluğundaydı.
    * * *
    Kanlı şiddet ve cinayet sinemacılığının; Japonya'dan New York'a, bütün sermaye düzeni dünyasını sarmasının nedenlerini, yavaş yavaş sezmeye başladım sonunda.
    * * *
    Sabahtan akşama, durmadan suyu çıka çıka çalışan insanlar, gizli bir öfkenin gerilimindeydiler. Sadece kime karşı öfkeleneceklerini pek bilemiyorlardı.
    Kadınlar erkeklere öfkeleniyor; erkekler kadınlara öfkeleniyor; gençler herkese öfkeleniyordu.
    Ve durmadan kanların fışkırdığı, gözlerin çıkarıldığı, kafaların kesildiği: sonra da, bütün ayrıntılarıyla sadık cinsel birleşmelerin gösterildiği filmlere koşuyor, içlerindeki gizli öfkeyi rahatlatıyorlardı.
    * * *
    Gitgide bollaşan bu tür filmler, toplumsal bir yozlaşmanın tehlikeli bir habercisiymiş gibi göründü bana.
    Yıllarca önce cinselliğin sinemaya aktarılmasını, bir aşama olarak değerlendirmeye çalışmıştım.
    Kişiyi, yüzlerce yıl ezip inletmiş olan bir baskı, ortadan kalkıyordu. Evrenin en doğal olayı, tabu olmaktan çıkıyordu.
    * * *
    Ancak bu kez, cinselliğin kanlı-bıçaklı, şişli-satırlı bir şiddet eylemine dönüştürülmesi ve bundan da milyonların hoşlanması beni tedirgin etti.
    En gelişmiş toplumlarda kadınlarla erkekler, birbirlerine böylesine mi diş biliyorlardı; onu çözemedim ama, bireylerin gizli öfke birikimlerinin, gün günden daha büyük boyutlara ulaştığını anladım.
    Ne var ki bu filmler, bir yandan genç kuşakları da, başka bir yönden etkiliyordu. Ve bir şiddet dalgası, ufaktan büyüğe, her yerde kıpırdayıp duruyordu.
    * * *
    Geri kalmışlıkla gelişmişliğin, birey üstündeki mutluluk oranını bulmak zorlaşıyordu.
    Gelişmiş dünyada da, insanlar sanıldığı kadar mutlu değildi.
    Yirminci yüzyıl da, insanoğlunu huzura kavuşturamamıştı... Hem de galiba hiçbir yerde!

    çetin altan
    0 ...
  2. 2.
  3. freud un doğuştan getirdiğimize inandığı iki kavram. ikiside bastırılarak geriye itilir ve fırsat buldukları her an dışarı çıkarlar. spordaki şiddet ya da sanat için cinsellik gibi..
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük