meşru otoritelere karşı yapılan her eylem terördür. türklerin bizans kapısına dayanması da terördür.roma için kavimler göçü terördür. doğudaki kürtlerin yaptığıda terördür. israilde filistinlilerin yaptığıda terördür. terörü nihayete ulaştırırsan terör olmaktan çıkar. kazanırsan devletsin kahramansın kaybedersen teröristsin bu kadar basit.
o zaman bu ülkedende gidin kardeşim atın kendinizi denizlere. bu ülkede inanmayana saygı gösteriliyorsa inanan insanlarada saygı göstericeksiniz yok islam böyle yok islam şöyle yeter da.
he he bizansla romayla savaşmak suÇ. haÇlı seferleri kara kaşımız kara gözümüz iÇin yapılmadı hristiyanlık iÇin klise iÇin yapıldi ki onlarda terörist o zaman. anlam veremiyorum ya nasıl fikirler bunlar. orta doğuda oynanan oyunun farkında da değilsiniz siz yazık vallahide billahide yazık bu ülkede böyle insanlar var. demek bi savaş cıksa yarra yedik tabiri caizse
kimin kafasını kesmişler kardeşim bu ülkede onların islamla alakası yok islam o değil. siz herseyi anlamak istediğinz yerinizden anlıyosunuz. kafayı ışidle saddamla usemeyle fazla bozmuşsunuz biraz da mevlanayı yunus emreyi aÇın biraz okuyun anlamaya calısın ama dogru yerinizden.
system eror vermiş haketen sende kardeşim 100 yıl öncesinden bahseden sizlersiniz cihad konusunu acan sizlersiniz. her müslüman aynı diye bisey yok. avrupada hristiyanlarda terör diye biseyde yok doğru sömürmek var. afrikadaki sefalete biraz bak yiyip iÇip burda saÇmalamaya benzemiyo. brakın bu batı hayranlığını
sayın cahil, cihad kelime manası olarak ilk önce düşüncenin kötülüklerden arınması anlamına gelir yani kendinin ve aynı zamanda etrafının çıkarlarını koruman, onlara saygı duyman 1.derece cihaddır.
2. derece ise kendine ve etrafına saygı duymayan insanları uyarman manasına gelir.
3. derece cihad ise senin gibi insanları hoşgörü dini olan insanları islama davet etmektir.
4.derece cihad ise tecavüzcünün, din düşmanının, hırsızın, katilin fişini çekmektir.
suç sende değil dostum, sana araştırma tekniklerini öğretmeyen eğitim sistemi ve öznel eleştiri fırsatı sunan troll internet dünyasında..
Cihad, kendini peygamber olarak atayan, ilahlaştırılmış bir insanın içindeki kan görme arzusuyla karışık katliam dürtüsüdür. Terörün bile altından mantıklı sebebler çıkabilirken cihad evrimin ilk halkasını geçmek için kendini zorlayan organizmaların etrafına saldırmasıdır.
Cihad; zulüme karşı koymaktır. Örneğin; haçlı seferlerini engellemek bir cıhattır. Bir yerde bir zulüm ve haksızlık varsa onu engellemeye çalışan müslümanların elle dille ve mallarını infak ederek çabaları cıhattır.
Bu arada fetıhlerı beğenmeyen, Fatih, Alparslan ı terör suçuyla suçlayanlar sözlerinde samimi iseler evet Türkiye toprakları müslüman türkler tarafından feth edilmiştir. Eleştirip, küfredenler derhal orta asyaya yada atalarının geldiği yere gitmesinler. Şayet hiçbir yere gitmeye cesaretleri yoksada yediği kaba çiş etmesinler, adam gibi otursunlar.
Savaş öncesi, savaş esnası ve savaş sonrası olmak üzere, savaşla ilgili bir takım esaslar vardır. islam, ciddi kurallar manzumesidir. Her hak sahibine hakkı verilmiştir. Bu meyanda kafirlerin de bir takım hakları vardır. Hamdi Yazır'ın dediği gibi, "hak, kafire dahi taalluk etse yine haktır... Kafirin küfrü, hukukuna tecavüzü mübah kılmaz." (1)
a. Savaş Öncesi ile ilgili Esaslar
1. Ahde Vefa (sözleşmelere uymak) :
islam Devleti, gayri müslim bir devletle ahit (sözleşme) yapmışsa, o ahde vefa gerekir. Kur'an'ın ifadesiyle,
Müşriklere savaş ilanını takip eden ayette şöyle buyrulur:
"Ancak kendileriyle ahit yapıp da sonra ahde riayette kusur göstermeyen ve kimseye aleyhinizde arka çıkmayan müşrikler, bu hükümden hariçtir. Bunlara, ahitlerinin bitimine kadar ahidlerini yerine getirin. Şüphesiz Allah, müttakileri sever." (Tevbe, 9/4)
"Onlar size karşı doğru oldukça (ahitlerini bozmadıkça) siz de onlara doğru harekette bulunun." (Tevbe, 9/7)
Bu ilahi talimatlar doğrultusunda, Müslümanlar ahitlerine riayet etmişler, ahdi bozan taraf olmamışlardır. Asr-ı saadetten Huzeyfe b. Yeman'ın anlattığı şu olayı örnek olarak nakletmekte yarar görüyoruz:
"Bedir Savaşına katılmama engel şu oldu: Beni ve babamı Kureyş kâfirleri yakaladılar 'Muhammed'e mi gidiyorsunuz?' dediler. 'Hayır, dedik. Sadece Medine'ye gidiyoruz.' Bizden ahit aldılar ve serbest bıraktılar."
"Resulullah'a varıp durumu haber verdik. 'Yolunuza devam edin. Onlarla yaptığımız sözleşmelere uyarız, onlara galip gelmek için de Allah'tan yardım dileriz.' buyurdu."(2)
Karşı cephe ise, çoğu kere ahde vefa etmemiş, fırsatını bulunca ahdi bozmakta bir beis görmemişlerdir. Kur'an-ı Kerim, bu durumda olanları şöyle anlatır:
"Nasıl (müşriklerle ahit olabilir ki), size galip gelseler hakkınızda ne bir yemin ne de bir sözleşme gözetmezler." (Tevbe, 9/8)
Yani, bunlar galip gelseler, verdikleri sözde durmazlar. Faraza, "Kimsenin burnu kanamayacak." derler. Fakat katliam yapmaktan çekinmezler. Nitekim, tarih boyunca bunun çok örnekleri görülmüştür. Mekkelilerin Hudeybiye Barışını bozmaları, Yahudilerin sözleşmelere muhalif olarak Resulullah'a ve mü'minlere hıyaneti gibi olaylar, saadet asrından bazı nümunelerdir.
Bu şekilde ahde vefasızlığı adet edinenler hakkında ilahi hüküm şöyledir:
"Onları harbte yakalarsan, onlara uygulayacağın ağır ceza ile diğerlerini (arkalarındakileri) dağıt. Olur ki ibret alırlar."(Enfal, 8/56-57)
Hz. Peygamber (asm.), Ben-i Kureyza Yahudilerine bu hükmü tatbik etmiştir.(3)
Şu ayet de yine ahdi bozanlarla ilgilidir:
"Eğer onlar ahit yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırıda bulunurlarsa, küfrün liderleriyle savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur. Olur ki vazgeçerler." (Tevbe, 9/12)
Ayetin sonunda "olur ki vazgeçerler" ifadesi, harbten maksadın karşı tarafı telef etmek, onlara zarar ve eziyet vermek değil, onların zulümden vazgeçmelerini temin etmek olduğuna dikkat çeker. (4)
Bir de karşı tarafın ahdi bozması şüpheli olabilir. Bu durumda yapılması gereken şudur:
"Eğer seninle ahit yapan bir kavimden bir hıyanetten korkarsan, savaş açmadan önce ahitlerinin sona erdiğini kendilerine ilan et. Çünkü Allah, hainleri sevmez." (Enfal, 8/58)
Ayetten anlaşıldığına göre, karşı tarafın ahdi bozup hıyanet ettiği net olarak belli değilse, önce onlara ahdin iptal edildiğini haber vermek gerekir. Birdenbire hücum etmek, caiz değildir.(5) Anlaşmanın iptalini haber vermek, mertçe bir tavır olacaktır. Yoksa karşı taraf, "Müslümanlar ahde vefasızlık gösterdi. Ahit varken bize saldırdı." diye yaygara koparacaklardır.
2. Hakka Davet
Hz. Peygamber (asm.), savaşa gönderdiği komutanlarına şu talimatı verir:
"Düşmanla karşılaştığında onları şu üç şeyden birine davet et. Hangisini kabul ederlerse, sen de kabul et.
1. Onları Müslüman olmaya çağır.
2. Kabul etmezlerse, cizye teklif et. (Yani, vergilerini verip islam Devleti bünyesinde yaşamalarını iste.)
3. Onu da kabul etmezlerse, savaş!" (7)
Görüldüğü gibi, savaş en son çare olarak zikredilmiştir. Bu üç şey her zaman uygulanmayabilir. Müslümanlar, başka şartlarla da anlaşmalar yapabilirler. Hudeybiye Barışı, buna bir örnektir. (8)
b. Savaş Esnasında Yapılacak işlerle ilgili Esaslar:
Savaş esnası, çetin bir hengamedir. Ölmek veya öldürmek yeridir. O esnada pek çok insan, itidalini kaybeder. Akıl bir köşede kalır, hisler ön plana çıkar. işte, böyle bir hâlde iken ne yapılacağını şu ayetten öğreniyoruz:
"Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez." (Bakara, 2/190)
"Sizinle savaşanlarla" kaydı, "savaşamayacak olan yaşlı, çocuk, ruhban ve kadınlarla savaşmayın" mesajını verir.(9) Ancak, kadınlar savaşıyorsa, onlarla da savaşılır.(10)
"Aşırı gitmeyin" ifadesi ise, kulak-burun kesmek gibi taşkınlıkları, yağmalamak gibi aşırılıkları yasaklar.(11)
Savaş esnasındaki durumlardan biri de eman isteyenlerin durumudur:
"Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınızda araştırın. Size selam verene, dünya hayatının menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin!..' demeyin. Allah katında çok ganimetler var. Önceden siz de öyle idiniz de Allah size lutfetti. Onun için, iyice araştırın (öldürmede acele etmeyin). Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır."(Nisa, 4/94)
Kur’an'ın cihad (adil savaş) ile ilgili olarak belirlediği ilkeler şunlardır:
1. Haklı savaş gerekçesi ilkesi:
Kur'an-ı Kerim'deki savaşın sebebi, düşmanın saldırı ve zulmüdür. Düşman Müslümanların yurtlarını basar, hicrete zorlar, can, mal ve din ve namus güvenliğini tehdit ederse, bu durum; savaşı zorunlu ve mecbur kılar.
Kur’an'a göre, düşman güçlere karşı verilecek savaşın gerekçesinin makul ve haklı olması gerekir. Esasen “istila”, “sömürü” ve “tecavüz” için yapılan savaşları tanımayan islam dini (Bakara, 2/205 ; Nisa, 4/94 ; Kasas, 28/83 ; Şura,42/41-42) savaşa ancak Müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, islama ve islam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşru gördüğü bu savaşı da diğerlerinden ayırmak için ona cihad adını vermiştir.
2. Adil savaş ilkesi:
Adil savaş ilkesi, cihat fiilen başladığı zaman uygulanacak bir ilkedir. Bu ilkeye göre, savaş sadece savaşa iştirak eden tarafa yöneliktir. islam’da düşmanı öldürmekten ziyada insanı kazanmak esastır. Bu amaçla, savaştan önce düşman islam’ı kabul etmeye çağrılır, kabul etmezse itaat ve cizye (savaş tazminatı) teklif edilir. Bunlar yapılmadan cihada teşebbüs edilmez. Düşmana sunulan bu gerekçeler kabul edilmediğinde Allah’tan yardım dilenerek savaşa girilir.
Savaşa girildiğinde, Müslümanlar, “adil savaş ilkesi”ne göre adım atmak zorundadırlar. Bu ilkeye göre, savaşta vurulacak hedef sadece düşman askerleridir. Savaş sırasında çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yatalak hastalar, mecnunlar, sakatlar öldürülemez. Savaşa iştirak etmeyen din adamlarına ve ihtiyarlara silah çekilmez, savaşa katılmayanlar (esnaf ve çiftçiler gibi sivil halk) katledilemez (Bakara, 2/191).
Savfan ibnu Assal (r.a) anlatıyor : “Resulullah (a.s.m) beni seriyyede savaşa gönderdi. Yola çıkarken şu talimatı verdiler:
“Allah’ın adıyla, ALLAH YOLUNDA YÜRÜYÜN. Allah’ı inkar edenlerle savaşın, işkence yapmayın, ahdinizi bozmayın. ganimeti çalmayın, çocukları öldürmeyiniz.” [Müslim, Cihad 3,(1731); Tirmizi, siyer 48,(1617); Ebu Davut, Cihad 90, (2612, 2613)
3. Savaşta aşırı gitmemek ilkesi:
islam, savaş hâlinde bile, insanî değerlere itibar eder. Savaş anında, dehşet ve vahşeti sergileyen şiddetli hiddetleri mutedil hale getirir. Savaşta bile ölçüyü kaçırmamayı bir temel prensip olarak kabul eder. islam, aşırı ve haddi aşan tavırlara karşı müeyyideler getirmiştir. Bu nedenle, islam hukukunda saldırıya ancak misli ile mukabele edilir; aşırı gitmek suçtur.
Kur’an-ı Kerim, düşmanla yapılan yüz yüze savaşta bile, aşırı gidilmesini yasaklar. Bu husus, şu ayet-i kerime ile beyan burulmuştur:
“Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara, 2/190)
Nitekim bir başka ayette de şöyle buyrulur:
“ Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah müttakilerle beraberdir.” (Bakara, 2/194)
4. Sulh ve barış ilkesi:
islam, düşman tarafından teklif edilen sulh ve barış anlaşmalarına karşı barış ve sulh ile mukabele etmeyi prensip olarak kabul eder (Enfal, 8/61-63; Hucurat, 49/9). Kur’an,
“Sulh (daima) hayırlıdır.”(Nisa, 4/128)
mesajı ile bütün dünyaya bu hakikati 1.400 seneden beri duyurmaktadır.
“Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah gafur ve rahimdir.” (Bakara, 2/192) ayeti ile
“Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.” (Bakara, 2/193)
ayeti de sulhun önemini vurgulamaktadır.
5. Esirlere iyi muamele etme ilkesi:
islam, esirlere iyi muamele edilmesini emreder. Müslümanlar esirleri yedirmekle, aç ve susuz bırakmamakla mükelleftirler. Bu görevi de Allah rızası için yaparlar. (Bakara, 2/177; Enfal, 8/69-71; Muhammed, 47/4; insan, 76/8-12)
Biz müslüman türkler bu coğrafya da yıllardır savaşarak kaldık. Savaşmadan, uslu çocuk olarak bu topraklarda kalabileceğini savunanlar varsa onların fikirlerini dinlemek isteriz. Bakalım tarihin ve koca koca devlet adamlarının, siyasilerin, bilim adamlarının anlayamadığı savaşmadan, düşmanların hoşuna giden ve onları emellerınden edencek sır neymiş?
terörüy yönetem bellmeiş siyasi fraksiyonun bir hödüğü gelmiş cihada laf ediyor. Şu entrydede cihad ediyorum. Müslüman cihad eder. Cihad bir yeri feth etmek değildir.
Günümüzde farklı anlamlar yüklenmiş kavramdır. Gerçekte "savaş, vur kır parçala ve islamı yay" olan anlamı modern çağda uygulama imkanı bulunamadığı için "kıvırmak" denilen yönteme başvurularak "orda aslında cehaletle savaşmak kast ediliyor" "gerçek cihad ekonomik cihaddır" "Çalışıp üretmek en büyük cihaddır" gibi yeni anlamlar yüklenmek zorunda kalınılmıştır.