Şömine karşısında, kırmızı kadife koltuğumda kırmızı sıcak şarabımı yudumlarken dinlemekten en çok haz duyduğum klasik bestedir. Bazen uzaklara dalar ve olur da bir gün başka bir paralel evrende kadehlerimiz ellerimizde son tangomuzu yaparken dinlediğimizi düşünürüm. Bazense hoyratça kullanılmış bir pikabın pas tutmaya yüz tutmuş iğnesinin, plağın tadını artık bozduğuna takılırım.bu gece Kapılı kapılar ardındaki örselenmiş kalbim belki açığa çıkabilir. Belki de aniden gelen alfred;
Gözümün nuru, (pardon kulağımın nuru olacaktı) gecenin en güzel uykusu, gündüzün en güzel esintisi. Evet nocturne op 9 no 2'den bahsediyorum*
15 yaşında suç ve ceza'yı okuduğum o günlerde keşfettim bu parçayı. Bu yüzden bu parçayı her dinlediğimde 15 yaşıma döner, kendimi raskalnikov'un yerine koyuşlarımı, "iyi - kötü" kavramlarını yargılayışımı hatırlarım.
15 yaşımdan bu yana hep dinlediğimde bana aynı zaman dilimini hatırlatan fakat her dinleyişimde ayrı tat veren bu parçayı ölmeden bir kez olsun çalabilmek isterdim. Ama gelin görün ki laundry service tek bir müzik aleti bile çalmaya yeltenemeyen biri. Neyse ben de dinlemekle yetinir, çalıyormuş gibi hayal ederim *