bir ülkenin bütün ırklarını tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren islamiyet olmuş. biyolojik bir vahdet değil bu. ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi... ister siyah derili, ister sarı. inananlar kardeştir. aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için ölmek ve yaşamak, türk'ü arap'ı arnavut'u düğüne koşar gibi gazaya koşturan inanç; gazaya, yani irşada. altı yüzyıl beraber ağlayıp beraber gülmek. sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşum bir salgın: maddecilik. tarihin dışına çıkan anadolu, tarihin ve hayatın. heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtşamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz. *bu ülke
Acı, hassasiyetini kabuklaştırıyor insanın.
Ölmek galiba bu.
Ayrılığa alışmış gibiyim.
Tevekkül, teslimiyet.
Ve heyecanların gün geçtikçe kararan pırıltısı...
Alışkanlıkların insanı pestile çeviren çarkı.
Artık yanarak değil, tüterek yaşıyorum.
Nemli bir tomar gibi.
Kanatlarım her gün bir parça daha ağırlaşıyor.
Galiba ihtiyarlıyorum...
dizeleriyle mütefekkirliği kadar şairliğini de konuşturan türk düşünce hayatının baş ucu eserlerini yazmış sosyologtur.
edebiyattan siyasete, ülkemiz entelijansiyasının eleştirilerinden toplumsal tespitlere kadar bir çok konuda çok anlamlı ve yerinde saptamalar yapan bir muvahhidtir.
mekanı cennet olsun.
türkiyeli gerçek aydınların içinde yaşadıkları keşmekeşin bütün tesirlerini yapıtlarına aksettirmiş çok az yazardan biridir. diğerleri tanpınar, oğuz atay ve kemal tahir'dir kanımca. bu isimlerin entelektüel serüvenleri daha çok imkan sunacak yeni kuşaklara.
meriç'in metinlerindeki ahlar, vazgeçişler ve imkânlar hala içimizi kanatıyor, türkiyeli okurlar şimdi bile tereddütlerinden arınabilmiş değiller.
bu ülke'nin yazarı. bunu sadece eserine ithafen söylemiyorum kendisi net bir şekilde bu ülkenin yazarıdır, bu ülkenin her yanıdır, bu ülkenin her dönemidir, türkiye'de hala sağlıklı bir şekilde sosyoloji yapılabiliyorsa eğer bu cemil meriç'in bu topraklarda yaşamış olmasından mütevellittir. oğuz atay ve kemal tahir benzetmesi de gayet yerindedir.
kendisi için ''tecessüsün mimarı'' denir. Tecessüs işine gelmeyenlerce kalbi bir hastalık olarak nitelendirilse de, birşeyin iç yüzünü anlama çabasıdır. Popüler söylemle tecessüsün nasuh maruki sidir cemil meriç.
Hangi Türk aydınına biz neyi kaybettik diye sorarsanız, Topraklarımızı kaybettik cevabını alırsınız. Fakat aynı soruya Cemil Meriçin vereceği cevap şudur: Türkiye Ruhunu kaybetti. Toprak mı ? En değersiz şeyimizdir belki de ! Belki de en değersiz şeyimizi kaybedince her şeyimizi kaybettiğimizi anladık. Ruhumuzu
Altınlarını cam karşılığı dağıtan Kızılderiliyi hiçbir zaman gülünç bulmadım. Cam, altından daha asil. israil peygamberlerinden beri lanetlenmiş bir maden, altın. Adı, tarihin bütün cinayetlerine karışmış. Pıhtılaşmış kan, insan kanı. Cam güzel, çünkü kirli bir mazisi yok. Cam güzel, çünkü kalbi var, kırılıverir.
Kıt'alar kapalı birbirine. Yalnız Kıtalar mı? Aynı mahalledeki insanlar birbirlerine yabancı. Her ev meçhule giden bir kompartıman. Kompartımandakiler tesadüfün bir araya topladığı üç beş yolcu.
Anlayacak mı? Kim, neyi? Sen kendini anlıyor musun? Aç uzviyetin sesini yükseltmek istedikçe gırtlağına sarıldın. Kalbinin konuşacak hali mi var? Kopmaktan korkuyorsun; yapıştığı kayadan sökülmek istemeyen midyenin korkusu, mahallesinden uzaklaşınca kuyruğunu bacakları arasına alan köpeğin korkusu... Ama yaşamak kopmak demek, doğum bir kopuş, bir parçalanış...
Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani ilan edilecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı
--mağaradakiler--
Tanzimattan beri Türk aydınının alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu; aldanmak ve aldatmak. Senaryoyu başkaları hazırlamıştı, biz sadece birer oyuncuyduk. Nesiller bir ütopyanın kurbanı olmuşlardı Avrupayı tanımak gaflet; Avrupayı tanıyan ülkesinden kopuyor. Bu lanet çemberinden nasıl kurtulacağız?...Düşünenin görevi; insandan kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak, kızmadan, usanmadan irşat. Gerçek sanat ayırmaz, birleştirir.
--mağaradakiler--
idam istemiyle yargılanıp 2 ay sonra berat etmiştir. böyle bir zekâya bu yapılır mı?!! türkiye nin çöplük yıllarında bir inci gibi parlamıştır; lakin asıl kör olanlar, onu vaktinde göremedi. bundan sonrası için üstüne daha çok düşülmesi, daha çok düşünülmesi gereken millî servetimizdir.
(çok değil bir burak yılmaz kadar konuşulsa keşke...)