internette kendisine ait olmayan şiirler dolaşıyor. Hangisinin ona ait olup olmadığını ayırt etmek zor olabiliyor. Burada güzel bir seçki yapılmış. (bkz.)
Fakirin gayri meşru çocuğu olursa piç,
zenginin olursa yasak aşkın meyvesi olur.
Fakir kız peşinde koşarsa sapık, zengin koşarsa playboy olur.
Fakir toplanırsa çete, zengin toplanırsa toplantı olur.
Fakir çalarsa hırsızlık, zengin çalarsa yolsuzluk olur.
Kavramların bile cepteki paraya göre değiştiği bir Dünya'da adalet arıyoruz..!
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
"Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk havladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize"
şiirlerinden oluşturulan ve Genco Erkal'ın oynayacağı tek kişilik "Can" adlı oyun, Edirne Valiliğince yasaklanan şairdir. Efendim bir okulun salonunda oynanacakmış da, o yüzden incelenmiş, uygun görülmemiştir diye açıklama yapılmıştır.
her şiiri ve yazısı okunması gereken kişi.
Hava Soguk. Tak Kulakliklari. Disari Çik. Üsü. Yürü. Daha Çok Üsü. Daha Çok Yürü. Üsüdükçe Yürü. Yürüdükçe, Düsün. Olmak Istedigin Kisiyi Düsün. Oldugun Kisiyi Düsün. Sahip Olduklarini Düsün. Senin Olmayanlari Düsün. Sevdiklerini, Sevmediklerini Düsün. Kazandiklarini, Kaybettiklerini Düsün. Söyledigin, Söylenen Yalanlari Düsün. Seni Terk Edenleri, Terk Ettiklerini Düsün. Artik Hayalini Kurmadigin...... O Hayati Düsün. Ne Kadar Kolay Vazgeçtigini Düsün. Bir Daha Kimseyi Sevemeyecegini Düsün. Saatlerce Düsün Ama Hiçbir Sey Düsünmedigini Fark Et. Eve Dön. Aynaya Bak. Sol Gözün Kizarmis. Demek Ki Aglamak Istemissin Farkinda Olmadan. Ne Zaman Aglamak Istesen, Sol Gözün Kizarir Çünkü. Aç Sicak Suyu, Gir Altina. Soguktan Donan Vücudun Sicak Suyun Altinda Uyussun. Kemiklerin Sizlasin. Aciya Aldirma. Düsün. Yeniden Düsün. Birlikte Geçirdiginiz Vakitleri Düsün. Insanlari Düsün. Ihanetleri Düsün. Bir Zamanlar Hayallerin Oldugunu Düsün. Bir Zamanlar Mutlu Oldugunu Düsün. Mutlulugun Nasil Bir His Oldugunu Unuttugunu Düsün. Onu Düsün. Ona Asla Sarilamayacagini Düsün. Simdi Çik Sicak Suyun Altindan. Çik Ve Yasa. Ve Yasadigin Bu Seye Hayat de. Hep Ayni Sarki Çalsin Kulaklarinda. Hep Ayni Yerden Yansin Canin. Ama Sen Yine De Hep, Hayat de. Çünkü Hayat, Güzel Rüyalarin Haricinde Kalan Acimtrak Zaman Dilimi. Çünkü Hayat, Hayat iste. Çünkü Hayat, Hep Böyle...
It is not that important to leave and go
if it didn't leave gaps behind
that are impossible to fill.
Even the big separations are not that hard to endure,
if they were started at the best moment.
Crying is not something to be ashamed of,
if the tears are coming from the heart.
Stealing is not disgraceful,
if it is the heart of somebody that is stolen.
Love has nothing to be afraid of,
if one could get rid of all skins.
A known voice would not make one so upset,
if it was never heard.
The leakproof embraces would perhaps be forgotten more easily,
if they were not wrapped with passionate love.
The big hazel eyes would head to uncertainty as time passes,
if they didn't look so crazy.
It would perhaps be easy to forget the burning taste of a wet kiss,
if the heart did not press on the rib cage that hard.
The long night conversations could be replaced by something else,
if the last cigarette was not shared breath by breath.
It wouldn't snow even on the dreams,
if the fears had not wounded love in the battles.
Time, still as if it will never pass, would fly like an arrow,
if the one that's worth waiting for would come at the end.
Even the color of the hair in the dreams would fade away with time,
if their inexpressible smell had not stuck on the pillows.
Even that huge, that splendid end, death, would lose its meaning,
If everything worth living was already lived.
Loneliness would not be that unbearable,
If the final glimmer of hope had not faded away.
The spring sun perhaps would not heat this much,
if life did not start again after every loss.
It would perhaps not be necessary to smoke before breakfast,
if a giant wave of longing did not challenge.
Maybe the thin waist would remain in memories,
if even the shameless tea was not given in a thin-waisted glass.
Sleeplessness would not ruin that badly right after short naps,
if the silk skin to touch was not that far away.
Even a jobless home could turn to paradise maybe,
if it was heated by a warm smile.
Poems with the taste of aged wine would not feel as poor,
if there was someone to whisper them to.
It would perhaps not be possible to believe that every love hides a separation deep inside,
if it did not have on its calling card the label 'first degree perpetrator of so many separations'.
Daisies would not really look down,
if they did not have their shares from your betrayal.
Coasts would not surrender to solitude,
if you did not try to console yourself with aimless strolls on your own faint coasts.
I will be alone after you go.
and I am not afraid of being alone,
but what if I want to hold your hands...
Yes sweetheart,
Who would miss the smell of the sweat inside your palms,
who would want to lie along your thin fingers,
if these eyes had not witnessed a splendid period in their past!!
Gözlerimden gitmiyor bakışın.
Gülüşüne bakarken gülüşünü özlüyorum.
Bana gülmeni istiyorum sadece. Benim için gülmeni.
Gülümserken küçülen gözlerine aşık oluyorum durup durup.
Durup durup seni seviyorum.
Sen bilmesen de ben biliyorum. Sen sevmeden de ben seviyorum.
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk ağladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Bunca zaman bana anlatmaya çalistigini, kendimi buldugumda
anladim.
Herkesin mutlu olmak için baska bir yolu varmis,
Kendi yolumu çizdigimde anladim...
Bir tek yasanarak ögrenilirmis hayat, okuyarak, dinleyerek
degil...
Bildiklerini bana neden anlatmadigini, anladim...
Yüreginde ask olmadan geçen hergün kayipmis,
Ask pesinden neden yalinayak kostugunu anladim...
Aci doruga ulastiginda gözyasi gelmezmis gözlerden,
Neden hiç aglamadigini anladim...
Aglayani güldürebilmek, aglayanla aglamaktan daha degerliymis,
Gözyasimi kahkaya çevirdiginde anladim...
Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en çok sevdigi
acitabilirmis,
Çok acittiginda anladim...
Fakat, hakedermis sevilen onun için dökülen her damla gözyasini,
Gözyaslariyla birlikte sevinçler terkettiginde anladim...
Yalan söylememek degil, gerçegi gizlememekmis marifet,
Yüregini elime koydugunda anladim...
''Sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmis güçlü olmak,
Sana ''git'' dedigimde anladim...
Biri sana ''git'' dediginde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmis
sevmek,
Git dediklerinde gittigimde anladim...
Sana sevgim simarik bir çocukmus, her düstügünde ziril ziril
aglayan,
Büyüyüp bana simsiki sarildiginda anladim...
Özür dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak istemekmis
pisman
olmak,
Gerçekten pisman oldugumda anladim...
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymis, sevgi dolu
yüreklerin gururu olmazmis,
Yüregimde sevgi buldugumda anladim...
Ölürcesine isteyen beklemez, sadece umut edermis bir gün
affedilmeyi,
Beni afetmeni ölürcesine istedigimde anladim...
Sevgi emekmis,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür birakacak kadar
sevmekmis...
CAN YÜCEL
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
can yücel