kesinlikle türkiye nin çıkarmış olduğu en önemli şairlerden biridir. şiirlerini inanılmaz güzel bulduğum ve görüşleri de şiirleri kadar güzel olan yazardır. ayrıca datça'da sever yazardır kendisi.
farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...
bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
henüz bebekken 'dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
azrailin her an sürpriz yapabileceğini nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan...
ömür dediğin üç gündür ,dün geldi geçti yarın meçhuldür...
o halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür...
fotografini ilk defa görünce kafamdaki can yücel profiliyle kıyaslamış ve şok olmuştum.
özellikle kadınlara ve memelere yazılan onca şiirden sonra çok yakışıklı, giyimine kuşamına dikkat eden ve sportif bir bedebe sahip bir can yücel beklerken bununla karşılaşmıştım http://img160.imageshack....mg160/240/canyucelkv8.jpg
o fotografını gördükten sonra kendisine daha çok saygı duydugum yazar.
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama, Yarım saat erkene kurulsun saatin..
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin,
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle...
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık,
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara,
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada...
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun,
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun !..
vakti zamanında can baba genclikle muhabbetin en alasını yaparak kafayı çeker.
velhasıl kafa bin bir haldeyken bir dolaşalım lan şu parkı demişler.
parkın tam ortasında can yücel sırtı üzerine otlara serelenmiş ve göklere bakmış.
gençlik işte can baba bir laf edecek bizde kapalım hevesiyle birazda matrakçana ne düşünüyorsun baba diye sormuşlar.
büyüktür çok büyüktür, boşuna denmemiştir baba diye, can baba diye. herkesin anlamasına gerek yok sadece anlayan anlasın dediğim büyük üstad, şair, yazar.
bazı densizlerin hakkında abuk subuk attığını gördüğüm babamdan sonra ki babamdır. en güzel aşk şiirlerinin, hayata dair en güzel şiirlerin, insanın içindeki her türlü duygunun en iyi tercümanıdır. o kadar içten, o kadar samimidir ki yazdıkları ancak yüreğinde kötülük bulunmayan insanların sevip anlayabileceği kadar. o kadar dobradır ki, aklından geçeni ağzından anında dökebilecek kadar. o kadar bizdendir ki, baba diyebileceğimiz kadar. babadır can baba, anadır, kardeştir, yarendir. aradığınız herşeyi onda bulabilirsiniz. tabiki yinede malesef bir ölümlüydü. kendi tabiriyle seke seke geldi, sike sike gitti.
başka türlü bir şairdir o ,kimisine göre şair gibi yaşayan tek şairdir ,küfrü yerinde zamanında kullanan ve de belki bu yüzden çok yakıştırdığım şair.
lemana yazdığı ilk yazı metin üstündağ tarafından ,lemanın son sayfasına basılınca üstat şöyle söyler: beni derginin kıçına koyanın, gelir kıçına koyarım.
Aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur, yağmur, toz toprak, kar buz gibi her türlü "kötü hava"
koşullarına dayanıklıdır.
Bazılari ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur", ilk
yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde
bozulup gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda
oldugu gibi yüreginizdede NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla
açilir" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak
kemiklerinizde "deformasyon" baslar.
Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnızca fiziksel begeniye kapılıp
"zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu
duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değisik
stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çesit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar, aynen "spor
ayakkabi" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarli olmayı benimseyenler "klasik
ayakkabi" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.Dekolte
ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen
aşklar vardir."Bez" ayakkabilar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise
hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur. "Marka" ayakkabı alır gibi,
sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar
görürsünüz.Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık
süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de
bilirsiniz. Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı"olup evine
sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik"
türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.
Evet aşk "ayakkabıdır".Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"
kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli
davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiginizde yalnızca "bir
miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya
kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!
"ben aptalliga, haksizliga ofke duyuyorum. insanin iki boyutu var bence; bir, olan insan, bir de olabilecek insan.. insanin olabilecegi boyuta engel olan ne kadar unsur varsa ben buna ofke duyuyorum" demis yazar, sair.
baska turlu bir seydi onun istedigi, olmadi, ama olacak.
#3880594 nolu entrydeki şiirini böyle bir günün üzerine okuyunca insan daha garip oluyor. zira bugün, bir adamın bacağının kesilmesine şahit oldum. kanser işte, bildiğin kanser, adamın bacağındaki kemiklerde çıkmış. düzelmemiş, geçmemiş. kestiler sonunda adamın bacağını bugün. uyumadan evvel bacağı vardı, uyanınca olmayacak. bir sevgili ile kaç sene, kaç dakika birlikteyiz? bir işe ne kadar hırsla asılabiliriz? o adam her an o bacakla birlikteydi 41 senedir. şimdi yok o kanının, canının bir parçası. eline, ayağına bile bağlanmayacakmışsın gerçekten. onlar bile terkediyor bir gün seni. sevmeyeceksin hiçbir şeyi çok fazla...
ve hakikaten ilişik yaşayacaksın bu hiçlikte. ne güzel söylemiş can yücel... gerçeği.
dediler usta ölmüş..
çok gülünçsün be azrail. can yücel de ölmez.
turgut uyar gibi edip cansever gibi metin eloğlu gibi.. o da ölmez
sadece uyur uzun uzun..
Bileklerimizi morartmış yeni Alman kelepçeleri,
Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra
Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
Başımızda pirensip sahibi bir başçavuş.
Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz...
Bi sen eksiktin ayışığı
Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!
can yücel
arkadaşın anlattığı bir hikayenin başrol oyuncusu. hikaye ise şu şekilde;
--spoiler--
can yücel bir toplantıda ve gazeteciler alakasız bir futbol sorusu yöneltiyor, can yücel sinirleniyor.
+ can bey hangi takımı tutuyorsunuz?
- kendi takımlarımı tutuyorum.
bunun üzerine karısına aynı soruyu yöneltiyorlar.
+ hangi takımı tutuyorsunuz?
- kocamın takımlarını.
--spoiler--