can yücel

entry1111 galeri48 video7 ses2
    180.
  1. kesinlikle türkiye nin çıkarmış olduğu en önemli şairlerden biridir. şiirlerini inanılmaz güzel bulduğum ve görüşleri de şiirleri kadar güzel olan yazardır. ayrıca datça'da sever yazardır kendisi.
    1 ...
  2. 179.
  3. datça daki mezarı şarap kokusundan ziyaret edilemeyen insan.
    0 ...
  4. 178.
  5. şiirleri kadar üne kavusmus, yalçın küçüktür ama mide bulandırir sözü ile gönüllere taht kurmustur.
    1 ...
  6. 177.
  7. farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...
    bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
    anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
    şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
    henüz bebekken 'dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
    ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
    baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
    azrailin her an sürpriz yapabileceğini nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
    hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
    yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
    gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
    evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
    eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
    dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
    zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
    annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan...
    ömür dediğin üç gündür ,dün geldi geçti yarın meçhuldür...
    o halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür...

    can yücel
    3 ...
  8. 176.
  9. Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.

    Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.

    Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi

    Ağladım.

    Yaşamayı öğrendim.

    Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

    * * *

    Zamanı öğrendim.

    Yarıştım onunla

    Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim
    * * *

    insanı öğrendim.

    Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu

    Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

    * * *

    Sevmeyi öğrendim.

    Sonra güvenmeyi

    Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

    * * *

    insan tenini öğrendim.

    Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu

    Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

    * * *

    Evreni öğrendim.

    Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.

    Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

    * * *

    Ekmeği öğrendim.

    Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini
    Sonra da ekmeği hakça bölüşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

    * * *

    Okumayı öğrendim.

    Kendime yazıyı öğrettim sonra

    Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana
    * * *

    Gitmeyi öğrendim.

    Sonra dayanamayıp dönmeyi

    Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi

    * * *

    Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta

    Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

    Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

    * * *

    Düşünmeyi öğrendim.

    Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.

    Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

    * * ! *

    Namusun önemini öğrendim evde

    Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

    * * *

    Gerçeği öğrendim bir gün

    Ve gerçeğin acı olduğunu
    Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

    * * *

    Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
    8 ...
  10. 175.
  11. yirminci yuzyil turk $airi, cevirmeni, entellektueli. *
    datca'da yilki atlari var beyaz beyaz,
    gormedim ama biliyorum, ayaklari kekik kokan,
    can babanin ruhu kacmis iclerine,
    oyle esrikli, oyle ozgur, oyle guzeller,
    hani atlasaniz sirtlarina, sizi cennete goturecekler...
    2 ...
  12. 174.
  13. göte göt diyen şairdir,
    bu yüzden yerilir yine aynı kişiler tarafından,
    sarhoş diye anılır, keş diye itham edilir,
    ama bu götürmez onun ustalığından

    candır, yücelir şiirleriyle
    babasının ardından koşan bir çocuk
    kaç olursa olsun yaşı,
    hevesli, cesur, ve dopdolu yüreğiyle...
    5 ...
  14. 173.
  15. fotografini ilk defa görünce kafamdaki can yücel profiliyle kıyaslamış ve şok olmuştum.

    özellikle kadınlara ve memelere yazılan onca şiirden sonra çok yakışıklı, giyimine kuşamına dikkat eden ve sportif bir bedebe sahip bir can yücel beklerken bununla karşılaşmıştım http://img160.imageshack....mg160/240/canyucelkv8.jpg

    o fotografını gördükten sonra kendisine daha çok saygı duydugum yazar.
    2 ...
  16. 172.
  17. konuşur gibi şiir yazan şair ve ondan bir şiir:

    Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama, Yarım saat erkene kurulsun saatin..
    Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
    Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
    Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin,
    Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
    Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
    Bak güzelim kahvaltının keyfine..

    Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
    Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
    Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
    Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
    Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
    Ohhh şöyle bir hafifle...

    Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
    Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık,
    Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
    Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
    Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
    Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
    Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
    Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
    Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
    Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara,
    Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

    Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
    Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
    Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
    Saklama tabakları, bardakları misafire
    Sizden ala misafir mi var bu dünyada...
    Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
    Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
    Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

    Gece evinde, dostların olsun
    Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun,
    Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
    Ama en önce ve illa ki sağlık olsun !..
    7 ...
  18. 171.
  19. Yaşadıklarını kar sanma yanına...
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
    Ne kadar yaşarsan yaşa
    Sevdiğin kadardır ömrün...
    3 ...
  20. 170.
  21. bir rivayetide benden olsun.

    vakti zamanında can baba genclikle muhabbetin en alasını yaparak kafayı çeker.
    velhasıl kafa bin bir haldeyken bir dolaşalım lan şu parkı demişler.
    parkın tam ortasında can yücel sırtı üzerine otlara serelenmiş ve göklere bakmış.
    gençlik işte can baba bir laf edecek bizde kapalım hevesiyle birazda matrakçana ne düşünüyorsun baba diye sormuşlar.

    tek ve güzel cevap.

    - başım dönüyor amına koyim.
    3 ...
  22. 169.
  23. benim adım deve
    ben giderim eve
    geldim seke seke
    giderim sike sike.
    2 ...
  24. 168.
  25. büyüktür çok büyüktür, boşuna denmemiştir baba diye, can baba diye. herkesin anlamasına gerek yok sadece anlayan anlasın dediğim büyük üstad, şair, yazar.
    2 ...
  26. 167.
  27. bazı densizlerin hakkında abuk subuk attığını gördüğüm babamdan sonra ki babamdır. en güzel aşk şiirlerinin, hayata dair en güzel şiirlerin, insanın içindeki her türlü duygunun en iyi tercümanıdır. o kadar içten, o kadar samimidir ki yazdıkları ancak yüreğinde kötülük bulunmayan insanların sevip anlayabileceği kadar. o kadar dobradır ki, aklından geçeni ağzından anında dökebilecek kadar. o kadar bizdendir ki, baba diyebileceğimiz kadar. babadır can baba, anadır, kardeştir, yarendir. aradığınız herşeyi onda bulabilirsiniz. tabiki yinede malesef bir ölümlüydü. kendi tabiriyle seke seke geldi, sike sike gitti.
    3 ...
  28. 166.
  29. başka türlü bir şairdir o ,kimisine göre şair gibi yaşayan tek şairdir ,küfrü yerinde zamanında kullanan ve de belki bu yüzden çok yakıştırdığım şair.

    lemana yazdığı ilk yazı metin üstündağ tarafından ,lemanın son sayfasına basılınca üstat şöyle söyler: beni derginin kıçına koyanın, gelir kıçına koyarım.
    1 ...
  30. 165.
  31. Aşklar da ayakkabılar gibidir...
    Bazıları çamur, yağmur, toz toprak, kar buz gibi her türlü "kötü hava"
    koşullarına dayanıklıdır.
    Bazılari ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur", ilk
    yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde
    bozulup gider.

    Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda
    oldugu gibi yüreginizdede NASIR oluşabilir.
    Dar gelen bir ayakkabyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla
    açilir" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak
    kemiklerinizde "deformasyon" baslar.
    Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnızca fiziksel begeniye kapılıp
    "zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu
    duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

    Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değisik
    stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
    Aşkı bir çesit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar, aynen "spor
    ayakkabi" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
    Tersine aşkta tutucu ve istikrarli olmayı benimseyenler "klasik
    ayakkabi" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.Dekolte
    ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen
    aşklar vardir."Bez" ayakkabilar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise
    hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur. "Marka" ayakkabı alır gibi,
    sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar
    görürsünüz.Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık
    süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de
    bilirsiniz. Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı"olup evine
    sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik"
    türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

    Evet aşk "ayakkabıdır".Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"
    kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli
    davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".

    Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiginizde yalnızca "bir
    miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya
    kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!

    Can Yücel...
    0 ...
  32. 164.
  33. "ben aptalliga, haksizliga ofke duyuyorum. insanin iki boyutu var bence; bir, olan insan, bir de olabilecek insan.. insanin olabilecegi boyuta engel olan ne kadar unsur varsa ben buna ofke duyuyorum" demis yazar, sair.

    baska turlu bir seydi onun istedigi, olmadi, ama olacak.
    4 ...
  34. 163.
  35. #3880594 nolu entrydeki şiirini böyle bir günün üzerine okuyunca insan daha garip oluyor. zira bugün, bir adamın bacağının kesilmesine şahit oldum. kanser işte, bildiğin kanser, adamın bacağındaki kemiklerde çıkmış. düzelmemiş, geçmemiş. kestiler sonunda adamın bacağını bugün. uyumadan evvel bacağı vardı, uyanınca olmayacak. bir sevgili ile kaç sene, kaç dakika birlikteyiz? bir işe ne kadar hırsla asılabiliriz? o adam her an o bacakla birlikteydi 41 senedir. şimdi yok o kanının, canının bir parçası. eline, ayağına bile bağlanmayacakmışsın gerçekten. onlar bile terkediyor bir gün seni. sevmeyeceksin hiçbir şeyi çok fazla...
    ve hakikaten ilişik yaşayacaksın bu hiçlikte. ne güzel söylemiş can yücel... gerçeği.
    3 ...
  36. 162.
  37. "O olmazsa yaşayamam O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.

    Demeyeceksin işte.

    Yaşarsın çünkü.

    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

    Çok sevmeyeceksin mesela.

    O daha az severse kırılırsın.

    Ve zaten genellikle O daha az sever seni,

    Senin O'nu sevdiğinden.

    Çok sevmezsen, çok acımazsın.

    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

    Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...

    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

    Senin değillermiş gibi davranacaksın.

    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.

    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.

    Paldır küldür yürüyebileceksin.

    ille de bir şeyleri sahipleneceksen,

    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

    Gökyüzünü sahipleneceksin,

    Güneşi, ayı, yıldızları...
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak...

    "O benim." diyeceksin.

    Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
    Mesela gökkuşağı senin olacak.

    ille de bir şeye ait olacaksan,renklere ait olacaksın.

    Mesela turuncuya, yada pembeye.

    Ya da cennete ait olacaksın.

    Çok sahiplenmeden,

    Çok ait olmadan yaşayacaksın.

    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,

    Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.

    ilişik yaşayacaksın.

    Ucundan tutarak...

    şiir ile her zaman uzak diyarlara götüren ustadır, candır.. *
    5 ...
  38. 161.
  39. mezar taşında " ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi " yazan usta şair .
    2 ...
  40. 160.
  41. dediler usta ölmüş..
    çok gülünçsün be azrail. can yücel de ölmez.
    turgut uyar gibi edip cansever gibi metin eloğlu gibi.. o da ölmez
    sadece uyur uzun uzun..

    usta öleli tam dokuz yıl..
    2 ...
  42. 159.
  43. Bileklerimizi morartmış yeni Alman kelepçeleri,
    Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra
    Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
    Başımızda pirensip sahibi bir başçavuş.
    Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz...

    Bi sen eksiktin ayışığı
    Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!
    can yücel
    2 ...
  44. 158.
  45. biz senle yatmıyoruz ki
    yaşamıyoruz da
    biz senlen yarışıroruz
    önce kim öldürecek
    ölümü diye.....
    saygılar can baba
    3 ...
  46. 157.
  47. 156.
  48. arkadaşın anlattığı bir hikayenin başrol oyuncusu. hikaye ise şu şekilde;
    --spoiler--
    can yücel bir toplantıda ve gazeteciler alakasız bir futbol sorusu yöneltiyor, can yücel sinirleniyor.

    + can bey hangi takımı tutuyorsunuz?
    - kendi takımlarımı tutuyorum.

    bunun üzerine karısına aynı soruyu yöneltiyorlar.

    + hangi takımı tutuyorsunuz?
    - kocamın takımlarını.
    --spoiler--

    (bkz: arkadaşın yalancısı olmak)
    5 ...
© 2025 uludağ sözlük