Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
çatal yüreğimle türkülü yollara,
düştüm ki o kadar olur.
seke seke ben geldim,
s.ike s.ike gidiyorum...
bir insan küfür etmek ancak bu kadar yakışır. ailecek fenadırlar
eşi güler hanım ile can yucele bir reportajda sorarlar
- can bey hangi takımı tutuyorsunuz?
C.Y. ben kimsenin takımını tutmam!
- güler hanim (can yücel in eşi) siz hangi takımı tutuyorsunuz?
G.Y. valla ben can'ın takımlarından başkasının takımını tutmam..
ve
"ben bir osuruk ağacıyım yellendikçe şiirler açan" diyerek kendisini tanımlamıştır.*
ve küfür için demiştir ki "Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur... Küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir!"...
"Üşüyor mu deniz
üstüne boşandıkça yağmur?
Ondan mı dersin
tüyleri böyle ürperiyor?
Ben de gidersem bi gün bu biçim bi sağnakta
Alı al moru mor bir sandal gibi acaba
Yıllar sonra yılmayıp yine
Çarpar mı yüreğim yurdumun sahillerine?"
1926 yılında istanbulda doğan Can Yücel eski milli eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel'in oğludur. Orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi'nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ile ingiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde tamamladı ,askerliğini Kore'de yaptı. Uzun süre Paris'te ve ingiltere'de kalan Yücel, BBC Radyosu Türkçe Yayınları Bölümü'nde spiker olarak da çalıştı.1962'de ingiltere'de, 1709 yılında da Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabını bulması geniş yankı uyandırdı. Ertesi yıl yurda dönünce bir süre Bodrum'da turist rehberliği yaptı. Sonra istanbul'a yerleşti. Çeviriyi uğraş edindi ve bir çevirisi nedeniyle 12 Mart döneminde hüküm giydi. 1974'te aftan yararlanarak serbest kaldı.
Meslek olarak kendine şairliği seçtiğini söyleyen şair, yazın yaşamına üniversitede öğrenciyken yayımladığı şiirleriyle girdi. Şiir, yazı ve çevirileri 1945'ten itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı. 12 Ağustos 1999 tarihinde yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak izmir'de yaşama veda etti , vasiyetine uyularak Datça'da toprağa verildi.
kartpostal efsanesinin esas aktörü duygu asena değil Ece Ayhandir. Duygu asenanın açıklamasını aktarayım.
Ben Can Yücel'e "Nazım Hikmet
kartpostal şairidir" demişim, o da çok sinirlenmiş ve bana "kart
sensin postal da.......... girsin" demiş... Hah hoh hah... Ne kadar
komik değil mi? Ve insanlar bu habere bayılmış, bir an içinde tüm
Türkiye'ye yayılmış... Türlü çeşitli anlatılmaya başlanmış... Bir
radyo programında olmuş, hayır Cem Özer'in TV programında
gerçekleşmiş... Sanki duymuşlar gibi benim ağzımdan böyle bir şeyi,
anlatıyorlar da anlatıyorlar vecd içinde...
Hani ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler ya... En küçük bir
kıvılcım bile yok bu olayın çıkması için. Can Yücel ile çok iyi dost
olmamız dışında...
O da ben de çok üzülmüştük bu olay patladığında ve ne yapacağımızı
şaşırmıştık. Datça'daki Can Yücel şenliklerine konuk olduğumda hala
Güler ve Su Yücel ile bu konuyu şaşkınlıkla anarız.
Şimdi size olayı çözüşümü anlatayım... Sunay Akın bir gün bana dedi
ki; "o laf Ece Ayhan'a aittir"... Ben bunu düşünüp dururken, Arda
Uskan önüme 22 Kasım 1987 tarihli bir Nokta dergisi koydu. içinde Şair
Ece Ayhan'la yapılmış bir söyleşi vardı. Ayhan, Nazım Hikmet ile
düşüncelerine; "büyük şair olduğuna hiç kuşku yok. Bunu anlamak için
Şeyh Bedrettin Destanı'nı okumak bile yeter" diye başlıyor, şöyle
diyordu sonunda: "... 1950 sonrası yazdıkları, Saman Şansı hariç
kartpostal şiirleridir..."
Buyurunuz... işte belgesiyle açıklıyorum... Şimdi ne olacak? Herhalde
Ece Ayhan'ı kadın zanneden bir "salak" bir süre sonra onu benimle
karıştırdı ve Ece oldu Duygu... "Postal girsin" bölümü de o salağın
yaratıcılığı işte.
Sonra binlerce -salak diyemiyeceğim onlara çünkü o kadar çoklar ki-
kişi de bu sevimli olaya bayıldı ve yaydı da yaydı...
Tanınan biri olmanın böyle olumsuzluktan var işte. Yıllarca üzerinizde
hiç hak ermediğiniz bir olumsuzlukla yaşayıp, boşu boşuna insanların
nefretini kazanıyorsunuz...
Siz olsanız nasıl başa çıkardınız bu iğrençlikle? Düşüncelerimi yazma
fırsatım olduğu halde ben başa çıkamadım, internet sitelerinde bana
hakaretler yağdıranlara duyurulur.
Duygu Asena nın 27/06/2004 tarihli vatan gazetesindeki köşesinden alıntı bir yazı..
özellikle anladım şiiri ile beni büyüleyen yüce zat.
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
Neden kendine aşık olduğunu anladım.
Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
Neden hiç ağlamadığını anladım.
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.
Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
Çok acıttığında anladım.
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.
Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.
Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana git dediğimde anladım.
Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
Git dediklerinde gittiğimde anladım.
Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
Aslında hep yanımda olduğunu anladım.
Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım.
Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.
Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...
met üst'ün kendisine yaşanan bir olay sonucunda nasıl anlatacığını bilemeyip akabinde şöyle bi dörtlük yazıp yollamıştır.
Sevgili can baba
Bu yaz sıcağında Datça'da
beni anmışssın galiba
Götüm acayip kaşındıda.
bu dörtlüğü kendisine fakslamıştır. on dakika sonra arayan can yüceldir. ''Laan ben can yücel'im bana kimse laf yetiştiremez hergele. Aferin len yengeç demiştir. işte espirinin hasından ve kendisine verilen ayardan bu kadar iyi anlayan ve gayette güzel karşılayan ağzı bi dolu küfür dolu sevimli insan. Can baba.
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
En Uzak mesafe ne Afrika'dir
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne Seyyareler,
Ne yildizlar geceleri isildayan...
En uzak mesafe,iki kafa arasindaki mesafedir,birbirini anlamayan.....
Doğdum doğalı yürüyordum
Adım adım ölüme doğru
Ama şimdi dışarda evvel-bahar
Çiçeğe durmuş badem ağaçları
içerde masanın üstüne eğilmiş dalgın başım
Sırılsıklam yeleleriyle
Doludizgin gidiyorum gayrı
yüreğine sağlık be can baba, yüreğine sağlık be üstat...
Can Yücel bir etkinlikte kürsüye çıkıp şiir okumaya koyulmuş, öksürmeye başlamış ve sonra "öksürükler şiire dahil değildir" diye uyarmış, şiirlerini okumayı bitirmiş ve sahneden inmeye başlamış. Herkes şaşırmış hayret küfür etmedi bu sefer diye.
Sonra geri dönmüş almış mikrofonu eline "akşam akşam kafanızı Sikdim kusura bakmayın" demiş.
bizzat datçaya gidip mezarına şarap dökeceğim yüce insan. okumadığım şiiri kalmamıştır.
can yücel yazdığı şiirler kadar yaptığı olaylarla meşhur oldu. kendisi sürekli sarhoş gezdiği için ne konuşsa olay oluyordu.
birkeresinde trt 1 can yücel'i konuk etmişti canlı yayında sohbet ediyorlar.can baba araya küçük küçük küfürler yerleştirip konuşuyor.sonra telefona duygu asena bağlandı .tabi daha önce bir yazısında nazım hikmet'e kartpostal şairi demişti.can baba da buna kızmış galiba.duygu asena konuşup durdu.en sonunda can baba bir yudum su içti mikrofonu eline aldı ve dediki:
+kart sensin postal da sana girsin.
benle babam bir saat gülmüştük.tabi trt hemen reklama girdi.
ama can yücelin neyzen tevfik'ten etkilendiği cok açık.
can yücel icin o adamın neresi seksi diyen mankeni canlı yayına bağlanarak seni bir siksem anlarsın ne kadar seksi oldugumu diyen yazar, şair, çevirmen muhterem zat.
Eski Milli Eğitim Bakan Hasan Ali Yücel'in oğludur, muhteşem şiirlerinin yanı sıra iyi içmesi ve sağlam küfretmesiyle bilinir. Bu küfürlerden en sağlamını muhtemenlen Nazım Hikmet'e canlı yayında kart postal şairi diyen Duygu Asena, "Kart sensin, postal da sana girsin" şeklinde almıştır.
lafıyla kodumu oturtan zeki, usta şair.
başından geçen olaylar, efsane şeklinde anlatılır hep.
datça özellikle onun mesken tutuğu eski datça müthiş bir yer.
o şiirler ancak öyle bir yerde, zeki bir şairden çıkardı zaten.
BAĞLANMAYACAKSIN
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o'nu sevdiğinden...
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya ya da pembeye
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
"Başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer ne buluta benzer
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz havası ayrı hava
nerde gördüklerim nerde o beklediğim kız
rengi başka tadı başka..."