bir sergide ortada dolanırken, alımlı bir kadın heyecanla yanına gelir:
- can bey, tanıştığımıza ne kadar memnun oldum anlatamam. sizin en büyük hayra nınızım.
can baba sırıtır:
- demek öyle, yatalım o halde?
kadın küskün bir ifadeyle bozuk atar:
- aşk olsun can bey!!
can baba cevaplar:
- aşk da olacak elbet..
Gazetede yazı yazmaya başladığında götü aleni şekilde yazdı diye hakkında açılan davada hakim Can Yücel'e sorar neden böyle yazdın diye.Can Yücel uzun bir savunma yapar.Savunması aynen şöyledir:Hakim bey bizim köye ilk kez doktor atandığı yıllarda köylülerden biri hastalanır ve doktora gider.Doktor bizim köylüyü muayene eder ve fitil yazar çıkarken de bunu anüsten alacaksın der.Köylü de tamam diyerek doktorun yanından ayrılık kahveye gelir.Kahvede oturanlara doktor bunu anüsten al dedi demeye de bu anüs nere diye sorar.Herkes birbirine bakar bilen yoktur ama adamın da rengi iyice solmuştur ne yapmalı ne etmeli derken köylülerden biri doktoru arayıp soralım der.Ama devletin koca doktorunu kim arayacak sorununu aşamazlar.Düşünür taşınırlar ve muhtara derler sen arayacaksın devletin doktorunu muhtardan başkası arayamaz.Muhtar eli mahkum kabul eder ve doktoru arar.Dohtor bey bizim köylülerden bir tanesi sana gelmiş sen ona bir ilaç yazmışsın ve anüsten al demişsin amma biz anüs neresi bilemedik der.Doktor haa makattan verin makattan der telefonu kapatır.Muhtar köylülere döner ve makattan verilecekmiş dohtor öyle dedi der.Herkes birbirine bakar makat neresi peki?Bilen yoktur bu arada hasta iyice ağırlaşmıştır.Herkes düşünmeye başlar ne yapalım diye,en son muhtarın doktoru tekrar arayıp makatın nere olduğunu sormasına karar verirler.Ama muhtar yok ben arayamam devletin doktoru dalga geçtiğimizi zannedecek kızacak der.Fakat köylüler bastırır sen madem muhtarımızsın adam ölüyo araman lazım.Neyse muhtar ikna edilir ve doktoru arar muhtar.Dohtor bey ben muhtar siz biraz önce makat dediniz ama biz makat neresi bilemedik der.Doktor biraz acelesi olan sesle götünden sokun der kapatır. Muhtar telefonu kapatır tüm köylüler muhtarın cevabını beklemektedir. muhtar konuşur demiştim size dohtor çok kızacak diye götüne sokun dedi der.
Hikayeyi bitirir ve savunmasını tamamlar:Kısaca hakim bey bizim köyde göte göt derler.
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
işte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
içine doğdu belki de
işte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım..
her açıldığın da başlığı, beğeniyi belirtme isteği duyulan yazar. Nasıl da içten vurur alatımı. Nasıl yaşamıştır bu kadar çok duyguyu ki bu kadar güzel anlatır.
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
işi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
inadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... istemek de güzel.
"çatal yüreğimle türkülü yollara düştüm ki okadar olur. seke seke ben geldim, sike sike gidiyorum". dizelerindeki gibi, doğallığı şiirlerine yansıtmış; büyük şaairlerimizden di.