yapraklarla dökülen acı bir güz yağmuru
beni gözyaşı içmiş çevrem kadar ıslattı
sensin diye inledim kim gelse bana doğru
kim gitse sensin diye yüreğim hızla attı
bütün bir gün bekledim sığınıp bir serviye
esen rüzgarlarla döndü yarı yoldan dileğim
son geçen yolcu sordu 'beklediğin kim?' diye
beklediğim mi ben ah onu nerden bileyim
bir kaldırım taşını bağrına basıp yatan
çıplak adam soğuğu nasıl içten duyarsa
nasıl aç yavrusuna binbir masal anlatan
dul ananın içinde dinmez bir acı varsa
benim de ufkum geniş benim de kollarım dar
çekiyorum varılmaz güneşlerin yarısını
çekiyorum aç kadar, çıplak kadar
gönüllüsü olmayan bir gönül sıtmasını!
seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınamadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım?
neden küçük bir gülümseme için
büyük espriler gerekli bize
ve neden cinnet besinci kattayken yakalar insanı?