o, büyüyü görmedi. kendi gözlerindeki büyüyü. yarattığı her güzellik onun gözlerindeki büyüden doğardı. bu dünyaya ait değilmiş gibi; sessiz, huzurlu.. nefes alışları derinine işlerdi insanın. yanındayken o kadar berraktı ki; sanki ne düşündüğünü duyardın. avucunu açtığında içine konan bir kelebek gibiydi, avucunu kapatırsan büyüsü sönecek, ölecekti. yapabileceğin tek şey ellerin açık bir şekilde onu misafir ettiğin bir tek günün tadını çıkarmaktı; çünkü onu zorla tutamazdın, gitmek istediğinde elbet gidecekti. tamam, ömrü bir kelebekten daha uzundu belki; ama teninin üzerinde konaklayışı bir günden fazla asla olamazdı. doğasına aykırı, mükemmel doğasına tamamen zıt..
hem de gittiğinde her şeyi unutmuş gibi yapacaktı. senin sözcüklerin hiçbir şeyi anımsatmayacaktı. fakat unutmadığını sen çok sonra anlayacaktın. sessizlik içinde cesaretin yavaş yavaş yitip gittiğinde, onun sözcükleri seni harekete geçiremez kılacaktı. korkup, bir köşede aklındaki karmaşanın tutsağı olacaktın; güzellikleri işte sen o zaman unutmaya başlayacaktın. yine de yağmur tanelerinden geçen güneş ışığının renkli parlaklığı sönmüyordu işte, büyü bitmiyordu..
mükemmel bir grup yorumşarkısı. dönemin koşullarını göz önüne sermesi bakımından da önemlidir. sonuçta krizlerin, baskıların, fail-i meçhullerin olduğu bir dönemdi. ve şarkı bunları anlatarak yaralı bir toplumun hasar görmüş hafızasını geleceğe taşıyor.
büyü de baban sana büyü de büyü
acılar alacak yokluklar alacak büyü de baban sana
büyü de baban sana büyü de büyü
bitmez işsizlikler açlıklar alacak büyü de baban sana
büyü de baban sana büyü de büyü
baskılar işkenceler kelepçeler gözaltılar zindanlar alacak
büyü de baban sana büyü de büyü
büyüyüp de onyedine geldiğinde
baban sana idamlar alacak
büyünün tutacağına inanmazdım, bunlar hurafe der geçerdim. t'aki amcamın teyzeme büyü yaparak teyzemi küçük kardeşine eş yaptığı güne kadar. benim için orada bitti herşey. dağlar biraraya gelir biz gelmeyiz diyen kadın koşarak geldi büyülü makarnayı yedikten sonra. dehşete düşmüştüm, hala aklımda olanlar.
çok saçma bir türk filmi. saçmalığı içinde barındırdığı görülemeyen varlık temasından yada kötü oyunculuktan falan kaynaklanmıyor. saçmalığın asıl sebebi içinde barındırdığı ciddi mantık hatası. filmi izleyenler bilir, bir grup arkeolog bir köye giderler sonra ortaya çıkan bir varlık kimisini s.ker kimisinin içerisine girer fakat sonunda birisi hariç hepsini öldürür. o son kalan hatun kişide felak ve nas sureleriyle varlığıalt edip deli hastanesini boylar. filmin sonunda inasnın aklına şu soru geliyor tabi ' e be kardeşim madem biliyordun sen bu sureleri arkadaşlarının anasını bellerken nerdeydin, kendine müslüman mısın? '.
en iyi komedi filmine aday bir başyapıt!
hoca ve öğrencileri arkeolojik bir kazı yapmak amacıyla toplaşır. kazı alanına gitmek için bildiğin bir katıra nevaleyi yüklerler...günlerce ıssız yollardan , dar patikalardan yürürler eşşek de arkadan...
sonunda kazı yerine gelirler, eşeğin sırtından, langur lungur helak olmuş ama eşek bu arada, malzemeler iner. akşam kazı alanında ateş yakılır, e bir hoşgeldik valla geyiği yapılacak ya, şarap açılır. bilin bakalım allahın unuttuğu dağın yamacında şarap neyle içiliyor. bildiğin ayaklı kadeh! bu kadar meşakkatli yolculuk sırasında herkesin, eşek dahil, boku çıkmış ama şarap kadehleri sapasağlam torbanın içinden özenle çıkmıştır. filmin sonunda da paşabahçe ye bir teşekkür bantı bile geçmez bu düşüncesizler.
yaş olarak gelişmiş olsa da hala çocuk gibi davrananlara, ailesi ya da yakın çevresi tarafından söylenen emir içerikli bir eylem olmanın yanısıra,*genel olarak kötü yöntemlerle bir kimsenin iradesini yok ederek yeni bir düşünce tarzı ortaya çıkarılmasını sağlamak anlamına da gelmektedir.aynı zamanda bir film ismi.