gece gece bir şeyler yemek için kapağını açtığım ama içinde bozulmamış bir besin kaynağı bulamayınca; bu a*na koyduğum gene mi çalışmıyor dedirtendir. günaha sokmuştur efendim gene.
o değilde, ulan beyaz peynir gene yalan olmuş ona yanıyorum amk.
dün gece 01:16 da içimi bir ürperti sardı. evde tek başına olmanın verdiği gerginliğin üstüne, çamaşır makinemin içine şeytan girdiğini düşünmem zaten varolan gerginliğimin üstüne tuz biber ekti. televizyon karşısında uyumayı adet edinen ben, tv sesine değil de çamaşır makinesinden gelen o garip sesleri duyuyordum sürekli. gidip baktım ne oluyor buna diye; makine aynı exorcist filmindeki içine şeytan girmiş kız gibi, zıplıyor, titriyor, garip sesler çıkarıyordu. üstüne üstlük deterjan kapağından da yeşil yeşil sıvılar çıkarıyordu. yavaşça banyonun kapısını kapatıp kitledim. banyoya en uzak olan odaya gidip diz çöküp oturdum. aslında her şey 2 sene önce başladı. o zamanlar makine eve yeni gelmişti. güzeldi, alımlıydı.. bir bakan bi daha bakıyordu. eve attığım kızlara önce makineyı gösterirdim ki bu da işleri kolaylaştırırdı. çok güzeldi. ama ben yine de bir gariplik seziyordum onda.
mutlu mesut günlerimden biriydi. makineye çamaşır attım. 40 derecede yıkayacaktım onları. her şeyi ayarladım ve start tuşuna bastım. sonra içeri gidip bilgisayarın başına geçtim, her şey normaldi yani. ama birden banyodan garip sesler gelmeye başladı. gidip baktım ve makinem yürüyordu. titreye titreye, çarpık adımlarla yürüyordu. nerdeyse banyonun kapısına kadar gelmişti. ama bunu o zamanlar o kadar önemsemedim. daha önce ki makinemde yürüyordu. normaldi yani..
bu yürüme olayından sonra ki 6-7 ay her şey normaldi. çamaşırlarımı yıkıyordu, kurutuyordu. yürümeleride çok seyrelmişti. günler geçtikçe ve üst tarafının boyası kalkıp açılmaya başladıkça, makinem beni çarpmayı tercih eder olmuştu. ilk çarptığı gün hafifçe bir gülümseme belirdi suratımda. merhametle gülümseyerek makinemin kafasına bir okşama hareketinde bulundum. ne de olsa eski arkadaştık. ama hiç de öyle değildi !! bunun hemen arkasından (onu fayanslara sabitlemek suretiyle yatağına bağladığım halde) olduğu yerden zıplamaya, ve çıkardığı seslerle lanetli efsunlar okumaya başladı. kimse bunu fark etmemiş olsa da ben anlıyordum hiih hih hiii! diye bağırıyordu öleceksiniz, sigortanızı attırıp yangın çıkarıcam, düğmelerinizi kırıcam, çamaşırları yırtıcam! bunun üzerine bir tamirci çağırdım. tamirci getirdiği garip aletlerle makineme bir şeyler yapıyordu. banyonun kapısını kapatıp onu makineyle baş başa bırakmamı istedi. ve bunu yaptım bende. odaya gidip başka şeylerle ilgilenmeye çalıştım ama aklım ve kulağım banyodaydı. garip inlemeler ve bağırtılar geliyordu. yaklaşık 10 dk sonra tamirci bir hışımla kapıyı açtı ve terli yüzüyle bana dönüp onu artık kurtaramayız dedi. ücret bile talep etmeden kapıyı çarpıp gitti
işte o tamircinin eve geldiği yağmurlu günden bu yana fişini takmadığım sürece uslu bir çocuk kadar sessiz ve sevimli duran makinemle huzurlu günler geçiriyorum.. fişi takılınca değişiyor. gerçek yüzünü gösteriyor, su akıtıyor, elektrik çarpıyor... kirli suyunu canı istediği şekilde banyoma bahşediyor, kapağını keyfine göre sıkıştırıyor. kazanı dönerken kulakları sağır edici gürültüsüyle tıkırdıyor, fayansları çatlatıyor. ve en kötüsü de yerinden her zıpladığında beni hala efsunlarıyla lanetliyor.
Yazdan önceleri buzdolabını açtığımda her seferinde buzdolabından gelecek "Ne bakıyon lan?" tepkisinden tırsardım. Şimdi açıp açıp duruyorum. Maksat serinlik olsun, 40 derecede.
bir evin en mahrem beyaz eşyalarından biridir bana göre. eve dışarıdan gelen hiç kimse o beyaz eşyanın kapığını açmamalıdır. acaip sinir olurum. belki içi bomboş, ya da akşama gelecek misafir için yapılmış sütlaç var, ya da sevgilim için saklasığım puding var ve tekrar yapacak zamanım ya da alacak param yok. gelirler o lanet eşyanın kapağı açılır, "aa sütlaç mı vardı aldım ben bunu yedim şekerim" diye lüpletilir. zıkkımın pekini ye. ben onu sana ikram edicek olsam zaten çıkarır koyarım önüne ziftlenirsin bokboğaz. sevmem. hatta nefret ederim evime gelip de buzdolabıyla haşır neşir olan insanı. evet bir evdeki en mahrem dolaplardan biridir. kişinin özelidir. açmayın, açtırmayın.
komşulardan beleşe alınıp motoru bozlunca öğrenci evinde 150 tl verilip çıkma motor taktırılan vee evlat acısı gibi koyan tek kapılı ayda bir buz çözmesi yapılması gereken dolap.
binbir çeşidi olan soğutucu. efendim amerikan tarzlı olanı, gardrop tipli olanı, kombi tarzlı olanının yanında kahvaltılık bölümü var mı, mavi ışığı var mı, içecek soğutucu var mı, su termoslu olanı var mı(hani şu kapağın üstünde yer alan musluk) gibi sorularla tüketicinin aklını karıştıran beyaz eşyadır. en iyisi hangisi diye soracak olursanız general electric, sub-zero, küppersbusch'dur.
elektrikle çalışan yiyecekleri soğuk tutarak bozulmalarını geciktiren eşya. ev, işyerleri ve fabrikalar için özel olarak tasarlanmışları vardır. adı üstünde buz elde etmek için de kullanılır.
ayrıca bu eşyaya türkçe ad kazandıran vatandaşımız her kimse onu kutlarım. çok yerinde bir isim bulmuş. demek ki istendiğinde oturgaçlı götürgeçten daha mantıklı türkçe karşılıklar bulunabiliyor. kusur dilde değil; onu geliştiremeyende diyebiliriz.