mahallenin bakkalından utanıldığı için birkaç mahalle öteden alınıp mümkünse evde kimse yokken pür dikkat her sayfası ile özel bir anı yaşatan ufuk açıcı etkiside bulunan bir afrodizyatır.
ömrümün ilk 12-13 yılında görebildiğim en müstehcen şey...
internetin yaygınlaşmadığı, bir gece vakti girilmeye çalışıldığında tüm ev ahalisinin uyandığı yıllardı. o yaşlarda cd'den neyin de anlamazdım. anlasaydım da tezgah altından erotik film satan korsancı abilerden isteyemeyecek kadar utangaçtım. aslında şimdi düşününce... hala isteyemem sanırım. neyse, sonuç olarak ben ve benim gibi diğer arkadaşlarımın da elde etmesinin en mümkün olduğu müstehcen yayın bulvar gazetesiydi. hatta onu bile elde etmek çok kolay değildi bizim için. hiç değildi hem de...
altıncı sınıfa gidiyorduk sanırım. 12 yaşında falandık yani. bahar aylarındaydık. malum, o yaşta ve o mevsimde biraz şey oluyor... böyle, cinsel istekler ilk defa güçlü bir biçimde gün yüzüne çıkmaya başlıyor. hani, yeni bir oyuncağın olunca onunla oynamayı abartırsın, bir ara sürekli onunla oynarsın ya. o durumdaydık. anlayacağın azmıştık yani malum organımızın işemekten başka fonksiyonlarının olduğunu da öğrenince. geri dönüp bakınca utanmıyorum o yıllardan aslında. o da ayrı bir renkti. her ne kadar bazı arkadaşlarımız çok abartınca şeyleri kopup ellerinde kalsa da... yok lan yok. şaka. şimdi küçük yazarlar var biliyorum. korkmayın. kopmuyor. ama yine de şansınızı zorlamayın derim ben.
ha işte, bundan seneler önce bu mevsimde öyle coştuğumuz bir vakit dedik ki ne yapsak acaba. mutlaka bir şey yapmalıydık çünkü. yerimizde duramıyorduk. düşünürken düşünürken içimizden biri dedi ki-dur dur. fıleşbek yapalım burada, moda oldu zaten.
-olm, bulvar alalım lan.
+hakkaten lan. ben ilk sayfayı gördüm. süperdi.
*bir gün de görme ilk sayfasını. özellikle gidip bakmıyon sanki her gün.
/ben almam. yakalanırız.
-lan hadi! kaç paramız var?
+ben veririm parasını olm. ama bende kalır. ilk sayfadan sonrasını göremedim hayatımda hiç.
*haha, ulan ben bile gördüm. sapık olacan bir de...
/ben de görmedim. yakalarlardı annemler.
-tamam o zaman. sen ver parasını. ama kim girip alacak.
+ben girebilirim ama tanınmamam lazım.
*öyle ben de girerim lan! nasıl tanımayacaklar?
/ben girmem. yakalanırım.
işte biz böyle dört kafadar bulvar almaya karar vermiştik. ama şöyle bir şey vardı ki hiçbirimiz alırken görülmek istemiyorduk. napabilirdik peki? yaşımıza ve o anki ruh halimize göre yaratıcı sayılabilecek bir fikir bulduk. izlediğimiz gangster filmleri sayesinde elbet. evi en yakın olan gidip kar maskesini alacaktı. bir kişi kar maskesiyle asıl icraati yaparken iki kişi de kapıda erketeye yatacaktı. öteki mi? o bir şey yapamazdı. yakalanırdı.
evet, aslında gidip gazete almak gibi kolay bir işlemdi yapacağımız. ama o kadar basit değildi işte. dedim ya, bizler için çok müstehcendi. o yüzden böyle bir ocean's 11, bir italian job, bir reservoir dogs atraksiyonlarına girişmiştik.
plan genel olarak fena değildi. en azından kimliğimiz saklı kalacaktı. mekan olarak da küçük çaplı bir süper market seçmiştik ki kalabalık arasında dikkat çekmeyelim. ama dikkatimizden kaçan bir şey vardı. hesaba katmadığımız bir şey... bahar ayında, güneşin altında kar maskesi takılır mı lan! kar maskeli arkadaş içeri girince otomatikman herkesin dikkati ona yöneldi. adam bir de o kadar keskin hareketler yapıyor ki zannedersin az sonra silah çıkarıp "bu bir soygundur" diye bağıracak. neyse ki üzerindeki onca bakışa rağmen hormonları galip geldi ve bir bulvar alıp hemen kasaya koştu. kasiyer şaşkın, müşteriler şaşkın... gülümsüyorlar. ben arkadaşın kızardığını maskenin altından bile fark edebiliyorum. ha keza ben de kızarıyorum, hissediyorum. arkadaş parayı ödeyip kaçarak geliyor. koşuyoruz, koşuyoruz, koşuyoruz. yeterince uzaklaştığımıza kanaat getirince duruyoruz. bu arada arkadaş gazeteyi üniformanın içine sokmuştu tabi kimse görmesin diye. bir saat kadar da tenha bir yer arıyoruz ki "yakalanmayalım". nihayet bin bir cefadan sonra bulduk. açtık gazeteyi şevkle. resimleri inceledik. haberleri okuduk. bildiğin okuduk. o kadar aksiyondan sonra etinden, sütünden, butundan yararlanacaktık elbet. gördüğümüz sadece dört beş resimdi ama mutluyduk. memnunduk. bizi memnun eden o resimler değildi. bizim için bu derece olağandışı olan bir şeyi yapabilmemizdi. tabuları yıkabilmemizdi. memnunduk evet. sapığımız memnundu, bulvar alma fikri aklına gelen deha arkadaşımız memnundu, ben memnundum. öteki mi? o da memnundu. yakalanmadı. hepimizden fazla baktı bir de şerefsiz.
yıllar sonra bile gazete alırken bulvar gördüğümde hep gülümsedim. şimdilerde yayın hayatı bitmiş galiba. yazık olmuş. çocukluğumu hatırlardım halbuki. bulvar gazetesi çocukluğumu hatırlatıyordu, evet. noldu? tuhaf mı geldi? öyle ama. garip bir dönemin garip çocuklarıydık işte. her birimiz.
eniştemin bana para verip bütün gazeteleri al deyip aldığım gazetelerin içine onu da kattığım gazetedir. sonra bütün akrabalara rezil etmiştir beni kendisi.
apo'nun yakalandığı gün her gazete bırakın manşeti tüm gazeteyi bu olaya ayırmış, ülke içinde derin bir merak ve bayram havası hakimdi, fakat görünen o ki bulvar yine bulvardı, işte o günkü manşeti: "arab"ınkini gördü böyle oldu."
vakti zamanında ergenliğe yeni girdiğim yıllarda elde edebilmek için türlü taklalar attığım, apartman komşum olan hasanın evine sağlep içmeye davet edildiğim gün, evlerinde sehpanın üstünde fütursuzca duran bulvar gazetesini görünce; olum kaldırsana bunu annen baban görmüyormu bunu dediğimde, hasanın gayet pişkin bi şekilde; olum bu bizim aile gazetemiz annem babam ablalarım hep bunu okuruz dediğinde, dumur olup kaldığım...ergenlik yıllarımda hayal gücümü zorlamamda bana yardımcı olan erotik formattaki gazetemsi.
90 larda ilk defa gördüğüm, sonrasında da 90 ların sonunda, 2000 lerin başında, lise ergenliğimizi yaşadığımız zamanlara gelen dilimde bol bol, ders aralarında okuyup taşak malzemesi olarak kullandığımız, abazan gazetesi(ydi).
buna mukabil, vitrinin kapaklı bölümünde bulduğum bir adet dua kitabının üzerinde de görmüş olduğum ''bulvar gazetesinin hediyesidir'' görmem de, yaşadığım hezeyanlardan birisidir. zamanla bulvar gazetesinin, darwin dayının evrim teorisine taş çıkaracak derecede evrimleştiğini görmek, iki uç örnekten gayet mümkündür.
ilk otuzbir deneyimimin baş kahramanı gazete. gerçi o dönem başka seçeneğimiz yok zaten. * bakkala gazeteyi almaya gidişimi hatırladım şimdi.
önce bi dışarıyı süzmüştüm gören varmı aldığımı diye, olmadığını anlayınca hızlı adımlarla bakkalın içine girmiştim. orta yaşlı bi abi vardı bakkalda ve ben parayı uzatırken sırıtmaya başlamıştım gazeteyi gösterip. o da sırıttı görünce, o sırıtınca ben kıkırdamaya başladım, ben kıkırdadıkça o kahkaha attı. ama gülmeye fazla vaktim yoktu. annemler eve dönmeden gidip otuzbir çekmem gerekiyodu. bakkaldan konuşma yapmadan aldığım ilk ve tek üründür ayrıca.
adının hakkını bu kadar kör göze parmak yapa yapa veren başka bir gazate dünya tarihinde görülmemiştir. sırf bu yüzden bile takdir edilmesi gerekir. türkiye'de anlı şanlı siyasi gazete diye satılan hürriyet, sabah falan da aslında bulvar gazetesi'dir ama bunu söylemek işlerine gelmez. türkiye'nin en çok satan gazetesi posta zaten öyle.
çocukluk dönemi, yani yeni kamışa su yürüdüğü zamanlarda 90'lar kuşağına mensup herkesin mutlaka evin çatısında sakladığı gazetedir.
attığı başlıklar ilginçti.
Daha altı yedi yaşlarındayım. Benden üç dört yaş büyük kuzenim hadi alalım demişti. Aldık odanın kapısını kilitledik. Zevkle hayattdık en güzel gazetenin resimlerini keşfetmeye başladık. Gazeteyi yakaladı annemler sonra. Ufaklıgıma dair bir hatırladır bulvar gazetesi benim için.