Bir sayfasında Kafka'nın "hep bu ak kağıt gözüme batar, ondan karalarım durmadan" dediği harika ötesi kitaptır. Keşke milena'nın yazdıkları yakılmasa da onları da görmüş olsaydık derim.
--spoiler--
Milena, milena, milena... Adından başka şey yazamıyorum !.. Yazmalıyım ama bugün şaşkınım, yorgun ve sensizim milena! Yarın da yanımda olmayacaksın! Nasıl bitik olmayayım?.. Hastayım diye altı ay dinlen, günlerini hoş geçir diyorlar bana, oysa bu süre içinde yalnız dört gün bağışlanıyor!.. Bu dört günün salı ve pazarından yalnız bir parça, sabahlarla akşamlar da yok ediliyor üstelik! Tam bir esenliğe kavuşmadımsa suç bende mi, milena..? Sol kulağına fısıldıyorum bunları; Güzel bir yorgunluktan sonra derin bir uykuya dalmışsın. Yoksul bir yataktayız, sağdan sola dönüyorsun ağır ağır, dudaklarımdan yana... Yolculuğum nasıl mı geçti? Anlatayım: istasyon da gazete bulamayınca sokağa fırladım, sevindim buna da, ama yoktun sen, gitmiştin!..iyi dedim, böyle olması gerekirdi! Sonra gene trene döndüm, düzüldük yola, gazeteyi okumaya başladım. Nasıl olması gerekirse, öyleydi her şey... Biraz sonra vazgeçtim okumaktan, sen yoktun artık yanımda... Yanımdaydın elbet, bunu bütün benliğimle duyuyordum, ama birlikte geçirdiğimiz o dört günün yakınlığına benzemiyordu bu. Alışmalıydım bu çeşidine. Gene okumaya başladım: Bahr' ın günlüğünü okuyordum gazetede grein'deki bir yeri anlatıyordu... Bitirdiğimde yazıyı dışarı baktım, ters yöne giden bir vagonun üstünde; Grein yazılıydı! Karşımda oturan biri; Narodni Listy' nin geçen pazar ki sayısını okuyordu. Ruzena Jesenska'nın bir yazısı ilişince gözüme, istedim gazeteyi adamdan, bir göz attım, bıraktım sonra... Beni uğurlarken gördüğüm yüzünü anımsadım da o yüzle oturdum ben de. Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena... Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki. Ne söyleyeyim daha?.. Kafam ve ellerim dinlemiyor beni.
--spoiler--
beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar. (...) bak milena, "en çok seni seviyorum" diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, "sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla" dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki..*
Bu sıralar okuduğum birkaç kitaptan biridir. Antik Batı Klasikleri'nden çıkmış çeviriyi çok önermemekle birlikte az önce okuduğum şu alıntı beni benden aldı.
"Sustuğum zaman bile konuşmuş olacağım, çünkü şu an bir sözcükten fazla bir şey değilim."
(bkz: Franz Kafka)
franz kafka'nın sevgilisi milena jesenska'ya yazdığı mektuplardır. milena'nın kafka'ya gönderdiği mektuplar yakılmış iken,franz kafka'nın milena'ya gönderdiği mektuplar muhafaza edilerek daha sonra kitap haline getirilmiştir.
"..bugün bir viyana haritası gördüm, senin sadece bir odaya ihtiyacın olduğu halde böylesine büyük bir şehrin inşa edilmiş olmasını bir anlığına aklım almadı."
93
benim için dünya binlerce ile dolu..
dürüst bir insanım milena. esaretin izin verdiği kadar dürüst. bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende. huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana. herşeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim. sadece geleceğimi değil geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım. dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor. palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?.
kafka nın milena jesenska'ya yazdığı mektuplardır. orjinal hali şöyledir:
11 Nisan 1920
Sevgili Bayan Milena'ya,
Size önce Prag'dan sonra da Olomouc'dan yazdığım kısacık mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum. Sizi ilk gördüğüm andan itibaren aklıma kazıdım. Ama insanoğlu işte unutuyor. Yarım kalmış bir düş gibi aklımdasınız. Önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar,sandalyeler,geçtiğimiz yer hatta elbiseniz bile gözümün önünde. Yüzünüzün ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç hem de çok…
17 Nisan 1920
Tüm gece yağan yağmur nihayet durdu. Ama göreceksin nasıl yağıyor. Rahmet işte. Neyse bu yaz su sıkıntısı çekmeyeceğiz gibi, barajlar dolmuş.
24 Nisan 1920
Çok geçmiş olsun Bayan Milena. Havalar bir tuhaf, bir iyi bir kötü. Dikkat etmek lazım,tiril tiril çıkmamak lazım dışarı. Bir nane limon veya Tylolhot(taylot) için kendinize gelirsiniz. Sizden iyi haberler bekleyeceğim.
28 Nisan 1920
iyileştiğinize sevindim Bayan Milena. Sıkılıyorum size böyle hitap etmekten. Devlet dairesinde bir memur edasında konuşmaktan. Yazmayı unutma Milena.
12 Mayıs 1920
Bu akşam tek başıma uzun bir yol yürüdüm. Lanet olsun keşke yürümeseydim. Peşime takılan ayyaşlar mı dersin kovalayan sokak köpekleri mi dersin. Bakma 40 kiloyum ama vurdun mu yere sererim adamı. Deli kuvveti vardır bende.
28 Mayıs 1920
Mektuplarınızın benim üstümdeki etkisini hiç küçümsemeyin Milena. Zaten senden gelip de dayanamayacağım ne olabilir? Yazmaya devam et lütfen Milena. Yaz gız.
16 Haziran 1920
Anladığım kadarı ile ikimiz de çekingen ve ürkek insanlarız. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Artık her haltı yazacağım ben Milena seni bilmem ama ben döküleceğim sana karşı. Öptüm.
24 Temmuz 1920
Geç geldi mektupların. Sana bebişim ve al dudaklım dediğim için kızmışsın. Tamam bir daha demem keçi kılım. Şaka şaka:D
25 Temmuz 1920
Sana biraz geçmişimden bahsedeyim. Babam. Benim yazar olmamın en büyük sebebi maalesef.Keşke başka sebep olsaydı yazar olmama. Onun üzerimde uyguladığı baskı beni bu duruma soktu.Beni her gece hortumla döver, demeyeceğim. Ondan korkmazdım ama hep boyun eğerdim babama. Bu arada mektupta “ Onu sevdiğim doğru ama seni de seviyorum Franz” diye yazmışsın. Bu olmadı işte. Kocanı terketme Milena, beni sevme ne olur??:S
2 Ağustos 1920
Bu arada, bu arkadaşım Max Brod var ya. Şerefsizin önde gideni. Hiç sevmem bu herifi ama yapıştı bana ayrılmıyor götümden afedersin. Yazarım ya benim sayemde çevre edinmek,prim yapmak istiyor pezevenk. Buna 100 Çek Lirası borç verdim hala ödemedi.,tuvalete bile gidilmez bu herifle.
17 Ağustos 1920
Milena aklımdan çıkmamaya başladın. Sürekli gözümün önüne geliyorsun. Sana çok ihtiyacım var inan. Buluşabilirsek şayet yüz yüze gelmemizden önceki son mektuptur. Aylar sonra ilk defa gözlerim bir işe yarayacak seni görerek.
3 Eylül 1920
Niye uzun süre cevap yazmadın Milena? Seni görmem gerek, sana aşığım artık diyorum Milena. Lütfen cevap yaz..
19 Eylül 1920
Cevap yaz artık keçi kılım.. Lütfen Milena bir şey söyle
1 Ekim 1920
Milena artık kocanı terkedebilirsin. Salla o herifi,beni sev Milena. Beni seveceksin bana varmalısın..:(
17 Ekim 1920
Cavap yazsana lan artık kaltak. Bak bende deli kuvveti vardır,adresinizi öğrenirim evinizi basarım. Bir güzel kocanı döver, seni dağa kaldırırım..
21 Ekim 1920
Benim olacaksın Milena benim. Bırakmam senin peşini gavurun kızı.
23 Ekim 1920
Çok özür dilerim Milena çok. Son 4-5 mektubu yazarken içkiliydim. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Ne olur affet beni.:( kib teo..
3 Haziran 1924. Kafka öldü.. Ama işgüzar arkadaşı Max Brod bu mektupların hepsini yayınladı.. Lanet olsun sana Max Brod..
Kafka'nın milenaya yazdığı mektupları kapsar.
şu satırlarıyla kahvenizi hızlı tüketmenize sebebiyet verir.
"karşılıklı kapıları olan bir odadayız sanki; ellerimiz kapı tokmaklarında, karşısındakinin bir göz kırpışı berikini kaçırmaya yetiyor; hele biri söz edecek olsa, öteki kapısını kapamış gözden yok olmuştur, biliyorum. açacak kapıyı gene elbet, bu öyle bir oda ki, bırakılamaz belki de. biri ötekine benzemese bu kadar, rahat olsa, ötekine bakmıyormuş gibi davransa ... odayı düzene sokacak yavaş yavaş, herhangi bir odaymış gibi; ama hayır, o da kendi kapısının önünde öteki gibi davranıyor ... kimi vakit ikisi de kapının ardına kaçmışlar ve bu güzel oda bomboş kalıyor."
kafkanın bu sözcüklerini okurken gözünüzün bir yerden ısırdığı 'şey'in aslında yaşamınızın bir parçası olduğunun farkına varmanız olası.