ben de diyorum bu çocuk nerede. uzaklaşmış, selamını da unutmamış sağ olsun. gitsin, dolaşsın, bataklık sinekleriyle uğraşmaya değmez bu hayatta. onların ömrüde bataklık kuruyuncaya kadar zaten...
çok paramız olursa, marsilya'ya gidelim brell! şaka değil! ama önce bu hayata karşı bir duruşumuz olsun! sağlam.
dost, arkadaş, sırdaş, yürümeyi seven, hatta bazı bazı abarttığını düşündüğüm adam. geceleri uyumaz, aklına eserse kafası bozuksa ben biraz dolaşacağım der, yol arşınlar. ayaklarından alır bütün hıncını. *. şehir uyur, o sabahlamıştır. sonra "sırtım tutulmuş ,sesim bile tuhaf ne önerirsin"le uyandırır beni. öğüt hiç değişmez. ılık süt, birazda uyku. güzel dostluklara sahip, laf dinleyen yazardır.*nazımızı çeken insandır. sohbetini eksik etmesin kişisidir.
bu aralar biraz sinirlerine hakim olması gereken kişi. istemediği tablolar karşısına çıkınca üzülüyor tabii. ayrıca bu ve bunun tayfasının yaşı da benden büyükmüş. yok ama o benim gözümde hala üniversite 3'e giden bir öğrenci gibi. off brell, ekranı 338764 görüyorum. gözlerimden çok pis uyku damlıyor...
defalarca msn'de sabahladığımızda, defalarca inat ve ısrarla sorduğum sorulara sabırla yanıt veren bir dost. kendisiyle birçok konuda aynı hüsran yollardan geçsek de, yaşama sevinci ve komiklikleriyle ağlarken bile beni güldüren yazar. ****
mahlasını ne zaman görsem yüzümde tebessümle beraber yüreğimde sıcacık bir dost sıcaklığı hissederim. öyle bir dostluktur ki yan yana olmadan da sarar insanı. yüreğine sağlık... dostlukla...
en zor zamanlarda, densizlerin nick altlarında gezdiği bir meydanbenim bir de iremim varmış.
brell yazarı her daim yanlarında onları korumuş, siper etmiş kendini.
bir el etsin ikimiz de gelelim peyzajına el atarız yazarıdır.
hem de çiçek ekeriz.
soluk kalacaktır gerçi. peyzajı kimin için tamamlıyorsa onun yanında.
(bkz: yazar burada brell in ağzını arıyor) *
bana cin ali demiş kişi. yani şimdi kalkıp ne diyeyim ben buna? he? tamam o'nu geçtim. bu kişi fransızcayı nerden öğrendi? katletmek üzere çünkü. academie francaise görse seni aforoz eder. merak içindeyim. google translate kullanıyorsan cidden çok pis rencide ederim bak çocuk. o da bir yere kadar çeviriyor zaten. bildiğim bir şey var ki fransızcayı haiti'de öğrenmişsin dostum...
"binelim mi la paz?" yüzümü çevirdim. "hadi biniyoruz" dedim. karşımızda hayvani bir dönmedolap. almanlar kurmuş meydana. en az 30-40 m yukarı çıkıyorsun belki de 50, bilemiyorum. gişede iki fransız karşılıyor. "3 euro, mösyö". sıraya geçiyoruz ve yavaşça biniyor ve yükseliyoruz. "ya en tepede durursa bu?" yüzünü çevirdi. "sus be olm la paz!" "kızma be olm, heyecan olsun diye" "peki..." şehir ayaklarımızın altında. en tepedeyiz. dönmedolap durdu. kahkaha koptu sonra. bu kadar olur. aslında bakma güldüğüme. yükseklik korkum vardır az çok. sanırım küçükken 4. katın havalandırma boşluğunda, iki parmağım kiremitlerin arasında, bedeniminse boşlukta iki parmağımın kuvvetiyle sallandığı içindir. bu faslı geçiyorum ama şimdi...
5-6 turdan sonra adrenalin yüklü bakışlarla iniyoruz... "iyiydi..." "aynen öyle la paz"
şehir canlı. herkes bir yerlere koşuşturuyor. cezayirliler, kamerunlular, andorralılar her bir yerde. küçük çocuklar meydandaki çam ağacının etrafında halka oluşturmuş, tatlı fransızcalarıyla şarkı söylüyor. sesleri gelmiyor değil. gözlerimse hala yorgun. delirmek üzereyim. "markete gidelim mi la paz" "bence direk yatağa!" yol alıyoruz...
çarşamba günü gün boyu uyuduğum için biraz sapıtmış olsam da kendimi toparlamış durumdayım. bir insan 20 saat uyuyabilir mi? demek ki oluyormuş. güzel çikolatalı ekler aldık, harika yapıyorlar bu fransızlar öyle deme, zaten anladıkları bir kaç şey var; sömürmek, pasta-börek-şarap-peynir-mutfak vs vs...ama bazı mösyö ve madam dışında çoğundan nefret ediyorum, gırtlakları tahriş olarak bir insan bir dil konuşulur mu? bak faslılara! adamların arapçası karşısında uyuyup kalıyorum o derece: "keyf-i hal ya hacı?" "elhamdulillah..."
yine kaotik bir gün. gri bir gökyüzü. yılbaşı günü. hiç program falan değil, sevmem. sevmem dediysem programı sadece. doğaçlama olunca daha çok hoşuma gidiyor. "patates kızartırız, makarna sonra la paz" "içim dışım bunlar oldu be abi, tamam yapalım ama, sos falan da alalım. belki şampanya" "duruma göre tamam!" yağmur var her yerde. en sevdiğim. yavaş yavaş yağıyor. offf!!! "vulcania'da şenlik vardır belki de!" markete gidiyoruz. herkes bir koşuşturmada. seviyorum bu telaşı az çok, bana da hatırlatıyor alış-verişleri. eski sevgilimin üzerinden çokca zaman geçti. "yanlış yapıyorsun la paz?!" "peki, git o zaman şimdi!" sustu ve çekip gitti. yıkıldım o banklarda. "bunu alalım mı sevgilime, la paz?" "efendim abi" "bunu diyorum abi" "aa evet. gayet hoş. alalım abi. hem o'na da çok yakışır."
"abi omlet yaptım, birazdan gel odama" "vay la paz, tamam geliyorum" koridor soğuk. "meyve suyunu da getir, unutma" uzaklardan bir ses. "tamammmm" kapıdan çıkıp, odama yol alıyorum. "süper olmuş, seni alan yaşadı" (gülümsemeler) "efendim, yok be abi, boşversene!" yine pencereden dışarıya bakmama sebebiyet verdi bu söz...
kitapçıya gittim, offf! bomboş! sol tarafta yine aynı madam karşılıyor. içerisi oldukça sıcak! romanlar her yerde. hazine gibi. anlaşılan herkes bu gece için çeşitli heva peşlerinde. şampanya patlıyor bir yerlerde. sıkıldım, attım kendimi dışarı. patisserie'nin oradan geçiyoruz. kahvesini almış bir adam, le figaro okuyor, belki de le monde. düşüncelere dalıp, ellerim cebimde yürümeye başladım...
üzüldüm sonra. fransız bir kız gördüm. 23-24 yaşlarında. yanında da bir köpek. tramvay geliyor yavaşca. bakışları donuk brell! yıkıldım, durdum kaldım! kördü. offff!! diz altı bir eteği vardı. sırtında bir çanta. yürüyordu kaldırımlarda. tramvayın sesiyle olduğu yerde kaldı, ben dayanamam brell böyle durumlara! yüzünde masumiyet tablosu! eridim kaldım orada, bozuk fransızcamla bir kaç şey söylemek istedim. tramvayın geçmesini bekledi. tramvay geçti, köpeğiyle birlikte kalabalığa karıştı! dönüp baktım sadece sonra. acı bir nokta kondu kalbime...
tek başıma giriyorum bu yıla. yalnızım be brell! babamları ve bir kaç eşi dostu aradım. herkes farklı hayallerde, farklı programlarda, eğlencelerde, o derece. sen hesap et! aslında biraz mistik, ütopik ve bir o kadar da distopik durum, ne kadar -ik ile biten sıfat ve sülfat varsa ekleyebilirsin...
sabah oldu. uyandım sebepsiz yere. iki-üç dilimlenmiş ekmeğe nutelladan sürüp keyif yaptım. "meyve suyu mu kola mı?" "kola olsun" sabah sabah kola, evet. olsun. indim merdivenlerden. şehir uyuyor. yağmur bastırıyor hafiften. kuzey kutup dairesine yakın olmayı seviyorum. güneş 9 gibi doğuyor. guatemalalı fernando'yu görüyorum. yüzünde bir tebessüm oluşuyor. yılbaşı sabahı gördüğüm ilk insan bu, evet. danışmadaki fernando. gözleri kan çanağı. "nasıl geçti yılbaşı?" "sorma la paz, beşe kadar dışardaydım. saate baktım, "guatemala girmiş midir yılbaşına?" arkasına dönüp, tepedeki saate baktı. "şuan saat 01.00 oldu orada, girdiler çoktan." "sen n'aptın?" "aynı bildiğin gibi fernando" "la paz, sen yine iyisin, en azından uyudun, benim çalışmam lazım daha" "tamam, kolay gelsin, uyu sağlam ama" güldü, "tamam la paz!"
yeni bir yıl. umarım sevdiklerinle, huzurlu, mutlu bir yıl geçirirsin dostum. bizi biz yapan değerler çoğalmakta. Gün geçtikçe hayatı anlamaya çalıştıkça, bu güçlüğün altından kalkamadıkça da Hayatlanıyoruz. kal sağlıcakla!
uzun yazılar yazıyor genelde. dünya dışı zeka belirtisi...
* yürürken bina cephelerinden yüze düşen soğuk damla/(#6901788)
* uyandıktan sonraki ilk beş dakika/(#6716886)
* babanın anlaşılamayan davranışları/(#6694218)
* üniversitedeki aşklar terminalde biter/(#5021845)
* sigaraya verilen parayla yapılabilecekler/(#6510129)
* tarihte iz bırakanların aşk hakkındaki yorumları/(#5112835)
* kışın yatak ısıtmanın yolları/(#6743864)
* sözlükteki sigara tiryakileri/(#5045693)
* seni aldattım diyen sevgiliye söylenecek ilk söz/(#4888525)
* pazar günü evden hiç çıkmamak/(#6765109)
* seni ne kadar uzun sevdim bilmiyorlar/(#5166288)
* konfeksiyon kültürü/(#6903317)
* uludağ sözlük ten soğuma nedenleri/(#6888776)
charles baudelaire'e aşığı. o'nun metresi jeanne duval'di. kadın tabii kendi sonunu hazırladı, orası ayrı da. baudelaire'i 30 yaşından sonra anlarsın, şimdi anlaman çok zor. ben de bir b.k anlamıyorum, orası ayrı. 30'dan sonra abi. öyle diyorlar olm, ben nereden bileyim ?! aaa...
bu çocuk naiftir. hele ki jetlag olmus barbunya gibi birisiyle kelam ettiyse ne mutludur ona. babası bir gün dalacak buna, ondan korkuyorum. ama yapmaz brell, iyi çocuktur. *